BORÇLAR KANUNU
KANUN NO:
818
22 Nisan
1926
8 Mayıs
1926 tarihli Resmi Gazete
Sayı:366
BİRİNCİ
KISIM
UMUMİ
HÜKÜMLER
BİRİNCİ
BAP
BORÇLARIN
TEŞEKKÜLÜ
BİRİNCİ
FASIL
AKİTTEN
DOĞAN BORÇLAR
A) AKDİN
İNİKADI
I - İKİ
TARAFIN MUVAFAKATİ
1 - UMUMİ
ŞARTLAR
MADDE 1 -
İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan
ettikleri takdirde, akit tamam olur.
Rızanın
beyanı sarih olabileceği gibi zımni dahi olabilir.
2 - İKİNCİ
DERECEDEKİ NOKTALARIN MESKUT KALMASI
MADDE 2 -
İki taraf akdin esaslı noktalarında uyuşurlar ise ikinci derecedeki
noktalar sükûtla geçilmiş olsa bile akde münakit olmuş nazariyle
bakılır.
İkinci
derecedeki noktalar hakkında uyuşulamadığı takdirde hâkim, işin
mahiyetine bakarak onları tâyin eder.
Akitlerin
şekillerine müteallik hükümler manfuzdur.
II - İCAP
VE KABUL
1 - KABUL
İÇİN MÜDDET TAYİNİ
MADDE 3 -
Kabul için bir müddet tâyin ederek başka kimseye bir akdin
yapılmasını teklif eden kimse bu müddetin hitamına kadar icabından
dönemez. Bu müddet bitmeden evvel kabul haberi kendisine yetişmezse
icap ile bağlı kalmaz.
2 -
KABUL İÇİN MÜDDET TAYİNİ OLUNMAKSIZIN İCAP
a) HAZIRLAR
BEYNİNDE
MADDE 4 -
Kabul için bir müddet
tâyin olunmaksızın hazır olan bir şahsa karşı vâkı olan icap derhal
kabul olunmadığı takdirde, anı yapan bağlı kalmaz.
İki taraf
yahut vekillerinin bizzat telefon ile yaptıkları akitlere hazırlar
arasında icra olunmuş nazariyle bakılır.
b) GAİPLER
ARASINDA
MADDE 5 -
Hazır olmıyan bir şahsa karşı müddet tâyin olunmaksızın dermeyan
olunan icap zamanında ve muntazam surette irsal olunmuş bir cevabın
vusulüne intizar edebileceği dakikaya kadar, onu yapan hakkında
lüzum ifade eder.
Bu kimsenin
icabını zamanında vâsıl olmuş addetmeğe hakkı vardır.
Vaktinde
gönderilen kabul haberi icabı yapana geç varır o kimse onunla mülzem
olmamak iddiasında bulunarsa keyfiyeti derhal kabul edene bildirmeğe
mecburdur.
3 - ZIMNİ
KABUL
MADDE 6 -
İcabı dermeyan eden kimse gerek işin hususi mahiyetinden gerek hal
ve mekiin icabından naşi sarih bir kabule intizar mecburiyetinde
olmadığı takdirde, eğer icap münasip bir müddet içinde reddolunmamış
ise, akde münakit olmuş nazariyle bakılır.
4 -
İLTİZAMSIZ İCAP VE ALENİ İCAP
MADDE 7
- İcabı dermeyan eden
kimse bu baptaki hakları mahfuz olduğunu sarahaten beyan eder yahut
akdi iltizam etmemek niyetinde olduğu gerek halin muktezasından
gerek işin hususi mahiyetinden istidlâl olunursa, icap lüzum ifade
etmez.
Tarife ve
cari fiyat irsali icap teşkil etmez.
Semenini
göstererek emtia teşhiri, kaideten icap addolunur.
5 - İLAN
SURETİYLE VUKU BULAN VAİTLER
MADDE 8 -
Bir iş veya bir şey mukabilinde ilân suretiyle bir bedel vadeden
kimse, vadine tevfikan o bedeli vermeğe mecburdur.
O iş veya o
şey husule gelmeksizin o kimse vadinden nükûl ederse vadettiği
bedeli tecavüz etmemek üzere diğerinin hüsnü niyetle yaptığı masrafı
ödemeğe mecburdur. Fakat umulan muvaffakiyetin elde edilemeyeceğini
vaadi yapan kimse ispat ettiği surette, bu mecburiyete
mahal
kalmaz.
6 - İCAP VE
KABULÜN GERİ ALINMASI
MADDE 9 -
İcabın geri alındığı haberi icabın vusulünden evvel yahut aynı
zamanda mürselünileyhe vâsıl olur yahut icaptan sonra vâsıl olmakla
beraber mürselünileyhe icaba muttali olmazdan evvel kendisine tebliğ
olunursa, icap
keenlemyekün addolunur.
Bu kaide
kabulün geri alınmasına da tatbik edilir.
III -
GAİPLER ARASINDA VUKUBULAN BİR AKDİN HANGİ ZAMANA İSTİNAT
ETTİĞİ
MADDE 10 -
Gaipler arasında icra olunan akitler, kabul haberi irsal olunduğu
anda hüküm ifade ederler.
Eğer sarih
bir kabule ihtiyaç bulunmazsa akdin hükmü, icabın vusulü anından
itibaren cereyana başlar.
