BORÇLAR KANUNU
KANUN NO:
818
22 Nisan
1926
8 Mayıs
1926 tarihli Resmi Gazete
Sayı:366
BİRİNCİ
KISIM
UMUMİ
HÜKÜMLER
BİRİNCİ
BAP
BORÇLARIN
TEŞEKKÜLÜ
BİRİNCİ
FASIL
AKİTTEN
DOĞAN BORÇLAR
A) AKDİN
İNİKADI
I - İKİ
TARAFIN MUVAFAKATİ
1 - UMUMİ
ŞARTLAR
MADDE 1 -
İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan
ettikleri takdirde, akit tamam olur.
Rızanın
beyanı sarih olabileceği gibi zımni dahi olabilir.
2 - İKİNCİ
DERECEDEKİ NOKTALARIN MESKUT KALMASI
MADDE 2 -
İki taraf akdin esaslı noktalarında uyuşurlar ise ikinci derecedeki
noktalar sükûtla geçilmiş olsa bile akde münakit olmuş nazariyle
bakılır.
İkinci
derecedeki noktalar hakkında uyuşulamadığı takdirde hâkim, işin
mahiyetine bakarak onları tâyin eder.
Akitlerin
şekillerine müteallik hükümler manfuzdur.
II - İCAP
VE KABUL
1 - KABUL
İÇİN MÜDDET TAYİNİ
MADDE 3 -
Kabul için bir müddet tâyin ederek başka kimseye bir akdin
yapılmasını teklif eden kimse bu müddetin hitamına kadar icabından
dönemez. Bu müddet bitmeden evvel kabul haberi kendisine yetişmezse
icap ile bağlı kalmaz.
2 -
KABUL İÇİN MÜDDET TAYİNİ OLUNMAKSIZIN İCAP
a) HAZIRLAR
BEYNİNDE
MADDE 4 -
Kabul için bir müddet
tâyin olunmaksızın hazır olan bir şahsa karşı vâkı olan icap derhal
kabul olunmadığı takdirde, anı yapan bağlı kalmaz.
İki taraf
yahut vekillerinin bizzat telefon ile yaptıkları akitlere hazırlar
arasında icra olunmuş nazariyle bakılır.
b) GAİPLER
ARASINDA
MADDE 5 -
Hazır olmıyan bir şahsa karşı müddet tâyin olunmaksızın dermeyan
olunan icap zamanında ve muntazam surette irsal olunmuş bir cevabın
vusulüne intizar edebileceği dakikaya kadar, onu yapan hakkında
lüzum ifade eder.
Bu kimsenin
icabını zamanında vâsıl olmuş addetmeğe hakkı vardır.
Vaktinde
gönderilen kabul haberi icabı yapana geç varır o kimse onunla mülzem
olmamak iddiasında bulunarsa keyfiyeti derhal kabul edene bildirmeğe
mecburdur.
3 - ZIMNİ
KABUL
MADDE 6 -
İcabı dermeyan eden kimse gerek işin hususi mahiyetinden gerek hal
ve mekiin icabından naşi sarih bir kabule intizar mecburiyetinde
olmadığı takdirde, eğer icap münasip bir müddet içinde reddolunmamış
ise, akde münakit olmuş nazariyle bakılır.
4 -
İLTİZAMSIZ İCAP VE ALENİ İCAP
MADDE 7
- İcabı dermeyan eden
kimse bu baptaki hakları mahfuz olduğunu sarahaten beyan eder yahut
akdi iltizam etmemek niyetinde olduğu gerek halin muktezasından
gerek işin hususi mahiyetinden istidlâl olunursa, icap lüzum ifade
etmez.
Tarife ve
cari fiyat irsali icap teşkil etmez.
Semenini
göstererek emtia teşhiri, kaideten icap addolunur.
5 - İLAN
SURETİYLE VUKU BULAN VAİTLER
MADDE 8 -
Bir iş veya bir şey mukabilinde ilân suretiyle bir bedel vadeden
kimse, vadine tevfikan o bedeli vermeğe mecburdur.
O iş veya o
şey husule gelmeksizin o kimse vadinden nükûl ederse vadettiği
bedeli tecavüz etmemek üzere diğerinin hüsnü niyetle yaptığı masrafı
ödemeğe mecburdur. Fakat umulan muvaffakiyetin elde edilemeyeceğini
vaadi yapan kimse ispat ettiği surette, bu mecburiyete
mahal
kalmaz.
6 - İCAP VE
KABULÜN GERİ ALINMASI
MADDE 9 -
İcabın geri alındığı haberi icabın vusulünden evvel yahut aynı
zamanda mürselünileyhe vâsıl olur yahut icaptan sonra vâsıl olmakla
beraber mürselünileyhe icaba muttali olmazdan evvel kendisine tebliğ
olunursa, icap
keenlemyekün addolunur.
Bu kaide
kabulün geri alınmasına da tatbik edilir.
III -
GAİPLER ARASINDA VUKUBULAN BİR AKDİN HANGİ ZAMANA İSTİNAT
ETTİĞİ
MADDE 10 -
Gaipler arasında icra olunan akitler, kabul haberi irsal olunduğu
anda hüküm ifade ederler.
Eğer sarih
bir kabule ihtiyaç bulunmazsa akdin hükmü, icabın vusulü anından
itibaren cereyana başlar.
B)
AKİTLERİN ŞEKLİ
I - UMUMİ
KAİDE VE EMROLUNAN ŞEKİLLERİN ŞÜMULÜ
MADDE 11 -
Akdin sıhhati, kanunda sarahat olmadıkça hiç bir şekle tabi
değildir.
Kanunun
emrettiği şeklin şumul ve tesiri derecesi hakkında başkaca bir hüküm
tâyin olunmamış ise akit, bu şekle riayet olunmadıkça sahih
olmaz.
II -
TAHRİRİ ŞEKİL
1 - KANUNEN
MUAYYEN ŞEKİL
a)
ŞÜMULÜ
MADDE 12 -
Kanunen tahriri olmazsa lâzım olan bir akdin tadili dahi tahriri
olmak lâzımdır. Şu kadar ki bu akdi nakız ve tadil etmeyen mütemmin
ve fer'i şartlar bu hükümden müstesnadır.
b)
RÜKÜNLERİ
MADDE 13 -
Tahriri olması icabeden akitlerde, borç deruhte edenlerin imzaları
bulunmak lâzımdır.
Hilâfı
kanunda yazılı olmadıkça imzalı bir mektup veya aslî borcu üzerine
alanlar tarafından imza edilmiş olan telgrafname tahriri şekil
makamına kaim olur.
c)
İMZA
MADDE 14 -
İmza, üzerine borç alan kimsenin el yazısı olmak
lâzımdır.
Bir âlet
vasıtasiyle vazolunan imza, ancak örf ve âdetçe kabul olunan
hallerde ve hususiyle çok miktarda tedavüle çıkarılan kıymetli
evrakın imzası lâzım geldiği takdirde, kâfi addolunur.
Amaların
imzaları usulen tasdik olunmadıkça yahut imza ettikleri zaman
muamelenin metnine vâkıf oldukları sabit olmadıkça, onları ilzam
etmez.
d) İMZA
MAKAMINA KAİM OLACAK İŞARETLER
MADDE 15 -
İmza vaz'ına muktedir olamıyan bir şahıs, imza yerine usulen tasdik
olunmuş ve el ile yapılmış bir alâmet vazetmeğe yahut resmî bir
şahadetname kullanmağa mezundur. Kambiyo poliçesine müteallik
hükümler
mahfuzdur.
2 - AKİTTE
MAHFUZ KALAN ŞEKİL
MADDE 16 -
İki taraf kanunen hususi bir şekle tabi olmıyan bir akdin hususi bir
şekilde yapılmasını kararlaştırmışlar ise, akit takarrür eden
şekilde yapılmadıkça iki taraf bununla ilzam olunamaz.
İki taraf
muayyen bir surette keyfiyeti izah etmiyerek tahriri şeklinden
bahsetmiş oldukları takdirde, kanun bu şekle riayet olunmasını
emrediyorsa, iki tarafın ona riayet etmesi lâzımdır.
C) BORCUN
SEBEBİ
MADDE 17 -
Borcun sebebini
ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı muteberdir.
D)
AKİTLERİN TEFSİRİ MUVAZAA
MADDE 18 -
Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven
gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları
tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakikî ve müşterek
maksatlarını aramak lâzımdır.
Tahrirî
borç ikrarına istinat ile alacaklı sıfatını iktisabeden başkasına
karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası dermeyan
olunamaz.
H) AKDİN
MEVZUU
I -
ERKANI
MADDE 19 -
Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tâyin
olunabilir.
Kanunun
kat'î surette emreylediği hukukî kaidelere veya kanuna muhalefet;
ahlâka (âdaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik
haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler
muteberdir.
II -
BUTLAN
MADDE 20 -
Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlâka (âdaba)
mugayir olursa o akit bâtıldır.
Akdin
muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi iptal etmeyip
yalnız şart, lâğvolur. Fakat bunlar olmaksızın akdin yapılmıyacağı
meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamiyle bâtıl
addolunur.
III -
GABİN
MADDE 21 -
Bir akitte ivazlar arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu
takdirde, eğer mutazarrırın müzayaka halinde bulunmasından veya
hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua
getirilmiş ise, mutazarrır bir sene zarfında akdi feshettiğini beyan
ederek verdiği şeyi geri alabilir.
Bu müddet,
akdin inikadından itibaren cereyan eder.