B)
AKİTLERİN ŞEKLİ
I - UMUMİ
KAİDE VE EMROLUNAN ŞEKİLLERİN ŞÜMULÜ
MADDE 11 -
Akdin sıhhati, kanunda sarahat olmadıkça hiç bir şekle tabi
değildir.
Kanunun
emrettiği şeklin şumul ve tesiri derecesi hakkında başkaca bir hüküm
tâyin olunmamış ise akit, bu şekle riayet olunmadıkça sahih
olmaz.
II -
TAHRİRİ ŞEKİL
1 - KANUNEN
MUAYYEN ŞEKİL
a)
ŞÜMULÜ
MADDE 12 -
Kanunen tahriri olmazsa lâzım olan bir akdin tadili dahi tahriri
olmak lâzımdır. Şu kadar ki bu akdi nakız ve tadil etmeyen mütemmin
ve fer'i şartlar bu hükümden müstesnadır.
b)
RÜKÜNLERİ
MADDE 13 -
Tahriri olması icabeden akitlerde, borç deruhte edenlerin imzaları
bulunmak lâzımdır.
Hilâfı
kanunda yazılı olmadıkça imzalı bir mektup veya aslî borcu üzerine
alanlar tarafından imza edilmiş olan telgrafname tahriri şekil
makamına kaim olur.
c)
İMZA
MADDE 14 -
İmza, üzerine borç alan kimsenin el yazısı olmak
lâzımdır.
Bir âlet
vasıtasiyle vazolunan imza, ancak örf ve âdetçe kabul olunan
hallerde ve hususiyle çok miktarda tedavüle çıkarılan kıymetli
evrakın imzası lâzım geldiği takdirde, kâfi addolunur.
Amaların
imzaları usulen tasdik olunmadıkça yahut imza ettikleri zaman
muamelenin metnine vâkıf oldukları sabit olmadıkça, onları ilzam
etmez.
d) İMZA
MAKAMINA KAİM OLACAK İŞARETLER
MADDE 15 -
İmza vaz'ına muktedir olamıyan bir şahıs, imza yerine usulen tasdik
olunmuş ve el ile yapılmış bir alâmet vazetmeğe yahut resmî bir
şahadetname kullanmağa mezundur. Kambiyo poliçesine müteallik
hükümler
mahfuzdur.
2 - AKİTTE
MAHFUZ KALAN ŞEKİL
MADDE 16 -
İki taraf kanunen hususi bir şekle tabi olmıyan bir akdin hususi bir
şekilde yapılmasını kararlaştırmışlar ise, akit takarrür eden
şekilde yapılmadıkça iki taraf bununla ilzam olunamaz.
İki taraf
muayyen bir surette keyfiyeti izah etmiyerek tahriri şeklinden
bahsetmiş oldukları takdirde, kanun bu şekle riayet olunmasını
emrediyorsa, iki tarafın ona riayet etmesi lâzımdır.
C) BORCUN
SEBEBİ
MADDE 17 -
Borcun sebebini
ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı muteberdir.
D)
AKİTLERİN TEFSİRİ MUVAZAA
MADDE 18 -
Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven
gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları
tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakikî ve müşterek
maksatlarını aramak lâzımdır.
Tahrirî
borç ikrarına istinat ile alacaklı sıfatını iktisabeden başkasına
karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası dermeyan
olunamaz.
H) AKDİN
MEVZUU
I -
ERKANI
MADDE 19 -
Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tâyin
olunabilir.
Kanunun
kat'î surette emreylediği hukukî kaidelere veya kanuna muhalefet;
ahlâka (âdaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik
haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler
muteberdir.
II -
BUTLAN
MADDE 20 -
Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlâka (âdaba)
mugayir olursa o akit bâtıldır.
Akdin
muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi iptal etmeyip
yalnız şart, lâğvolur. Fakat bunlar olmaksızın akdin yapılmıyacağı
meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamiyle bâtıl
addolunur.
III -
GABİN
MADDE 21 -
Bir akitte ivazlar arasında açık bir nispetsizlik bulunduğu
takdirde, eğer mutazarrırın müzayaka halinde bulunmasından veya
hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua
getirilmiş ise, mutazarrır bir sene zarfında akdi feshettiğini beyan
ederek verdiği şeyi geri alabilir.
Bu müddet,
akdin inikadından itibaren cereyan eder.
IV - AKİT
YAPMAK VADI
MADDE 22 -
Bir akdin ilerde inşa
edilmesine dair yapılan mukavele muteberdir.
Kanun iki
tarafın menfaatleri için bu akdin sıhhatini bir nevi şekle riayet
etmeğe tabi kıldığı takdirde, bu şekil o akdin yapılması taahhüdüne
de tatbik olunur.
V -
RIZADAKİ FESAT
I -
HATA
1 - HATANIN
HÜKÜMLERİ
MADDE 23 -
Akit yapılırken esaslı bir hataya duçar olan taraf, o akit ile ilzam
olunamaz.
2 - HATA
HALLERİ
MADDE 24 -
Esaslı hatalar, hulâsatan şunlardır:
1 - Hata
ettiğini iddia eden tarafın bir akit hakkında rizasını beyan ederken
başka bir akit kastetmiş olması.