IV - AKİT
YAPMAK VADI
MADDE 22 -
Bir akdin ilerde inşa
edilmesine dair yapılan mukavele muteberdir.
Kanun iki
tarafın menfaatleri için bu akdin sıhhatini bir nevi şekle riayet
etmeğe tabi kıldığı takdirde, bu şekil o akdin yapılması taahhüdüne
de tatbik olunur.
V -
RIZADAKİ FESAT
I -
HATA
1 - HATANIN
HÜKÜMLERİ
MADDE 23 -
Akit yapılırken esaslı bir hataya duçar olan taraf, o akit ile ilzam
olunamaz.
2 - HATA
HALLERİ
MADDE 24 -
Esaslı hatalar, hulâsatan şunlardır:
1 - Hata
ettiğini iddia eden tarafın bir akit hakkında rizasını beyan ederken
başka bir akit kastetmiş olması.
2 - Hata
ettiğini iddia eden tarafın akitte makudun aleyhi teşkil eden şeyden
gayri bir şey kastetmiş yahut üzerine borç alırken başlıca nazara
aldığı şahıs ta yanılmış olması.
3 - Hata
ettiğini iddia eden tarafın taahhüt etiği ıvazın kasdettiği şeyden
ehemmiyetli surette çok ve mukabil ıvazın ehemmiyetli surette az
olması.
4 - Hata
ettiğini iddia eden tarafça akdin lüzumlu vasıflarından olarak
nazara alınmasına ticari doğruluğun müsait olduğu şeylerde hata
edilmiş olması.
Akdin
yalnız saiklerine taalluk eden hata, esaslı değildir.
Adi hesap
yanlışlığı, akdin sıhhatini ihlâl etmez. Bunlar tashih olunmakla
iktifa olunur.
3 -
HÜSNÜNİYET KAİDELERİNE MUHALİF HAREKET DAVASI
MADDE 25 -
Hataya düçar olan taraf, hüsnüniyet kaidelerine muhalif bir surette
ona istinat edemez.
Bilhassa
yapmağı kastettiği akdi diğer taraf icraya hazır olduğunu beyan
ettiği takdirde, bu akit onun hakkında lüzum ifade eder.
4 - İHMAL
YÜZÜNDEN HATA
MADDE 26 -
Akdin hükmünden kurtulmak için hata ettiğini iddia eden taraf, eğer
hata kendi kusurundan ileri gelmiş ise, mukavelenin bu suretle
feshinden mütevellit zararı tazmine mecburdur. Fakat diğer taraf
hataya vâkıf olmuş veya vâkıf olması muktazi bulunmuş olduğu
takdirde, tazminat lâzım gelmez.
Eğer
hakkaniyet icabederse hâkim, mutazarrır olan tarafın lehinde daha
fazla tazminat hükmedebilir.
5 -BİR
VASITANIN HATASI
MADDE 27 -
İki taraftan birinin rızası bir muhbir veya tercüman gibi diğer bir
vasıta tarafınan yanlış olarak naklolunduğu takdirde, hata
hakkındaki hükümlere göre mumale olunur.
II -
HİLE
MADDE 28 -
Diğer tarafın hilesiyle akit icrasına mecbur olan tarafın hatası
esaslı olmasa bile, o akit ile ilzam olunmaz.
Üçüncü bir
şahsın hilsine düçar olan tarafın yaptığı akit lüzum ifade eder. Şu
kadar ki diğer taraf bu hileye vâkıf bulunur veya vâkıf olması
lâzımgelirse o akit lâzım olmaz.
III -
İKRAH
1 - AKDİN
İNKİZASI
MADDE 29 -
Eğer iki taraftan biri diğer tarafın yahut üçüncü bir şahsın
ikrahiyle bir akit yapmış olursa, kendi hakkında lüzum ifade
etmez.
İkrah,
üçüncü bir şahsın fiili olup ta diğer taraf ona vâkıf olmamış yahut
vâkıf olması lâzım bulunmamış olduğu takdirde bu ikraha düçar olan
taraf, akdi fesh ederse, hakkaniyet iktiza ettiği halde diğer tarafa
tazminat vermeğe mecburdur.
3 - İKRAHIN
ŞARTLARI
MADDE 30 -
İkrah olunan taraf, hal ve mevkiine nazaran kendisinin yahut yakın
arkabasından birinin hayat veya şahıs veya namus yahut malları ağır
ve derhal vukubulacak bir tehlikeye maruz olduğuna kanaat getirdiği
takdirde ikrah, muteber addolunur.
Bir hakkın
veya kanuni salâhiyetin isteneceği ve kullanılacağı tehdidi ile
müzayakaya düçar olan kimsenin yaptığı akit, tehdit eden için fahiş
menfaatler temin etmiyorsa; bu tehdit, ikrahı muteber addolunmaz.
Fakat fahiş menfaatler istihsali için tehdit olunan tarafın
müzayaka halinde bulunmasından istifade
olunmuş olursa bu korku nazara alınır.
IV - AKDE
İCAZET İLE RIZANIN FESADI BERTARAF EDİLMESİ
MADDE 31 -
Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile
mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer
tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi
geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu mehil, hata
veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren
cereyan eder.
Hile ve
haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir akde icazet, zarar
ve ziyan talebinden feragati istilzam etmez.
Z)
TEMSİL
I -
SALAHİYETE MÜSTENİT TEMSİL
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
a) TEMSİLİN
HÜKÜMLERİ
MADDE 32 -
Salâhiyetar bir mümessil tarafından diğer bir kimse namına yapılan
akdin alacak ve borçları, o kimseye intikal eder.
Akdi yapar
iken mümessil, sıfatını bildirmediği takdirde akdin alacak ve
borçları kendisine ait olur. Şu kadar ki kendisiyle akdi yapan
kimse, bir temsil münasebeti mevcut olduğunu halden istidlâl eder
yahut bunlardan biri veya diğeri ile akit icrası kendisince farksız
bulunur ise akdin hakları temsil olunan kimseye ait olur.
Sair
hallerde alacağın temliki yahut borcun nakli hakkında mevzu usule
tevfikan muamele icrası lazımgelir.
b)
SALAHİYETİN DERECESİ
MADDE 33 -
Başkası namına temsil hukuku âmmeden münbais ise mümessilin
salâhiyetinin derecesi bu baptaki kanuni hükümler ile taayyün eder.
Temsil hukukî bir tasarruftan tavellüt etmiş ise salâhiyetin
derecesi o tasarruf ile taayyün eyler.
Şu kadar ki
mümessilin salâhiyetinin derecesi üçüncü şahsa beyan ve tebliğ
edilmiş ise ancak bu beyana itibar olunur.
2 - HUKUKİ
MUAMELEDEN NEŞET EDEN SALAHİYET
A)
SALAHİYETİN TAHDİDİ VE REFİ
MADDE 34 -
Temsil olunan kimse, hukukî bir tasarruftan tevellüt eden temsil
salâhiyetini her
zaman tahdit veya ref edebilir. Bundan dolayı mümessilin, bir hizmet
veya şirket veya vekâlet akdi gibi sebeplere istinat ederek dâva
ikamesi hakkına halel gelmez.
Temsil
olunan kimsenin bu hakkından evvelce feragat etmesi
hükümsüzdür.
Temsil
olunan kimse gerek
sarahaten gerek delâleten verdiği salahiyeti diğer kimselere
bildirdiği halde bu salahiyeti diğer kimselere bildirdiği halde bu
salahiyeti tamamen veya kısmen ref ettiğini bildirmemiş olursa
salâhiyetin bu suretle ref'ini üçüncü şahıslara karşı dermeyan edemez.
B) ÖLÜM VE
EHLİYETSİZLİĞİN VE SAİRENİN HÜKÜMLERİ
MADDE 35 -
Hilâfı iki tarafça kararlaştırılmış yahut maslahatın mahiyetinden
istidlâl olunmuş olmadıkça hukukî bir bir muameleden mütevellit
temsil salahiyeti mümessilin yahut temsil edilenin vefatı veya
gaiplik hükmünün ilânı veya medenî hakların kullanılması
salâhiyetinin izaası yahut ikisinden birinin yahut her ikisinin
iflâs ilân etmesiyle, nihayet bulur.
Bir hükmi
şahsın mevcudiyeti hitam bulduğu yahut bir şirket fesh olunduğu
takdirde de hüküm
yine böyledir.
İki tarafın
birbirine karşı haiz oldukları şahsî haklar mahfuz kalır.
C)
SALAHİYETİ HAVİ OLAN SENEDİN İADESİ
MADDE 36 -
Salâhiyeti nâtık vesikayı haiz olan mümessil, vazifesi hitam bulduğu
takdirde, onu temsil edilene iade yahut mahkemeye tevdi etmeye mecburdur.
Eğer temsil
edilen yahut halefleri, mümessili bu hususa icbar etmekte tekâsül
ederlerse, bundan dolayı hüsnüniyet ile hareket eden üçüncü
şahısların düçar olacakları zararı tazmin etmeye mecbur
olurlar.
D)
SALAHİYETİN HANGİ ZAMANDAN İTİBAREN NİHAYET BULACAĞI
MADDE 37 -
Mümessil kendi salâhiyetinin hitam bulduğunu vâkıf olmadığı
müddetçe, temsil edilen yahut halefleri, bu salahiyet henüz baki
imiş gibi onun muamelesi ile alacaklı veya borçlu
olurlar.
Üçüncü
şahısların, salâhiyetin nihayet bulduğuna vâkıf oldukları suretler
müstesnadır.