2 - Hata
ettiğini iddia eden tarafın akitte makudun aleyhi teşkil eden şeyden
gayri bir şey kastetmiş yahut üzerine borç alırken başlıca nazara
aldığı şahıs ta yanılmış olması.
3 - Hata
ettiğini iddia eden tarafın taahhüt etiği ıvazın kasdettiği şeyden
ehemmiyetli surette çok ve mukabil ıvazın ehemmiyetli surette az
olması.
4 - Hata
ettiğini iddia eden tarafça akdin lüzumlu vasıflarından olarak
nazara alınmasına ticari doğruluğun müsait olduğu şeylerde hata
edilmiş olması.
Akdin
yalnız saiklerine taalluk eden hata, esaslı değildir.
Adi hesap
yanlışlığı, akdin sıhhatini ihlâl etmez. Bunlar tashih olunmakla
iktifa olunur.
3 -
HÜSNÜNİYET KAİDELERİNE MUHALİF HAREKET DAVASI
MADDE 25 -
Hataya düçar olan taraf, hüsnüniyet kaidelerine muhalif bir surette
ona istinat edemez.
Bilhassa
yapmağı kastettiği akdi diğer taraf icraya hazır olduğunu beyan
ettiği takdirde, bu akit onun hakkında lüzum ifade eder.
4 - İHMAL
YÜZÜNDEN HATA
MADDE 26 -
Akdin hükmünden kurtulmak için hata ettiğini iddia eden taraf, eğer
hata kendi kusurundan ileri gelmiş ise, mukavelenin bu suretle
feshinden mütevellit zararı tazmine mecburdur. Fakat diğer taraf
hataya vâkıf olmuş veya vâkıf olması muktazi bulunmuş olduğu
takdirde, tazminat lâzım gelmez.
Eğer
hakkaniyet icabederse hâkim, mutazarrır olan tarafın lehinde daha
fazla tazminat hükmedebilir.
5 -BİR
VASITANIN HATASI
MADDE 27 -
İki taraftan birinin rızası bir muhbir veya tercüman gibi diğer bir
vasıta tarafınan yanlış olarak naklolunduğu takdirde, hata
hakkındaki hükümlere göre mumale olunur.
II -
HİLE
MADDE 28 -
Diğer tarafın hilesiyle akit icrasına mecbur olan tarafın hatası
esaslı olmasa bile, o akit ile ilzam olunmaz.
Üçüncü bir
şahsın hilsine düçar olan tarafın yaptığı akit lüzum ifade eder. Şu
kadar ki diğer taraf bu hileye vâkıf bulunur veya vâkıf olması
lâzımgelirse o akit lâzım olmaz.
III -
İKRAH
1 - AKDİN
İNKİZASI
MADDE 29 -
Eğer iki taraftan biri diğer tarafın yahut üçüncü bir şahsın
ikrahiyle bir akit yapmış olursa, kendi hakkında lüzum ifade
etmez.
İkrah,
üçüncü bir şahsın fiili olup ta diğer taraf ona vâkıf olmamış yahut
vâkıf olması lâzım bulunmamış olduğu takdirde bu ikraha düçar olan
taraf, akdi fesh ederse, hakkaniyet iktiza ettiği halde diğer tarafa
tazminat vermeğe mecburdur.
3 - İKRAHIN
ŞARTLARI
MADDE 30 -
İkrah olunan taraf, hal ve mevkiine nazaran kendisinin yahut yakın
arkabasından birinin hayat veya şahıs veya namus yahut malları ağır
ve derhal vukubulacak bir tehlikeye maruz olduğuna kanaat getirdiği
takdirde ikrah, muteber addolunur.
Bir hakkın
veya kanuni salâhiyetin isteneceği ve kullanılacağı tehdidi ile
müzayakaya düçar olan kimsenin yaptığı akit, tehdit eden için fahiş
menfaatler temin etmiyorsa; bu tehdit, ikrahı muteber addolunmaz.
Fakat fahiş menfaatler istihsali için tehdit olunan tarafın
müzayaka halinde bulunmasından istifade
olunmuş olursa bu korku nazara alınır.
IV - AKDE
İCAZET İLE RIZANIN FESADI BERTARAF EDİLMESİ
MADDE 31 -
Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile
mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer
tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi
geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu mehil, hata
veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren
cereyan eder.
Hile ve
haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir akde icazet, zarar
ve ziyan talebinden feragati istilzam etmez.
Z)
TEMSİL
I -
SALAHİYETE MÜSTENİT TEMSİL
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
a) TEMSİLİN
HÜKÜMLERİ
MADDE 32 -
Salâhiyetar bir mümessil tarafından diğer bir kimse namına yapılan
akdin alacak ve borçları, o kimseye intikal eder.
Akdi yapar
iken mümessil, sıfatını bildirmediği takdirde akdin alacak ve
borçları kendisine ait olur. Şu kadar ki kendisiyle akdi yapan
kimse, bir temsil münasebeti mevcut olduğunu halden istidlâl eder
yahut bunlardan biri veya diğeri ile akit icrası kendisince farksız
bulunur ise akdin hakları temsil olunan kimseye ait olur.
Sair
hallerde alacağın temliki yahut borcun nakli hakkında mevzu usule
tevfikan muamele icrası lazımgelir.
b)
SALAHİYETİN DERECESİ
MADDE 33 -
Başkası namına temsil hukuku âmmeden münbais ise mümessilin
salâhiyetinin derecesi bu baptaki kanuni hükümler ile taayyün eder.
Temsil hukukî bir tasarruftan tavellüt etmiş ise salâhiyetin
derecesi o tasarruf ile taayyün eyler.
Şu kadar ki
mümessilin salâhiyetinin derecesi üçüncü şahsa beyan ve tebliğ
edilmiş ise ancak bu beyana itibar olunur.
2 - HUKUKİ
MUAMELEDEN NEŞET EDEN SALAHİYET
A)
SALAHİYETİN TAHDİDİ VE REFİ
MADDE 34 -
Temsil olunan kimse, hukukî bir tasarruftan tevellüt eden temsil
salâhiyetini her
zaman tahdit veya ref edebilir. Bundan dolayı mümessilin, bir hizmet
veya şirket veya vekâlet akdi gibi sebeplere istinat ederek dâva
ikamesi hakkına halel gelmez.
Temsil
olunan kimsenin bu hakkından evvelce feragat etmesi
hükümsüzdür.
Temsil
olunan kimse gerek
sarahaten gerek delâleten verdiği salahiyeti diğer kimselere
bildirdiği halde bu salahiyeti diğer kimselere bildirdiği halde bu
salahiyeti tamamen veya kısmen ref ettiğini bildirmemiş olursa
salâhiyetin bu suretle ref'ini üçüncü şahıslara karşı dermeyan edemez.
B) ÖLÜM VE
EHLİYETSİZLİĞİN VE SAİRENİN HÜKÜMLERİ
MADDE 35 -
Hilâfı iki tarafça kararlaştırılmış yahut maslahatın mahiyetinden
istidlâl olunmuş olmadıkça hukukî bir bir muameleden mütevellit
temsil salahiyeti mümessilin yahut temsil edilenin vefatı veya
gaiplik hükmünün ilânı veya medenî hakların kullanılması
salâhiyetinin izaası yahut ikisinden birinin yahut her ikisinin
iflâs ilân etmesiyle, nihayet bulur.
Bir hükmi
şahsın mevcudiyeti hitam bulduğu yahut bir şirket fesh olunduğu
takdirde de hüküm
yine böyledir.
İki tarafın
birbirine karşı haiz oldukları şahsî haklar mahfuz kalır.
C)
SALAHİYETİ HAVİ OLAN SENEDİN İADESİ
MADDE 36 -
Salâhiyeti nâtık vesikayı haiz olan mümessil, vazifesi hitam bulduğu
takdirde, onu temsil edilene iade yahut mahkemeye tevdi etmeye mecburdur.
Eğer temsil
edilen yahut halefleri, mümessili bu hususa icbar etmekte tekâsül
ederlerse, bundan dolayı hüsnüniyet ile hareket eden üçüncü
şahısların düçar olacakları zararı tazmin etmeye mecbur
olurlar.
D)
SALAHİYETİN HANGİ ZAMANDAN İTİBAREN NİHAYET BULACAĞI
MADDE 37 -
Mümessil kendi salâhiyetinin hitam bulduğunu vâkıf olmadığı
müddetçe, temsil edilen yahut halefleri, bu salahiyet henüz baki
imiş gibi onun muamelesi ile alacaklı veya borçlu
olurlar.
Üçüncü
şahısların, salâhiyetin nihayet bulduğuna vâkıf oldukları suretler
müstesnadır.
II -
SALAHİYETİN FIKDANI
1 -
İCAZET
MADDE 38 -
Bir kimse salahiyeti olmadığı halde diğer bir şahıs namına bir akit
yaptığı takdirde, bu şahıs bu akde icazet vermedikçe alacaklı veya
borçlu olmaz. Diğer tarafın, temsil edilenin münasip bir müddet
içinde o akde icazet verip vermiyeceğini beyan etmesini talebe hakkı
vardır. Bu müddet zarfında icazet verilmediği halde, o kimse mülzem
olmaz.
2 -
İCAZETİN BULUNMAMASI
MADDE 39 -
Eğer icazetten sarahaten veya zımnen imtina olunursa, akdin sahih
olmamasından tahaddüs eden zararın tazmini zımnında, mümessil
sıfatını takınan kimse aleyhinde dâva ikame olunur. Fakat bu kimse
diğer tarafın salahiyeti bulunmadığını vâkıf olduğu veya vâkıf
olması lâzım geldiğini ispat
ettiği takdirde, dâvaya mahal yoktur. Mümessilin taksiri vukuunda
hakkaniyet iktiza ettiği halde hâkim, onu daha fazla zarar ve ziyan
itasına mahkûm eder.
Haksız mal
iktisabı esasına binaen dâva ikamesi hakkı, bu hallerin kâffesinde
bakidir.
III -
MAHFUZ HÜKÜMLER
MADDE 40 -
Şirket mümessil ve memurlarının ve tüccar vekillerinin salâhiyetleri
hakkında hükümler mahfuztur.
İKİNCİ
FASIL
HAKSIZ
MUAMELELERDEN DOĞAN BORÇLAR
A) UMUMİ
KAİDELER
I -
MESULİYET ŞERAİTİ
MADDE 41 -
Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette
diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine
mecburdur.