II -
SALAHİYETİN FIKDANI
1 -
İCAZET
MADDE 38 -
Bir kimse salahiyeti olmadığı halde diğer bir şahıs namına bir akit
yaptığı takdirde, bu şahıs bu akde icazet vermedikçe alacaklı veya
borçlu olmaz. Diğer tarafın, temsil edilenin münasip bir müddet
içinde o akde icazet verip vermiyeceğini beyan etmesini talebe hakkı
vardır. Bu müddet zarfında icazet verilmediği halde, o kimse mülzem
olmaz.
2 -
İCAZETİN BULUNMAMASI
MADDE 39 -
Eğer icazetten sarahaten veya zımnen imtina olunursa, akdin sahih
olmamasından tahaddüs eden zararın tazmini zımnında, mümessil
sıfatını takınan kimse aleyhinde dâva ikame olunur. Fakat bu kimse
diğer tarafın salahiyeti bulunmadığını vâkıf olduğu veya vâkıf
olması lâzım geldiğini ispat
ettiği takdirde, dâvaya mahal yoktur. Mümessilin taksiri vukuunda
hakkaniyet iktiza ettiği halde hâkim, onu daha fazla zarar ve ziyan
itasına mahkûm eder.
Haksız mal
iktisabı esasına binaen dâva ikamesi hakkı, bu hallerin kâffesinde
bakidir.
III -
MAHFUZ HÜKÜMLER
MADDE 40 -
Şirket mümessil ve memurlarının ve tüccar vekillerinin salâhiyetleri
hakkında hükümler mahfuztur.
İKİNCİ
FASIL
HAKSIZ
MUAMELELERDEN DOĞAN BORÇLAR
A) UMUMİ
KAİDELER
I -
MESULİYET ŞERAİTİ
MADDE 41 -
Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette
diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine
mecburdur.
Ahlâka
mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek
sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine
mecburdur.
II -
ZARARIN
TAYİNİ
MADDE 42 -
Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakikî miktarını ispat
etmek mümkün olmadığı takdirde hâkim, halin mutat cereyanını ve
mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete
tevfikan tâyin eder.
III -
TAZMİNAT MİKTARININ TAYİNİ
MADDE 43 -
Hâkim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın
suretini ve şümulünün derecesine tâyin eyler.
Zarar ve
ziyan irad şeklinde tâyin olunduğu takdirde borçludan icabeden
teminat alınır.
IV -
TAZMİNATIN TENKİSİ
MADDE 44 -
Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili
zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı
yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hâkim, zarar ve
ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar
edebilir.
Eğer zarar
kasden veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve
tazmini de borçluyu müzayakaya maruz bıraktığı takdirde hâkim,
hakkaniyete tevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir.
V - HUSUSİ
HALLER
1 - ADAM
ÖLMESİ VE
CİSMANİZARAR
A) ÖLÜM
TAKDİRİNDE ZARAR VE ZİYAN
MADDE 45 -
Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını
da ihtiva eder. Ölüm, derhal vukubulmamış ise zarar ve ziyan tedavi
masraflarını ve çalışmağa muktedir olamamaktan mütevellit zararı
ihtiva eder.
Ölüm
neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum
kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek
lazımgelir.
B) CİSMANİ
ZARAR HALİNDE LAZIMGELEN ZARAR VE ZİYAN
MADDE 46 -
Cismanî bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından
ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden
zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir.
Eğer hükmün
suduru esnasında, kâfi derecede kanaat ile cismanî zararın
neticelerini tâyin etmek mümkün değil ise; hükmün tefhimi tarihinden
itibaren iki sene zarfında hâkimin, tetkik salâhiyetini muhafaza
etmeğe hakkı vardır.
C) MANEVİ
TAZMİNAT
MADDE 47 -
Hâkim, hususi halleri nazara alarak cismanî, zarara düçar olan
kimseye yahut adam
öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık
tazminat verilmesine karar verebilir.
2 - HAKSIZ
REKABET
MADDE 48 -
Yanlış ilânlar yahut hüsnüniyet kaidelerine mugayir sair hareketler
ile müşterileri tenakus eden yahut bunları gaip etmek korkusuna
maruz olan kimse bu fiilere hitam verilmesi için faili aleyhinde
dâva ikame ve failin hatası vukuunda sebebiyet verdiği zararın
tazminini talep edebilir.
(Ek Fıkra:
6763 - 29.06.1956) Ticari işlere ait olan haksız rekabet hakkında
Ticaret Kanunu
hükümleri mahfuzdur.
3 - ŞAHSİ
MENFAATLERİN HALELDAR OLMASI
MADDE 49 -
(Değişik: 3444 - 04.05.1988) Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir
şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık
manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dâva edebilir.
Hâkim,
manevi tazminatın miktarını tâyin ederken, tarafların sıfatını,
işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da
dikkate alır.
Hâkim, bu
tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave
edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve
bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.
VI -
MÜTESELSİL MESULİYET
1 - HAKSIZ
FİİL HALİNDE
MADDE 50 -
Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde
müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik
edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hâkim, bunların birbiri
aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun
şumulünün derecesine tâyin eyler.
Yataklık
eden kimse, vakı olan kârdan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir
zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.
2 -
MUHTELİF SEBEPLERİN İÇTİMAI HALİNDE
MADDE 51 -
Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun)
binaen mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar
vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele
olunur.
Kaideten
haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel,
tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde
kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef olur.
VII - MEŞRU
MÜDAFAA, IZTIRAR VE KENDİ HAKKINI
VİKAYE İÇİN
KUVVET KULLANILMASI
MADDE 52 -
Meşru müdafaa halinde mütecavizin şahsına veya mallarına yapılan
zarardan dolayı tazminat lazım gelmez.
Kendisini
veya diğerini zarardan yahut derhal vukubulacak bir tehlikeden
vikaye için başkasının mallarına halel iras eden kimsenin borçlu
olduğu tazminat miktarını hâkim, hakkaniyete tevfikan tâyin
eder.
Kendi
hakkını vikaye için cebrî kuvvete müracaat eden kimse hal ve mevkia
nazaran zamanında hükümetin müdahalesi temin edilemediği yahut
hakkının ziyaa uğramasını yahut hakkının kullanılması hususunun pek
çok müşkül olmasını meni için başka vasıtalar mevcut olmadığı
takdirde, bir gûna tazminat itasiyle mükellef olmaz.
VIII - CEZA
HUKUKU İLE MEDENİ HUKUK ARASINDA MÜNASEBET
MADDE 53 -
Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz
kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza
hukukunun mesuliyete dair ahkâmiyle bağlı olmadığı gibi, ceza
mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan
başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını
tâyin hususunda dahi hukuk hâkimi takyit etmez.
B) TEMYİZ
KUDRETİNİ HAİZ OLMAYANLARIN MESULİYETİ
MADDE 54 -
Hakkaniyet iktiza ediyorsa hâkim, temyiz kudretini haiz olmayan kimseyi ika ettiği zararın
tamamen yahut kısmen tazminine mahkûm eder.
Temyiz
kudretini muvakkaten ızaa eden kimse, bu halde iken yapmış olduğu
zararı tazmine mecburdur. Şu kadar ki kendi kusuru olmaksızın ika
edilmiş olduğunu ispat eder ise mesul olmaz.
C) İSTİHDAM
EDENLERİN MESULİYETİ
MADDE 55 -
Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği
kimselerin ve amalesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada
yaptıkları zarardan mesuldür. Şu kadar ki böyle bir zararın
vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve
itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile
zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul
olmaz.
İstihdam
eden kimsenin, zâmin olduğu şey ile zararı ika eden şahsa karşı rücu
hakkı vardır.
D)
HAYVANLAR TARAFINDAN YAPILAN ZARARDAN MESULİYET
I - ZARAR
VE ZİYAN
MADDE 56 -
Bir hayvan tarafından yapılan zararı o hayvan kimin idaresinde ise o
kimse hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinayı yaptığını
yahut bu dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani
olamıyacağını ispat etmedikçe tazmine mecburdur.
Bu surette
eğer hayvan diğer bir şahıs yahut diğer bir şahsa ait olan hayvan
tarafından ürkütülmüş olur ise bu kimse onlara rücu
edebilir.
II - HAYVAN
ÜZERİNDE HAPİS
HAKKI
MADDE 57 -
Bir kimsenin hayvanı diğerinin gayrimenkulü üzerinde bir zarar
yaptığı takdirde gayrimenkulün zilyedi o hayvanı zabt ve kendisine
ita olunabilecek tazminat mukabilinde teminat olmak üzere yedinle
hapsetmeğe hakkı vardır. Eğer hal ve maslahat icabederse,
gayrimenkul zilyedi o hayvanı
öldürebilir. Şu kadar ki gayrimenkulün zilyedi hemen
keyfiyetten hayvanların sahibini haberdar etmeğe ve eğer onu
bilmiyorsa kendisini bulmak için lazım gelen tedbirleri ittihaz
eylemeğe mecburdur.
H) BİNA VE
DİĞER ŞEYLERDE MESULİYET
I - ZARAR
VE ZİYAN
MADDE 58 -
Bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin maliki, o şeyin fena
yapılmasından yahut muhafazadaki kusurundan dolayı mesul
olur.
Bir
cihetten dolayı kendisine karşı mesul olan şahıslar aleyhindeki rücu
hakkı mahfuzdur.