Ahlâka
mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek
sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine
mecburdur.
II -
ZARARIN
TAYİNİ
MADDE 42 -
Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın hakikî miktarını ispat
etmek mümkün olmadığı takdirde hâkim, halin mutat cereyanını ve
mutazarrır olan tarafın yaptığı tedbirleri nazara alarak onu adalete
tevfikan tâyin eder.
III -
TAZMİNAT MİKTARININ TAYİNİ
MADDE 43 -
Hâkim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına göre tazminatın
suretini ve şümulünün derecesine tâyin eyler.
Zarar ve
ziyan irad şeklinde tâyin olunduğu takdirde borçludan icabeden
teminat alınır.
IV -
TAZMİNATIN TENKİSİ
MADDE 44 -
Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili
zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı
yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hâkim, zarar ve
ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar
edebilir.
Eğer zarar
kasden veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle yapılmamış olduğu ve
tazmini de borçluyu müzayakaya maruz bıraktığı takdirde hâkim,
hakkaniyete tevfikan zarar ve ziyanı tenkis edebilir.
V - HUSUSİ
HALLER
1 - ADAM
ÖLMESİ VE
CİSMANİZARAR
A) ÖLÜM
TAKDİRİNDE ZARAR VE ZİYAN
MADDE 45 -
Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını
da ihtiva eder. Ölüm, derhal vukubulmamış ise zarar ve ziyan tedavi
masraflarını ve çalışmağa muktedir olamamaktan mütevellit zararı
ihtiva eder.
Ölüm
neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum
kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek
lazımgelir.
B) CİSMANİ
ZARAR HALİNDE LAZIMGELEN ZARAR VE ZİYAN
MADDE 46 -
Cismanî bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından
ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden
zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir.
Eğer hükmün
suduru esnasında, kâfi derecede kanaat ile cismanî zararın
neticelerini tâyin etmek mümkün değil ise; hükmün tefhimi tarihinden
itibaren iki sene zarfında hâkimin, tetkik salâhiyetini muhafaza
etmeğe hakkı vardır.
C) MANEVİ
TAZMİNAT
MADDE 47 -
Hâkim, hususi halleri nazara alarak cismanî, zarara düçar olan
kimseye yahut adam
öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık
tazminat verilmesine karar verebilir.
2 - HAKSIZ
REKABET
MADDE 48 -
Yanlış ilânlar yahut hüsnüniyet kaidelerine mugayir sair hareketler
ile müşterileri tenakus eden yahut bunları gaip etmek korkusuna
maruz olan kimse bu fiilere hitam verilmesi için faili aleyhinde
dâva ikame ve failin hatası vukuunda sebebiyet verdiği zararın
tazminini talep edebilir.
(Ek Fıkra:
6763 - 29.06.1956) Ticari işlere ait olan haksız rekabet hakkında
Ticaret Kanunu
hükümleri mahfuzdur.
3 - ŞAHSİ
MENFAATLERİN HALELDAR OLMASI
MADDE 49 -
(Değişik: 3444 - 04.05.1988) Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir
şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık
manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dâva edebilir.
Hâkim,
manevi tazminatın miktarını tâyin ederken, tarafların sıfatını,
işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da
dikkate alır.
Hâkim, bu
tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave
edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve
bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.
VI -
MÜTESELSİL MESULİYET
1 - HAKSIZ
FİİL HALİNDE
MADDE 50 -
Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde
müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik
edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hâkim, bunların birbiri
aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun
şumulünün derecesine tâyin eyler.
Yataklık
eden kimse, vakı olan kârdan hisse almadıkça yahut iştirakiyle bir
zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.
2 -
MUHTELİF SEBEPLERİN İÇTİMAI HALİNDE
MADDE 51 -
Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun)
binaen mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar
vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele
olunur.
Kaideten
haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel,
tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde
kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef olur.
VII - MEŞRU
MÜDAFAA, IZTIRAR VE KENDİ HAKKINI
VİKAYE İÇİN
KUVVET KULLANILMASI
MADDE 52 -
Meşru müdafaa halinde mütecavizin şahsına veya mallarına yapılan
zarardan dolayı tazminat lazım gelmez.
Kendisini
veya diğerini zarardan yahut derhal vukubulacak bir tehlikeden
vikaye için başkasının mallarına halel iras eden kimsenin borçlu
olduğu tazminat miktarını hâkim, hakkaniyete tevfikan tâyin
eder.
Kendi
hakkını vikaye için cebrî kuvvete müracaat eden kimse hal ve mevkia
nazaran zamanında hükümetin müdahalesi temin edilemediği yahut
hakkının ziyaa uğramasını yahut hakkının kullanılması hususunun pek
çok müşkül olmasını meni için başka vasıtalar mevcut olmadığı
takdirde, bir gûna tazminat itasiyle mükellef olmaz.
VIII - CEZA
HUKUKU İLE MEDENİ HUKUK ARASINDA MÜNASEBET
MADDE 53 -
Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz
kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza
hukukunun mesuliyete dair ahkâmiyle bağlı olmadığı gibi, ceza
mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan
başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını
tâyin hususunda dahi hukuk hâkimi takyit etmez.