II -
TEDBİRLER
MADDE 59 -
Bir binadan yahut diğer bir şahsın imal ettiği şeylerden dolayı
zuhura gelecek bir zarara maruz olan kimsenin, tehlikeyi bertaraf
etmek için, lazım gelen tedbirlere tevessül etmesini malikten talep
etmeğe hakkı vardır.
Şahısların
ve malların vikayesine dair olan zabıta nizamları
bakidir.
V) MÜRURU
ZAMAN
MADDE 60 -
Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ
tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine
ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim
fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima
olunmaz.
Şu kadar ki
zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun
müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa
şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur.
Eğer haksız
bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş
olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt
olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir.
ÜÇÜNCÜ
FASIL
HAKSIZ BİR
FİİL İLE MAL İKTİSABINDAN DOĞAN BORÇLAR
A)
ŞARTLAR
I -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 61 -
Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisabeden kimse,
onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk
etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir
sebebe müsteniden ahzolunan şeyin, iadesi lazımdır.
II - BORÇ
OLMAYAN ŞEYİN TEDİYESİ
MADDE 62 -
Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini borçlu
zan ederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez. Müruru
zamana uğramış olan bir borcu eda yahut ahlâki bir vazifeyi ifa için
verilen şey, geri alınamaz.
B) İADENİN
ŞÜMULÜ
I -
MÜDDEİALEYHİN BORCU
MADDE 63 -
Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun istirdadı zamanında
elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği miktar nispetinde red ve iade
ile mükellef değildir.
Şu kadar ki
kabız, o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış yahut onu elden çıkarır
iken bilahare red ve iadeye mecbur olacağına vakıf bulunmuş olursa
red ve iadeye mecburdur.
II
- MASRAFTAN
MÜTEVELLİT HAKLAR
MADDE 64 -
Müddeialeyhin, yaptığı zaruri yahut faideli masrafları istirdada
salahiyeti vardır. Müddeialeyh, o şeyi kabzettiği zaman suiniyet ile
hareket etmiş ise yaptığı faideli masraflardan iade zamanında halen
mevcut olan fazlalık nisbetindeki miktarı kendisine tediye olunur.
Diğer masraflardan dolayı müddeialeyhin, bir gûna tazminat talebine
hakkı yoktur. Fakat iadeden evvel kabzolunan şey ile birleştirilmiş
olan ziyadeyi, o şeye zarar vermeksizin tefrik kabil olduğu ve
müddeide masrafların bedelini teklif
etmediği takdirde ilâve olunan ziyadeyi ref edebilir.
C)
İSTİRDADIN CAİZ OLMAMASI
MADDE 65 -
Haksız yahut ahlâka (âdaba) mugayir bir maksat istihsali için
verilen bir şeyi istirdada mahal yoktur.
D) MÜRURU
ZAMAN
MADDE 66 -
Haksız surette mal
iktisabından dolayı ikame olunacak dâva, mutazarrır olan tarafın
verdiğini istirdada hakkı olduğuna ıttılaı tarihinden itibaren bir
sene müruriyle ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren on
senenin müruriyle sakıt olur. Eğer mal iktisabı mutazarrır olan taraf aleyhinde bir borç
teşkilinden ibaret ise, mutazarrırın hakkı mürüru zaman ile sakıt
olmuş olsa bile, bu borcu ifa etmez.
İKİNCİ
BAP
BORÇLARIN
HÜKMÜ
BİRİNCİ
FASIL
BORÇLARIN
İFASI
A) UMUMİ
ESASLAR
I - BİZZAT
BORÇLU TARAFINDAN İFA
MADDE 67 -
Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının
menfaati bulunmadıkça; borçlu, borcunu şahsen ifaya mecbur
değildir.
II - İFANIN
MEVZUU
1 - KISMEN
TEDİYE
MADDE 68 -
Borcun miktarı muayyen ve tamamı muaccel olduğu takdirde alacaklı
kısmen vukubulan tediyeyi reddebilir. Alacaklı kısmen tediyeyi kabul
ederse borçlu, borçtan ikrar eylediği kısım tediyeden imtina
edemez.
2 - TAKSİM
KABİL OLMIYAN BORÇ
MADDE 69 -
Borç, taksim edilemediği ve alacaklılar birden ziyade olduğu
takdirde bunlardan biri borcun tamamen ifasını isteyebilir. Borçlu
hepsine karşı borcunu vermeye mecburdur. Borçlular birden ziyade ise
her biri taksimi kabil olmayan borcun tamamını vermekle mükelleftir.
Halin icabından hilâfı anlaşılmadıkça, veren borçlu,
kendisiyle müştereken
borçlu olanlara hisseleriyle rücu hakkını haiz ve bu nispette
alacaklının haklarına halef olur.
3 - MUAYYEN
OLMAYAN BİR ŞEYE TAALLÜK EDEN BORÇ
MADDE 70 -
Verilmesi lâzım gelen şey yalnız nevile tâyin edilmiş ise işin
mahiyetinden hilâfı anlaşılmadıkça bu şeyin intihabı borçluya
aittir. Bununla beraber borçlu, mutavassıt vasıftan aşağı vasıfta
bir şey veremez.
4 - BİRDEN
ZİYADE ŞEYLERE TAALLÜK EDEN BORÇ
MADDE 71 -
Borç birden ziyade şeylerin yapılmasını veya verilmesini şamil
olupta borçlu bunlardan yalnız biriyle mükellef tutulabilirse işin
mahiyetinden hilâfı anlaşılmadıkça intikap, borçluya
aittir.
5 -
FAİZ
MADDE 72 -
Bir kimse faiz vermesine mecbur olupta miktarı ne mukavele ile ne de
kanun veya örf ve âdet ile muayyen değil ise bu faiz senevi yüzde
beş hesabiyle tediye olunur. (Mukavele ile faiz meselesinde
suiistimalin meni hukuku âmme kanunlarına aittir).
B) BORCUN
İFA EDİLECEĞİ MAHAL
MADDE 73 -
Borcun ifa edilmesi lâzım gelen yer, iki tarafın sarih veya zımnî
arzusuna göre tâyin edilir. Hilâfına bir şart mevcut olmadığı
surette aşağıdaki hükümler tatbik olunur:
1 - Borç
bir miktar paradan ibaret ise tediye alacaklının verme zamanında
mukim bulunduğu yerde vukubulur.
2 - Borç
muayyen bir şeye taallük ediyorsa bu şey akdin inikadı zamanında
bulunduğu yerde teslim olunur.
3 -
Bunlardan başka her borç doğumu zamanında borçlunun mukim bulunduğu
yerde ifa edilir. Alacaklının ikametgâhında tediye edilmesi lâzım
gelen bir borcun ifası borcun doğumundan sonra alacaklının
ikametgâhını değiştirmesi sebebiyle ehemmiyetli bir surette
güçleşmiş ise borç alacaklının evvelki ikametgâhında ifa
olunabilir.
C) İFANIN
ZAMANI
I - MUACCEL
BORÇ
MADDE 74 -
Ecel meşrut olmadığı veya işin mahiyetinden anlaşılmadığı takdirde
borcun hemen ifa ve derhal icrası talep olunabilir.
II -
MÜECCEL BORÇ
1 - AY
ÜZERİNE ECEL
MADDE 75 -
Borcun ifası için bir ayın iptidâsı veya nihayet tâyin olunmuş ise
ayın birinci ve sonuncu günü anlaşılır. Bir ayın ortası tâyin
olunmuş ise bundan ayın on beşi anlaşılır.
2 - DİĞER
ECELLER
MADDE 76 - Bir
borç veya sair her hangi bir tasarruf akdin inikadından itibaren bir
müddetin hitamında ifa ve icra edilmek lâzım geldiği takdirde, vade
aşağıdaki veçhile tâyin olunur:
1 - Müddet,
gün ile tâyin edilmiş ise borç, akdin inikat ettiği gün sayılmıyarak
müddetin son günü muaceel olur. Müddet, sekiz veya on beş gün ise bu
müddet bir veya iki haftayı değil tam sekiz veya on beş günü ifade
eder.
2 - Müddet
haftalar ile tâyin edilmiş ise borç son haftanın, akdin münakit
olduğu güne ismen tevafuk eden gününden muaccel olur.
3 - Müddet
ay ile veya sene, yarı sene ve senenin dörtte biri gibi birden
ziyade ayları ihtiva eden bir zaman ile tâyin edildiği surette borç,
akdin münakit olduğu gün ayın kaçıncı günü ise son ayın buna tekabül
eden günü muaccel olur. Son ayda tekabül eden gün mevcut değil ise
borç son ayın son günü ifa olunur.
Yarım ay
tabiri, on beş günlük bir müddete muadildir. Müddet bir veya birden
ziyade ay ile yarım ay ise on beş gün son olarak hesap
edilir.
Bu
kaideler, müddet, akdin inikadından başka bir zamandan itibaren
cereyan ettiği surette de tatbik olunur. Muayyen bir zaman içinde
ifa edilmek lâzım gelen bir borcu borçlu, müddetin hitamından evvel
ifa ile mükelleftir.
3 - CUMA VE
TATİL GÜNLERİ(*)
MADDE 77 -
Bir cumaya veya kanunen tatil olarak kabul edilen diğer bir güne tesadüf eden vade
kendiliğinden bu günü takip edip tatil olmıyan ilk güne geçer.
Hilâfına mukavele muteberdir.
III -
İŞLERE TAHSİS OLUNAN SAATLERDE İFA
MADDE 78 -
Borç vade gününde işlere tahsis olunan saatler zarfında ifa ve
alacaklı tarafından kabul edilmek lâzım gelir.
IV - ECELİN
UZATILMASI
MADDE 79 -
Borcun ifası için tâyin olunan ecel uzatılmış ise yeni mehil, aksi
şart edilmedikçe evvelki mehlin hitamını takip eden birinci günden
başlar.
V -
VAKTİNDEN EVVEL İFA
MADDE 80 -
Akdin hükmünden veya mahiyetinden veya hal icabından iki tarafın
hilâfını kast ettikleri anlaşılmadığı takdirde, borçlu borcunu
vadesinden evvel ifa edebilir. Şu kadar ki borçlunun, vadeden evvel
tediyede bulunmasından dolayı mukavele ile veya adeten mezun olmadıkça bir miktar tenzilât icrasına
hakkı yoktur.
I -
MÜTEKABİL TAAHHÜDATI İHTİVA EDEN AKİTTE
1 - İFANIN
TARZI
MADDE 81 -
Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akdin ifasını talep eden
kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine nazaran bir ecelden istifade
hakkını haiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını teklif
eylemiş olmak lâzımdır.
2 - BORCUNU
ÖDEMEKTEN ACİZ HALİNDE BİR TARAFIN FESİH HAKKI
MADDE 82 -
Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akitte âkitlerden birinin borcunu edadan âciz
olması ve bilhassa iflâs veya aleyhindeki haczin neticesiz kalması
sebebi ile diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse, bu taraf,
lehindeki borcun ifası temin edilinceye kadar kendisine terettüp
eden borcun ifasından imtina ve talebi
üzerine bu teminat münasip bir müddet içinde verilmediği surette
akdi feshedebilir.
(*) 27
Mayıs 1935 tarih ve 2739 sayılı Kanunla hafta tatili (PAZAR) günü
olarak kabul edilmiştir.
D)
TEDİYE
I -
MEMLEKET PARASİYLE
MADDE 83 -
Mevzuu para olan borç memleket parasiyle ödenir.
Akit tediye
mahallinde kanuni rayici olmayan bir para üzerine varit olmuş ise
akdin harfiyen icrası "aynen ödemek" kelimeleri veya buna muadil
sair tabirat ile şart edilmiş olmadıkça borç vadenin hulûlü
günündeki rayici üzerinden memleket parasiyle ödenebilir.
(Ek Fıkra:
3678 - 14.11.1990) Yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi
halinde alacaklı, bu borcu vade veya fiilî ödeme günündeki rayice
göre Türk parası ile ödenmesini istiyebilir.(*)
II -
MAHSUP
1 - KISMEN
TEDİYE HALİNDE
MADDE 84 -
Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise kısmen icra
eylediği tediyeyi resülmale mahsup edebilir.
Alacaklı
alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya sair teminat almış ise
borçlu kısmen icra eylediği tediyeyi temin edilen veya teminatı daha
iyi olan kısma mahsup etmek hakkını haiz değildir.
2 - BİRDEN
FAZLA BORÇLAR OLDUĞU SURETTE
a)
ALACAKLININ BEYANINA TEVFİKAN
MADDE 85 -
Birden fazla borçları bulunan borçlu, borçları ödemek zamanında bu
borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etmek
hakkını haizdir.
Borçlu
beyanatta bulunmadığı surette vukubulan tediye kendisi tarafından
derhal itiraz edilmiş olmadıkça alacaklının makbuzda irae ettiği
borca mahsup edilmiş olur.
b) KANUNA
TEVFİKAN
MADDE 86 -
Kanunen muteber bir
beyan vâki olmadığı yahut makbuzda bir gûna mahsup gösterilmediği
takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir.
Müteaddit
borçlar muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip
edilen borca mahsup edilir. Takibat vâki olmamış ise tediye, vadesi
iptida hulûl etmiş olan borca mahsup edilir.
Müteaddit
borçların vadeleri aynı zamanda hulûl etmiş ise mahsup mütenasiben
vâki olur. Hiç bir borcun vadesi hulûl etmemiş ise alacaklı için en
az teminatı haiz olan borca mahsup edilir.
(*) 14
Kasım 1990 tarih ve 3678 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesi
hükmüne göre, ek fıkra, yürürlük tarihinden önceki ilişkilerden
doğan ve halen görülmekte olan yabancı para ve faiz alacaklarına
ilişkin davalar hakkında uygulanmaz. Ancak, alacaklıların bu Kanuna
ve Borçlar Kanununun 105 inci
maddesine göre munzam zarar talep etme hakları saklıdır.
III -
MAKBUZ VE SENETLERİN İADESİ
1 -
BORÇLUNUN HAKKI
MADDE 87 -
Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz veya borcun tamamı tediye edilmiş
ise senedin geri verilmesini veya iptalini istemek hakkını haizdir.
Borcun tamamı ödenmemiş veya senet alacaklıya başka haklar da
vermekte ise borçlu ancak makbuz itasını ve tediyenin senede dercini
isteyebilir.
2 -
HÜKÜMLERİ
MADDE 88 -
Faizden veya icar bedeli gibi muayyen zamanlarda ödenmesi
lâzım gelen sair
borçlardan ihtirazi bir kayıt dermeyan etmeksizin bir taksit için
makbuz veren alacaklı ondan evvelki taksitleri de tahsil etmiş
sayılır. Alacaklı resülmal için makbuz vermiş ise faizlerinide
tahsil etmiş sayılır. Senet borçluya iade edildikte borç sâkıt olmuş sayılır.
3 - SENEDİN
İADESİNİN MÜMKÜN OLAMAMASI
MADDE 89 -
Alacaklı senedi zayi ettiğini iddia eder ise tediyede bulunan borçlu
kendisine senedin iptalini ve borcun sukutunu mübeyyin resmen tanzim
veya usulen tasdik edilmiş bir ilmühaber vermeğe alacaklıyı mecbur
edebilir. Kıymetli evrakın iptaline müteallik hükümler
mahfuzdur.
H)
ALACAKLININ TEMERRÜDÜ
I -
ŞARTLAR
MADDE 90 -
Yapılacak veya verilecek şey usulü dairesinde kendisine arz olunan
alacaklı muhik bir sebep olmaksızın onu reddeder veya borçlunun
borcunu ifa edebilmesi için tekaddümen kendi tarafından yapılması
lâzım gelen muameleleri icradan imtina eder ise, mütemerrit
addolunur.
II -
HÜKÜMLERİ
1 - BORCUN
MEVZUU BİR AYIN OLDUĞU SURETTE
a) TEVDİ
HAKKI
MADDE 91 -
Alacaklı mütemerrit olduğu takdirde borçlu hasar ve masrafları
alacaklıya ait olmak üzere vereceği şeyi tevdi ederek borcundan
beraet edebilir. Tevdi edilecek yeri, tediye yerindeki hâkim tâyin
eder. Fakat ticari eşya, hâkimin kararı olmaksızın dahi bir ardiyeye
tevdi edilebilir.
b) SATMAK
HAKKI
MADDE 92 -
Akdin mevzuu olan şeyin mahiyeti veya işin nevi tevdia mâni olur
veya verilecek şey bozulmağa maruz veya muhafazası masrafı mucip
veya tevdii büyük masrafları müstelzim olur ise borçlu evvelen
ihtarda bulunduktan sonra hâkimin izniyle onu alenen sattırarak
bedelini tevdi edebilir. Verilecek şey borsada mukayyet veya cari
fiate mevcut veya masraflarına nispetle kıymeti az ise satışın aleni
olması lâzım olmadığı gibi ihtara lüzum görmeksizin de hâkim, satışa
müsaade edebilir.
c) TEVDİ
EDİLEN ŞEYİN İSDİRDADI
MADDE 93 -
Alacaklı tevdi edilen şeyi kabul eylediğini beyan etmiş veya tevdi
bir rehnin fekkini tevlit eylemiş bulunmadıkça, borçlu tevdi edilen
şeyi istirdat edebilir. Tevdii edilen şeyin istirdadı ile beraber,
alacak bütün
teferrüatiyle yeniden tevellüt eder.
2 - BORCUN
MEVZUU BİR ŞEY OLMADIĞI SURETTE
MADDE 94 -
Borcun mevzuu bir aynın teslimini tazammun etmediği surette eğer
alacaklı mütemerrit ise borçlunun temerrüdüne müteallik hükümlere
tevfikan, borçlu akdi feshedebilir.
V - BORCUN
İFASINA MANİ OLAN DİĞER SEBEPLER
MADDE 95 -
Verilecek şey ve yapılacak iş ne alacaklıya ne de alacaklıya
müteallik şahsî diğer bir sebeple mümessiline arz edilemez veya
borçlunun kusuru olmaksızın alacaklının şahsında tereddüt olunursa
borçlu, alacaklının temerrüdü halinde olduğu gibi tevdi etmek veya
akdi fesheylemek hakkını haizdir.
İKİNCİ
FASIL
BORÇLARIN
ÖDENMEMESİNİN NETİCELERİ
A) BORCUN
İFA EDİLMEMESİ
I -
BORÇLUNUN MESULİYETİ
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 96 -
Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde
borçlu kendisini hiç bir kusurun isnat edilemiyeceğini ispat
etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.
2 - BİR
ŞEYİN YAPILMASI VEYA YAPILMAMASI BORÇLARI
MADDE 97 -
Bir şeyin yapılmasına müteallik borç borçlu tarafından ifa
edilmediği takdirde, alacaklı masrafı borçluya ait olmak üzere
borcun kendisi tarafından ifasına izin verilmesini talep edebilir.
Her türlü zarar ve ziyan dâvası hakkı mahfuzdur.