B) TEMYİZ
KUDRETİNİ HAİZ OLMAYANLARIN MESULİYETİ
MADDE 54 -
Hakkaniyet iktiza ediyorsa hâkim, temyiz kudretini haiz olmayan kimseyi ika ettiği zararın
tamamen yahut kısmen tazminine mahkûm eder.
Temyiz
kudretini muvakkaten ızaa eden kimse, bu halde iken yapmış olduğu
zararı tazmine mecburdur. Şu kadar ki kendi kusuru olmaksızın ika
edilmiş olduğunu ispat eder ise mesul olmaz.
C) İSTİHDAM
EDENLERİN MESULİYETİ
MADDE 55 -
Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği
kimselerin ve amalesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada
yaptıkları zarardan mesuldür. Şu kadar ki böyle bir zararın
vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve
itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile
zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul
olmaz.
İstihdam
eden kimsenin, zâmin olduğu şey ile zararı ika eden şahsa karşı rücu
hakkı vardır.
D)
HAYVANLAR TARAFINDAN YAPILAN ZARARDAN MESULİYET
I - ZARAR
VE ZİYAN
MADDE 56 -
Bir hayvan tarafından yapılan zararı o hayvan kimin idaresinde ise o
kimse hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinayı yaptığını
yahut bu dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani
olamıyacağını ispat etmedikçe tazmine mecburdur.
Bu surette
eğer hayvan diğer bir şahıs yahut diğer bir şahsa ait olan hayvan
tarafından ürkütülmüş olur ise bu kimse onlara rücu
edebilir.
II - HAYVAN
ÜZERİNDE HAPİS
HAKKI
MADDE 57 -
Bir kimsenin hayvanı diğerinin gayrimenkulü üzerinde bir zarar
yaptığı takdirde gayrimenkulün zilyedi o hayvanı zabt ve kendisine
ita olunabilecek tazminat mukabilinde teminat olmak üzere yedinle
hapsetmeğe hakkı vardır. Eğer hal ve maslahat icabederse,
gayrimenkul zilyedi o hayvanı
öldürebilir. Şu kadar ki gayrimenkulün zilyedi hemen
keyfiyetten hayvanların sahibini haberdar etmeğe ve eğer onu
bilmiyorsa kendisini bulmak için lazım gelen tedbirleri ittihaz
eylemeğe mecburdur.
H) BİNA VE
DİĞER ŞEYLERDE MESULİYET
I - ZARAR
VE ZİYAN
MADDE 58 -
Bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin maliki, o şeyin fena
yapılmasından yahut muhafazadaki kusurundan dolayı mesul
olur.
Bir
cihetten dolayı kendisine karşı mesul olan şahıslar aleyhindeki rücu
hakkı mahfuzdur.
II -
TEDBİRLER
MADDE 59 -
Bir binadan yahut diğer bir şahsın imal ettiği şeylerden dolayı
zuhura gelecek bir zarara maruz olan kimsenin, tehlikeyi bertaraf
etmek için, lazım gelen tedbirlere tevessül etmesini malikten talep
etmeğe hakkı vardır.
Şahısların
ve malların vikayesine dair olan zabıta nizamları
bakidir.
V) MÜRURU
ZAMAN
MADDE 60 -
Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ
tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine
ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim
fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima
olunmaz.
Şu kadar ki
zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun
müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa
şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur.
Eğer haksız
bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş
olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt
olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir.
ÜÇÜNCÜ
FASIL
HAKSIZ BİR
FİİL İLE MAL İKTİSABINDAN DOĞAN BORÇLAR
A)
ŞARTLAR
I -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 61 -
Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisabeden kimse,
onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk
etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir
sebebe müsteniden ahzolunan şeyin, iadesi lazımdır.
II - BORÇ
OLMAYAN ŞEYİN TEDİYESİ
MADDE 62 -
Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse hataen kendisini borçlu
zan ederek verdiğini ispat etmedikçe onu istirdat edemez. Müruru
zamana uğramış olan bir borcu eda yahut ahlâki bir vazifeyi ifa için
verilen şey, geri alınamaz.
B) İADENİN
ŞÜMULÜ
I -
MÜDDEİALEYHİN BORCU
MADDE 63 -
Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun istirdadı zamanında
elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği miktar nispetinde red ve iade
ile mükellef değildir.
Şu kadar ki
kabız, o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış yahut onu elden çıkarır
iken bilahare red ve iadeye mecbur olacağına vakıf bulunmuş olursa
red ve iadeye mecburdur.
II
- MASRAFTAN
MÜTEVELLİT HAKLAR
MADDE 64 -
Müddeialeyhin, yaptığı zaruri yahut faideli masrafları istirdada
salahiyeti vardır. Müddeialeyh, o şeyi kabzettiği zaman suiniyet ile
hareket etmiş ise yaptığı faideli masraflardan iade zamanında halen
mevcut olan fazlalık nisbetindeki miktarı kendisine tediye olunur.
Diğer masraflardan dolayı müddeialeyhin, bir gûna tazminat talebine
hakkı yoktur. Fakat iadeden evvel kabzolunan şey ile birleştirilmiş
olan ziyadeyi, o şeye zarar vermeksizin tefrik kabil olduğu ve
müddeide masrafların bedelini teklif
etmediği takdirde ilâve olunan ziyadeyi ref edebilir.