Bir şeyin
yapılmamasına taallûk eyleyen borca muhalif surette hareket eden kimse mücerret
muhalefet ile zarar ve ziyan tediyesine mecburdur.
Bundan
başka alacaklı taahhüde muhalif olarak yapılan şeyin ref'ini
isteyebilir. Alacaklı, masrafları borçluya ait olmak üzere, kendisi
tarafından ref'a izin verilmesini de isteyebilir.
II -
MESULİYETİN VÜSATİ
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 98 -
Borçlu, umumiyet itibariyle her kusurdan mesuldur. Bu mesuliyetin
vüsati işin hususi mahiyetine göre çok veya az olabilir. Hususiyle
iş borçlu için bir faideyi mucip olmadığı surette, mesuliyet daha az
şiddetle takdir olunur.
Haksız
fiilerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde
muhalif hareketlere de tatbik olunur.
2 -
MESULİYETTEN BERAET ŞARTI
MADDE 99 -
Hile veya ağır kusur halinde düçar olacağı mesuliyetten borçlunun
iptidaen beraetini tazammun edecek her şart, batıldır.
Hafif kusur
halinde, borçlu iptidaen mesuliyetten beraeti tazammun eden şartın
dermeyanı sırasında alacaklı borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet
hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından
tevellüt ediyorsa; haiz olduğu takdir salâhiyetine istinat ile
hâkim, bu şartı batıl addedebilir.
3 - MUAVİN
ŞAHISLARIN MESULİYETİ
MADDE 100 -
Bir borcun ifasını veya bir borçtan mütevellit bir hakkın
kullanılmasını kendisi ile beraber yaşayan şahıslara veya maiyetinde
çalışanlara velev kanuna muvafık surette tevdi eden kimse, bunların
işlerini icra esnasında ika ettileri zarardan dolayı diğer tarafa
karşı mesuldür.
Bunların
fiilinden mütevellit mesuliyeti, evvelce iki taraf arasında yapılan
bir mukavele tamamen veya kısmen bertaraf edebilir.
Alacaklı,
borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz
suretiyle verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa; borçlu
mukavele ile ancak hafif bir kusurdan mütevellit mesuliyetten
kendisini beri kılabilir.
B)
BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ
I -
ŞARTLAR
MADDE 101 -
Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle, mütemerrit
olur.
Borcun ifa
edileceği gün müteffikan tâyin edilmiş veya muhafaza edilen bir
hakka istinaden iki taraftan birisi bunu usulen bir ihbarda bulunmak
suretiyle tesbit etmiş ise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu
mütemerrit olur.
II -
HÜKÜMLERİ
1 - KAZA
HALİNDE MESULİYET
MADDE 102 -
Mütemerrit olan borçlu, borcun teahhürle ifasından dolayı zarar ve
ziyan tediyesine mecbur olduğu gibi kazara vukua gelecek zarardan da
mesuldür.
Borçlu,
kendisi tarafından bir gûna kusur olmaksızın teahhürde bulunmuş
olduğunu veya borç vakit ve zamaniyle ifa edilmiş olsa bile kazanın
alacaklının zararına olarak tediye olunacak şeye isabet edeceğini
ispat ederek, bu mesuliyetten kurtulabilir.
2 - GEÇMİŞ
GÜNLER FAİZİ
a) UMUMİYET
İTİBARİYLE
MADDE 103 -
Bir miktar paranın tediyesinden temerrüt eden borçlu mukavele ile
daha az bir faiz tâyin edilmiş olsa bile geçmiş günler için senevi
yüzde beş hesabiyle faiz tediyesine mecburdur.
Akitte
doğrudan doğruya veya taksite raptedilmiş komüsyon şeklinde yüzde
beşten ziyade bir faiz şart edilmiş ise bu faiz de temerrüt eden
borçludan istenebilir.
Son fıkra,
29 Haziran 1956 tarih ve 6763 sayılı Kanunun 41 inci maddesiyle
kaldırılmıştır.
b) FAİZİN,
MÜTEDAHİL TAKSİTLERİN, HİBE ETTİĞİ
MEBALİĞİN
TEDİYESİNDE MÜTEMERRİT OLAN BORÇLU
MADDE 104 -
Faiz veya mütedahil iratların yahut hibe ettiği bir miktar paranın
tediyesinden temerrüt eden borçlu bunlar için geçmiş günler faizini
ancak icraya veya mahkemeye müracaat gününden itibaren tediyeye
mecburdur.
Bunun
aksine olan her şart, cezai şart hakkındaki hükümlere tevfikan
takdir olunur.
Geçmiş
günler faizinin tediyesinde temerrüt sebebi ile faiz
yürütülemez.
3 - MUNZAM
ZARAR
MADDE 105 -
Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu
surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat
etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.
Bu munzam
zarar derhal takdir olunabilirse hâkim, esasa dair karar verir iken
bu zararın miktarını dahi tâyin edebilir.
4 - BİR
MEHİL TAYİNİ SURETİYLE
a) FESİH
HAKKI
MADDE 106 -
Karşılıklı taahhütleri navi olan bir akitte iki taraftan biri
mütemerrit olduğu takdirde, diğeri borcun ifa edilmesi için münasip
bir mehil tâyin veya münasip bir mehilin tâyinini hâkimden
isteyebilir.
Bu mehil
zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette alacaklı her zaman
onun ifasını talep ve teahhür sebebi ile zarar ve ziyan dâvası ikame
eylemek hakkını haizdir; birde aktin icrasından ve teahhürü
sebebiyle zarar ve ziyan talebinden vaz geçtiğini derhal beyan
ederek borcun ifa edilmemesinden mütevellit zarar ve ziyanı talep
veya akdi fesh edebilir.
b) DERHAL
FESİH
MADDE 107 -
Aşağıdaki hallerde bir mehil tâyinine lüzum yoktur.
1 -
Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirin tesirsiz olacağı
anlaşılırsa,
2 -
Borçlunun temerrüdü neticesi olarak borcun ifası alacaklı için
faidesiz kalmış ise,
3 - Akdin
hükümlerine göre borç tâyin ve tesbit edilen bir zamanda veya muayyen bir mehil
içinde ifa edilmek lâzım geliyorsa.
c) RÜCUUN
HÜKÜMLERİ
MADDE 108 -
Akitten rücu eden alacaklı, vaidolunan şeyi vermekten imtina ve
tediye eylediği şeyi istirdat edebilir.
Bundan
başka borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat edilemiyeceğini ispat
edemezse alacaklı akdin hükümsüzlüğünden mütevellit zararın
tazminini de talep edebilir.
ÜÇÜNCÜ
FASIL
BORÇLARIN
ÜÇÜNCÜ ŞAHIS HAKKINDAKİ TESİRİ
A)
ALACAKLIYA HALEF OLMAK
MADDE 109 -
Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü şahıs aşağıdaki hallerde tediye
eylediği miktar nispetinde alacaklının haklarına kanunen halef
olur:
1 -
Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu
şey üzerinde mülkiyet hakkı veya sair diğer bir aynî hakkı haiz
bulunduğu takdirde,
2
- Alacaklıya tediyede
bulunan üçüncü şahsın ona halef olacağı borçlu tarafından alacaklıya
haber verildiği takdirde.
B)
BAŞKASININ FİİLİNİ TAAHHÜT
MADDE 110 -
Bir üçüncü şahsın fiilini başkasına taahhüt eden kimse bu üçüncü
şahıs tarafından taahhüdün ifa edilmemesi halinde zarar ve ziyan tediyesine
mecburdur.
(Ek Fıkra:
2486 - 08.07.1981) Muayyen bir müddet için yapılan taahhütlerde,
müddetin bitimine kadar taahhüt edene yazılı olarak başvurulmaması
halinde taahhüdün hükümsüz olacağına dair sözleşme
muteberdir.
C) BAŞKASI
LEHİNE ŞART
I -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 111 -
Kendi namına akit yapan bir kimse, üçüncü şahıs lehine bir borç şart
etmiş ise, o borcun ifasını talebetmek hakkını haizdir.
Üçüncü
şahıs veya o borçta üçüncü şahsa halef olanlar dahi, iki tarafın
niyetine veya örf ve âdete tevafuk ettiği takdirde, borcun ifasını
şahsan talebedebilirler.
Bu takdirde
üçüncü şahıs veya onu istihlâf edenler bu hakkı kullanmak
istediklerini borçluya beyan ettiklerinden itibaren alacaklının
borçluyu ibraya hakkı kalmaz.
II -
SİGORTA İLE TEMİN EDİLMİŞ HUKUKİ MESULİYETLER
MADDE 112 -
Başkasını istihdam eden bir kimse çalıştığı ameleye karşı hukuki
mesuliyetlerini temin için sigorta yapıpta amele, sigorta ücretinin
en aşağı yarısını tediyeye iştirak etmiş ise; sigortadan mütevellit
haklar, münhasıran ameleye ait olur.
ÜÇÜNCÜ
BAP
BORÇLARIN
SUKUTU
A)
BORÇLARIN FERİLERİNİN SUKUTU
MADDE 113 -
Asıl borç tediye ile veya sair bir surette sakıt olduğu takdirde
kefalet ve rehin ve sair fer'i haklar dahi sakıt olur.
Evvelce
işleyen faizleri talep hakkının mahfuz bulunduğu beyan edilmiş veya
hal icabından neşet eylemiş olmadıkça bu faizler talep
olunamaz.
Gayrimenkul
rehine ve kıymetli evraka ve konkondatoya müteallik hususi hükümler
mahfuzdur.