C)
İSTİRDADIN CAİZ OLMAMASI
MADDE 65 -
Haksız yahut ahlâka (âdaba) mugayir bir maksat istihsali için
verilen bir şeyi istirdada mahal yoktur.
D) MÜRURU
ZAMAN
MADDE 66 -
Haksız surette mal
iktisabından dolayı ikame olunacak dâva, mutazarrır olan tarafın
verdiğini istirdada hakkı olduğuna ıttılaı tarihinden itibaren bir
sene müruriyle ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren on
senenin müruriyle sakıt olur. Eğer mal iktisabı mutazarrır olan taraf aleyhinde bir borç
teşkilinden ibaret ise, mutazarrırın hakkı mürüru zaman ile sakıt
olmuş olsa bile, bu borcu ifa etmez.
İKİNCİ
BAP
BORÇLARIN
HÜKMÜ
BİRİNCİ
FASIL
BORÇLARIN
İFASI
A) UMUMİ
ESASLAR
I - BİZZAT
BORÇLU TARAFINDAN İFA
MADDE 67 -
Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının
menfaati bulunmadıkça; borçlu, borcunu şahsen ifaya mecbur
değildir.
II - İFANIN
MEVZUU
1 - KISMEN
TEDİYE
MADDE 68 -
Borcun miktarı muayyen ve tamamı muaccel olduğu takdirde alacaklı
kısmen vukubulan tediyeyi reddebilir. Alacaklı kısmen tediyeyi kabul
ederse borçlu, borçtan ikrar eylediği kısım tediyeden imtina
edemez.
2 - TAKSİM
KABİL OLMIYAN BORÇ
MADDE 69 -
Borç, taksim edilemediği ve alacaklılar birden ziyade olduğu
takdirde bunlardan biri borcun tamamen ifasını isteyebilir. Borçlu
hepsine karşı borcunu vermeye mecburdur. Borçlular birden ziyade ise
her biri taksimi kabil olmayan borcun tamamını vermekle mükelleftir.
Halin icabından hilâfı anlaşılmadıkça, veren borçlu,
kendisiyle müştereken
borçlu olanlara hisseleriyle rücu hakkını haiz ve bu nispette
alacaklının haklarına halef olur.
3 - MUAYYEN
OLMAYAN BİR ŞEYE TAALLÜK EDEN BORÇ
MADDE 70 -
Verilmesi lâzım gelen şey yalnız nevile tâyin edilmiş ise işin
mahiyetinden hilâfı anlaşılmadıkça bu şeyin intihabı borçluya
aittir. Bununla beraber borçlu, mutavassıt vasıftan aşağı vasıfta
bir şey veremez.
4 - BİRDEN
ZİYADE ŞEYLERE TAALLÜK EDEN BORÇ
MADDE 71 -
Borç birden ziyade şeylerin yapılmasını veya verilmesini şamil
olupta borçlu bunlardan yalnız biriyle mükellef tutulabilirse işin
mahiyetinden hilâfı anlaşılmadıkça intikap, borçluya
aittir.
5 -
FAİZ
MADDE 72 -
Bir kimse faiz vermesine mecbur olupta miktarı ne mukavele ile ne de
kanun veya örf ve âdet ile muayyen değil ise bu faiz senevi yüzde
beş hesabiyle tediye olunur. (Mukavele ile faiz meselesinde
suiistimalin meni hukuku âmme kanunlarına aittir).
B) BORCUN
İFA EDİLECEĞİ MAHAL
MADDE 73 -
Borcun ifa edilmesi lâzım gelen yer, iki tarafın sarih veya zımnî
arzusuna göre tâyin edilir. Hilâfına bir şart mevcut olmadığı
surette aşağıdaki hükümler tatbik olunur:
1 - Borç
bir miktar paradan ibaret ise tediye alacaklının verme zamanında
mukim bulunduğu yerde vukubulur.
2 - Borç
muayyen bir şeye taallük ediyorsa bu şey akdin inikadı zamanında
bulunduğu yerde teslim olunur.
3 -
Bunlardan başka her borç doğumu zamanında borçlunun mukim bulunduğu
yerde ifa edilir. Alacaklının ikametgâhında tediye edilmesi lâzım
gelen bir borcun ifası borcun doğumundan sonra alacaklının
ikametgâhını değiştirmesi sebebiyle ehemmiyetli bir surette
güçleşmiş ise borç alacaklının evvelki ikametgâhında ifa
olunabilir.
C) İFANIN
ZAMANI
I - MUACCEL
BORÇ
MADDE 74 -
Ecel meşrut olmadığı veya işin mahiyetinden anlaşılmadığı takdirde
borcun hemen ifa ve derhal icrası talep olunabilir.
II -
MÜECCEL BORÇ
1 - AY
ÜZERİNE ECEL
MADDE 75 -
Borcun ifası için bir ayın iptidâsı veya nihayet tâyin olunmuş ise
ayın birinci ve sonuncu günü anlaşılır. Bir ayın ortası tâyin
olunmuş ise bundan ayın on beşi anlaşılır.