B)
TECDİT
I -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 114 -
Borcun tecdidi akitten vâzıf surette anlaşılmak lâzımdır.
Hususiyle
mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak veya yeni bir
alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza etmek, tecdidi tazammun
etmez. Bununla beraber, bu hükmün aksine dair addolunan mukaveleler
muteberdir.
II - CARİ
HESAP
MADDE 115 -
Muhtelif kalemlerin bir hesabı cariye mücerret kaydedilmesiyle borç
tecdit edilmiş olmaz.
Şu kadarki
hesap kesilipte diğer tarafçada kabul edilmiş olduğu takdirde, borç
tecdit edilmiş olur.
Eğer
kalemlerden biri mukabilinde teminat varsa hesap kesilip tasdik
edilmiş olsa bile hilâfı şart edilmedikçe bu teminata halel
gelmez.
C) ALACAKLI
VE BORÇLU SIFATLARIN BİRLEŞMESİ
MADDE 116 -
Alacaklının ve borçluluk sıfatlarının bir şahısta içtimaiyle borç
sâkıt olur.
Bu içtimaın
zevaliyle borç avdet eder.
Gayrimenkul
rehni ile kıymetli evrak hakkındaki hususi hükümler
bakidir.
D) İFANIN
MÜMKÜN OLMAMASI
MADDE 117 -
Borçluya isnat olunamıyan haller münasabetiyle borcun ifası mümkün
olmazsa, borç sâkıt olur.
Karşılıklı
taahhütleri havi akitlerde bu suretle beri olan borçlu haksız
iktisaplara müteallik hükümlere tevfikan almış olduğu şeyleri iadeye
mecbur ve kendisine henüz tediye edilmemiş bulunan şeyi istemek
hakkından mahrum olur. Kanun veya akit ile, borcun ifasından evvel
bile vukua gelen zararın, alacaklıya tahmil edilmiş olduğu haller
bundan müstesnadır.
H)
TAKAS
I -
ŞARTLARI
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 118 -
İki şahıs karşılıklı bir miktar meblâğı veya yekdiğerine mümasil
başka malları birbirine borçlu oldukları takdirde her iki borç
muaccel ise iki taraftan her biri borcunu alacağı ile takas
edebilir.
Alacaklardan biri, münazaalı olsa bile takas dermeyan
olunabilir.
Müruru
zamana uğramış bir alacak, takas dermeyan edebileceği zamanda müruru
zaman ile sâkıt olmuş değil ise onun da takası dermeyan
olunabilir.
2 - KEFALET
HALİNDE
MADDE 119 -
Asıl borçlunun takası dermeyan etmeğe hakkı oldukça, kefili
alacaklıya tediyede bulunmaktan imtina edebilir.
3 - ÜÇÜNCÜ
ŞAHIS LEHİNE TAAHHÜT HALİNDE
MADDE 120 -
Bir üçüncü şahıs lehine taahhütte bulunan kimse borcunu, diğer âkdin
kendisine borçlu olduğu şey ile takas edemez.
4 -
BORÇLUNUN İFLASI HALİNDE
MADDE 121 -
Borçlunun iflâsı halinde alacaklılar, muaccel olmasa bile
alacaklıların müflisin kendilerinde olan alacağı ile takas
edebilirler.
II -
HÜKÜMLERİ
MADDE 122 -
Takas, ancak borçlunun takası dermeyan etmek kastini alacaklıya
bildirmesiyle vâki olur.
Bu takdirde
iki borç takas edilebilecekleri andan itibaren en az olan borcun
miktarı nispetinde sâkıt olmuş addolunur.
Hesabı cari
meselesinde ticarete müteallik hususi taamüller bakidir.
III -
TAKASI KABİL OLMIYAN ALACAKLAR
MADDE 123 -
Aşağıdaki alacaklar, alacaklıların arzusu hilâfında takas ile ıskat
edilemez.
1 - Tevdi
edilmiş veya haksız olarak alınmış veya hile ile alıkonulmuş bulunan
bir şeyin iadesine veya bedeline taalluk eden
mutalebeler.
2 - Nafaka
ve iş ücreti gibi borçlunun ve ailesinin iaşesi için mutlak surette
zarari olup hususi mahiyeti itibariyle fiilen alacaklının eline
verilmesi icap eden
alacaklar.
3 - Devlet
ve vilâyet ve köyler lehine olarak hukuku âmmeden neşet eden
alacaklar.
IV -
TAKASTAN FERAGAT
MADDE 124 -
Borçlu, iptidaen takastan feragat edebilir.
V) MÜRURU
ZAMAN
I -
MÜDDETLER
1 - ON
SENELİK MÜRURU ZAMAN
MADDE 125 -
Bu kanunda başka
suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dâva on senelik müruru
zamana tâbidir.
2 - BEŞ
SENELİK MÜRURU ZAMAN
MADDE 126 -
Aşağıdaki alacak veya dâvalar hakkında beş senelik müruru zaman cari
olur.
1. Alelûmum
kiralar ile resülmal faizleri ve muayyen zamanlarda tediyesi meşrut aidat
hakkındaki dâvalar
2. Erzak
bedeli ve nafaka ve otel ve lokanta masraflarına müteallik
dâvalar
3 -
(Değişik: 6763 - 29.06.1956) Sanatkarların veya esnafın emeklerini
karşılığı, perakendecilerin sattıkları malların parası, noterlerin
mesleki mesleki hizmetleri karşılığı, başkalarının maiyetinde
çalışan veya müstahdemi olan kimselerin, hizmetçilerin,
yevmiyecilerin ve işçilerin ücretleri hakkındaki davalar:
4 - (Ek:
6763 - 29.06.1956) Ticari olsun olmasın bir şirket akdine dayanan ve
ortaklar arasında veya şirketle ortaklar arasında açılmış bulunan
bütün dâvalar ile şirketin müdürleri, temsilcileri, murakıplariyle
şirket veya ortaklar arasındaki dâvalar, vekâlet akdinden, komüsyon
akdinden, acentalık mukavelesinden, ticari tellâkllık ücreti dâvası hariç, tellâllık akdinden doğan
bütün dâvalar, mütaahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya
gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış
veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak
dâvalar hariç olmak üzere istisna
akdinden doğan bütün dâvalar.
3 - MÜRURU
ZAMAN MÜDDETLERİNİN KATİYETİ
MADDE 127 -
Bu üçüncü bapta tâyin olunan müruru zaman müddetleri,
mukavele
ile tadil
olunamaz.
4 - MÜRURU
ZAMANIN BAŞLANGICI
a) UMUMİYET
İTİBARİYLE
MADDE 128 -
Müruru zaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın
muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruru zaman bu haberin
verilebileceği günden itibaren cereyan eder.
b) MUAYYEN
ZAMANLARDA VERİLEN İVAZLARDA
MADDE 129 -
Kaydi hayat şartiyle irat ve muayyen zamanlarda tediye olunan sair
şeylerin tesviyesini talep hususunda müruru zaman ilk tediye
edilmemiş olarak kalan taksitin muacceliyet kesp ettiği günden
başlar.
Alacak
hakkında müruru zaman vâki olunca mütedahil taksitler hakkında da
mürüru zaman vâki olmuş olur.
5 -
MÜDDETLERİN HESABI
MADDE 130 -
Müddetlerin hesabında müruru zaman başladığı gün nazarı itibare
alınmaz ve müruru zaman ancak müddetin son günü kullanılmaksızın
geçtiği surette vâki olmuş olur.
Bununla
beraber borçların ifası meselesinde müddetlerin hesabına müteallik
kaideler burada da tatbik olunur.
II -
FER'İLER HAKKINDA MÜRURU ZAMAN
MADDE 131 -
Asıl alacak hakkında müruru zaman vâkı olunca faiz ve sair fer'i
alacaklar hakkında da müruru zaman vâkı olmuş olur.
III -
MÜRURU ZAMANIN
CEREYANINA MANİ OLAN
VE MÜRURU
ZAMANI TATİL EDEN SEBEPLER
MADDE 132 -
Aşağıdaki hallerde müruru zaman cereyan etmez ve cereyana başlamış
ise inkıtaa uğrar:
1 - Velâyet
devam etitği müddetçe çocukların baba ve analarına karşı olan
alacakları hakkında.
2 - Vesayet
devam ettiği müddetçe vesayet altında bulunanların vasi veya Sulh
Hâkimi ve Mahkemei Asliye Hâkimleri zimmetinde olan alacakları
hakkında.
3 - Nikâh
devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin, diğeri zimmetinde olan
alacakları hakkında.
4 -
Hizmet mukavelesinin
devam ettiği müddetçe hizmetçilerin, istihdam edenlere karşı olan
alacakları hakkında.
5 - Borçlu
alacak üzerinde intifa hakkını haiz olduğu müddetçe.
6 -
Alacağı, bir Türk mahkemesi huzurunda iddia etmek imkânı olmadığı
müddetçe.
Müruru zaman,
tatil eden sebeplerin zail olduğu günün hitamından itibaren başlar
veya tevekuftan evvel başlamış olan cereyanına devam
eder.
IV - MÜRURU
ZAMANIN KAT'I
1 - KATI
SEBEPLERİ
MADDE 133 -
Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur:
1 - Borçlu
borcu ikrar ettiği,
hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil
verdiği takdirde.
2 -
Alacaklı dâva veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla
veya icrai takibat yahut iflâs masasına müdahale ile hakkını talep
eylediği halde.
2
- BORÇULARA KARŞI
KAT'IN NETİCELERİ
MADDE 134 -
Müruru zaman, müteselsilen borçlu olanlardan veya taksimi kabil
olmıyan bir borcun müşterek borçlularından birine karşı katedilmiş
olunca diğerlerine karşıda katedilmiş olur.
Müruru
zaman, asıl borçluya karşı katedilmiş olunca kefile karşı da
katedilmiş olur.
Müruru
zaman, kefile karşı katedilmiş olunca asıl borçluya karşı katedilmiş
olmaz.
3 - YENİ
MÜDDETİN MEBDEİ
a) İKRAR VE
HÜKÜM HALİNDE
MADDE 135 -
Müruru zaman katedilmiş olunca katıdan itibaren yeni bir müddet
cereyan etmeğe başlar.
Borç bir
senette ikrar edilmiş veya bir hüküm ile sabit olunmuş ise yeni
müddet daima on senedir.
b)
ALACAKLININ FİİLİ HALİNDE
MADDE 136 -
Bir dâva veya defi ile katedilmiş olan müruru zaman, dâva devam
ettiği müddetçe iki tarafın muhakemeye müteallik her muamelesinden
ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden cereyana
başlar.
Katı, icrai
takibattan neşete etmiş ise müruru zaman takibe müteallik her
muameleden itibaren yeniden cereyana başlar.
Katı, bir
iflâsa müdahaleden neşet etmiş ise müruru zaman, iflâsa müteallik
hükümlere göre alacağı yeniden talep etmek mümkün olduğu zamandan
itibaren yeniden cereyana başlar.
V - DAVANIN
REDDİ HALİNDE MUNZAM MÜDDET
MADDE 137 -
Dâva veya defi, vazıyed eden hâkimin salâhiyeti olmaması veya tamiri
kabil ve şekle müteallik bir noksan veya vaktinden evvel ikame
edilmiş olması sebebi ile reddolunmuş olupta arada müruru zaman
müddeti hitam bulmuş ise alacaklı hakkını talep etmek için altmış
günlük munzam bir müddetten istifade eder.
VI -
MENKUL REHNİ İLE
TEMİN EDİLMİŞ ALACAK HALİNDE
MADDE 138 -
Alacağın bir menkul rehni ile temin edilmiş bulunması, bu alacak
hakkında müruru zaman cereyanına mâni olmaz. Fakat alacaklı rehinden
hakkını istifa etmek salâhiyetini muhafaza eder.
VII -
MÜRURU ZAMANDAN FERAGAT
MADDE 139 -
İptidaen müruru zamandan feragat batıldır.
Müteselsil
borçlulardan biri tarafından vukubulan feragat, diğerlerine karşı
dermeyan olunamaz.
Feragat,
taksimi kabil olmayan bir borcun müşterek borçlularından biri
tarafından sadır olduğu takdirde de hüküm böyledir. Asıl borçlu
tarafından vukubulan feragat, kezalik kefile karşı dermeyan
olunamaz.
VIII -
MÜRURU ZAMANIN DERMEYANI LÜZUMU
MADDE 140 -
Müruru zaman dermeyan edilmediği surette hâkim, müruru zamanı
kendiliğinden nazara alamaz.
DÖRDÜNCÜ
BAP
BORÇLARIN
NEVİLERİ
BİRİNCİ
FASIL
MÜTESELSİL
BORÇLAR
A)
BORÇLULAR ARASINDA TESELSÜL
I -
ŞARTLARI
MADDE 141 -
Alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan mesul olmadığı iltizam
ettiklerini beyan eden müteaddit borçlular arasında teselsül
vardır.
Böyle bir
beyanın fikdanı halinde teselsül ancak kanunun tâyin ettiği hallerde
olur.
II -
ALACAKLI VE BORÇLU ARASINDAKİ MÜNASEBET
1 -
HÜKÜMLERİ
a) MÜŞTEREK
BORÇLULAR MESULİYETİ
MADDE 142 -
Alacaklı müteselsil borçların cümlesinden veya birinden borcun
tamamen veya kısmen edasını istemekle muhayyerdir.
Borcun
tamamen edasına kadar bütün borçluların mesuliyeti devam
eder.
b) MÜŞTEREK
BORÇLULARA AİT DEFİLER
MADDE 143 -
Müteselsil borçulardan biri alacaklıya karşı onunla kendi arasındaki
şahsi münasebetlerden veya müteselsil borcun sebep veya mevzuundan
tevellüt etmiş olanlardan maada bir şey dermeyan edemez ve bütün
borçlular arasında müşterek olan defileri dermeyan etmediği halde
onlara karşı mesul olur.
c) MÜŞTEREK
BORÇLULARDAN BİRİNİN ŞAHSİ FİİLİ
MADDE 144 -
Hilâfına mukavele olmadıkça müteselsil borçlulardan biri kendi fiili
ile diğer borçluların vaziyetlerini ağırlaştıramaz.
2 -
MÜTESELSİL BORCUN SUKUTU
MADDE 145 -
Tediyesi ile veya yaptığı takas ile borcun tamamını veya bir kısmını
iskat etmiş olan müteselsil borçlulardan biri, sakıt olan borç
nispetinde, diğer borçluları halâs etmiş olur.
Eğer
müteselsil borçlulardan biri borç tediye olunmamış iken ondan
tahallüs etmiş ise, diğer borçlular ancak halin veya borcun
mahiyetinin irae ettiği nispette bu beraetten istifade
edebilirler.
III -
MÜŞTEREK BORÇLULAR ARASINDAKİ MÜNASEBETLER
1 -
TAKSİM
MADDE 146 -
Borcun mahiyetinden hilâfı istidlâl olunmadıkça, müteselsil
borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi
birer hisseyi üzerlerine almağa mecburdur. Ve hissesinden fazla
tediyede bulunan, fazla ile diğerlerine rücu hakkını
haizdir.
Birinden
tahsili mümkün olmayan miktar, diğerleri arasında mütesaviyen taksim
olur.
2 -
HALEFİYET
MADDE 147 -
Rücu hakkından istifade eden müteselsil borçlulardan her biri,
tediye ettiği miktar nispetinde alacaklının haklarına halef
olur.
Alacaklı,
diğerlerinin zararına olarak müteselsil borçlulardan birinin
vaziyetini iyileştirdiği takdirde bu fiilinin neticelerini şahsan
tahammül
eder.
B)
ALACAKLILARIN ARASINDA TESELSÜL
MADDE 148 -
Borcun tamamının tediyesini istemek hakkını her birine bahş ettiğini
borçlu beyan ettiği hallerde, müteaddit alacaklılar arasında
teselsül mevcut olacağı gibi kanununun tâyin ettiği maddelerde dahi
bu nevi teselsül
bulunur.
Müteselsil
alacaklılardan birine vâkı tediye ile borçlu bütün alacaklılara
karşı beri olur.
Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye müracaatından
haberdar edilmedikçe borçlu onlardan dilediğine tediyede
muhayyerdir.
İKİNCİ
FASIL
ŞARTA
BAĞLI BORÇLAR
A) TALİKİ
ŞART
I -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 149 -
Bir akdin mevzuunu teşkil eden borcun mevcudiyeti, meşkuk bir
hâdisenin tahakkukuna talik edilmiş ise o akit şarta bağlı akit
olur.
İki taraf
hilâfını kast etmedikleri halde şarta bağlı akit, ancak şartın
tahakkuku ânından itibaren hüküm ifade eder.
II - ŞARTIN
BAĞLI OLDUĞU SIRADAKİ VAZİYET
MADDE 150 -
Şart tahakkuk edinceye kadar borçlu, borcun lâyıkı veçhile edasına
mâni olacak her nevi tasarruftan içtinap etmekle
mükelleftir.
Şarta bağlı
hakkı tehlikeye düçar edilen alacaklı, alacağı mutlak olan
alacaklıların haklarını muhafaza için yapmağa salâhiyettar oldukları
tedbirleri ittihaz edebilir.
Şartın
tahakkukundan evvel yapılan temliki her tasarruf, şartın hükümlerini
ihlâl etiği nispette batıl olur.
III -
FASILA ESNASINDA TAHAKKUK EDEN MENFAATLER
MADDE 151 -
Şartın tahakkundan evvel taahhüt olunan şey kendisine teslim olunan
alacaklı, şartın tahakkuku halinde, fasıla esnasında o şeyden elde
ettiği menfaatlere de malik olur.
Şart
tahakkuk etmezse alacaklı elde ettiği menfaatleri red ile
mükelleftir.
B) İNFİSAHİ
ŞARTLAR
MADDE 152 -
İnfisahi, meşkuk bir hadisenin tahakkukuna talik edilen akit, şartın
tahakkuku anından itibaren hüküm ifade etmez.
Kaideten
infisah makabline şamil olmaz.
C) MÜŞTEREK
HÜKÜMLER
I - ŞARTIN
TAHAKKUKU
MADDE 153 -
Eğer şart, iki taraftan birinin bizzat yapması lâzım olmayan bir
şeyin icrasından ibaret ise, o tarafın vefatı halinde mirasçısı onun
yerine kaim olabilir.
II - HİLELİ
MÜMANAAT
MADDE 154 -
Şartın tahakkukuna iki taraftan biri hüsnü niyet kaidelerine muhalif
bir hareketle mâni olursa, o şart tahakkuk etmiş
addolunur.
III - MEMNU
ŞARTLAR
MADDE 155 -
Kanuna veya ahlâka (âdâba) mugayir bir fiil veya ihmal, şart olarak
tâyin edilmiş olduğu takdirde bu şarta bağlı olan borç hükümsüz
olur. |