2 - DİĞER
ECELLER
MADDE 76 - Bir
borç veya sair her hangi bir tasarruf akdin inikadından itibaren bir
müddetin hitamında ifa ve icra edilmek lâzım geldiği takdirde, vade
aşağıdaki veçhile tâyin olunur:
1 - Müddet,
gün ile tâyin edilmiş ise borç, akdin inikat ettiği gün sayılmıyarak
müddetin son günü muaceel olur. Müddet, sekiz veya on beş gün ise bu
müddet bir veya iki haftayı değil tam sekiz veya on beş günü ifade
eder.
2 - Müddet
haftalar ile tâyin edilmiş ise borç son haftanın, akdin münakit
olduğu güne ismen tevafuk eden gününden muaccel olur.
3 - Müddet
ay ile veya sene, yarı sene ve senenin dörtte biri gibi birden
ziyade ayları ihtiva eden bir zaman ile tâyin edildiği surette borç,
akdin münakit olduğu gün ayın kaçıncı günü ise son ayın buna tekabül
eden günü muaccel olur. Son ayda tekabül eden gün mevcut değil ise
borç son ayın son günü ifa olunur.
Yarım ay
tabiri, on beş günlük bir müddete muadildir. Müddet bir veya birden
ziyade ay ile yarım ay ise on beş gün son olarak hesap
edilir.
Bu
kaideler, müddet, akdin inikadından başka bir zamandan itibaren
cereyan ettiği surette de tatbik olunur. Muayyen bir zaman içinde
ifa edilmek lâzım gelen bir borcu borçlu, müddetin hitamından evvel
ifa ile mükelleftir.
3 - CUMA VE
TATİL GÜNLERİ(*)
MADDE 77 -
Bir cumaya veya kanunen tatil olarak kabul edilen diğer bir güne tesadüf eden vade
kendiliğinden bu günü takip edip tatil olmıyan ilk güne geçer.
Hilâfına mukavele muteberdir.
III -
İŞLERE TAHSİS OLUNAN SAATLERDE İFA
MADDE 78 -
Borç vade gününde işlere tahsis olunan saatler zarfında ifa ve
alacaklı tarafından kabul edilmek lâzım gelir.
IV - ECELİN
UZATILMASI
MADDE 79 -
Borcun ifası için tâyin olunan ecel uzatılmış ise yeni mehil, aksi
şart edilmedikçe evvelki mehlin hitamını takip eden birinci günden
başlar.
V -
VAKTİNDEN EVVEL İFA
MADDE 80 -
Akdin hükmünden veya mahiyetinden veya hal icabından iki tarafın
hilâfını kast ettikleri anlaşılmadığı takdirde, borçlu borcunu
vadesinden evvel ifa edebilir. Şu kadar ki borçlunun, vadeden evvel
tediyede bulunmasından dolayı mukavele ile veya adeten mezun olmadıkça bir miktar tenzilât icrasına
hakkı yoktur.
I -
MÜTEKABİL TAAHHÜDATI İHTİVA EDEN AKİTTE
1 - İFANIN
TARZI
MADDE 81 -
Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akdin ifasını talep eden
kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine nazaran bir ecelden istifade
hakkını haiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını teklif
eylemiş olmak lâzımdır.
2 - BORCUNU
ÖDEMEKTEN ACİZ HALİNDE BİR TARAFIN FESİH HAKKI
MADDE 82 -
Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akitte âkitlerden birinin borcunu edadan âciz
olması ve bilhassa iflâs veya aleyhindeki haczin neticesiz kalması
sebebi ile diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse, bu taraf,
lehindeki borcun ifası temin edilinceye kadar kendisine terettüp
eden borcun ifasından imtina ve talebi
üzerine bu teminat münasip bir müddet içinde verilmediği surette
akdi feshedebilir.
(*) 27
Mayıs 1935 tarih ve 2739 sayılı Kanunla hafta tatili (PAZAR) günü
olarak kabul edilmiştir.
D)
TEDİYE
I -
MEMLEKET PARASİYLE
MADDE 83 -
Mevzuu para olan borç memleket parasiyle ödenir.
Akit tediye
mahallinde kanuni rayici olmayan bir para üzerine varit olmuş ise
akdin harfiyen icrası "aynen ödemek" kelimeleri veya buna muadil
sair tabirat ile şart edilmiş olmadıkça borç vadenin hulûlü
günündeki rayici üzerinden memleket parasiyle ödenebilir.
(Ek Fıkra:
3678 - 14.11.1990) Yabancı para borcunun vadesinde ödenmemesi
halinde alacaklı, bu borcu vade veya fiilî ödeme günündeki rayice
göre Türk parası ile ödenmesini istiyebilir.(*)
II -
MAHSUP
1 - KISMEN
TEDİYE HALİNDE
MADDE 84 -
Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise kısmen icra
eylediği tediyeyi resülmale mahsup edebilir.
Alacaklı
alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya sair teminat almış ise
borçlu kısmen icra eylediği tediyeyi temin edilen veya teminatı daha
iyi olan kısma mahsup etmek hakkını haiz değildir.
2 - BİRDEN
FAZLA BORÇLAR OLDUĞU SURETTE
a)
ALACAKLININ BEYANINA TEVFİKAN
MADDE 85 -
Birden fazla borçları bulunan borçlu, borçları ödemek zamanında bu
borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etmek
hakkını haizdir.
Borçlu
beyanatta bulunmadığı surette vukubulan tediye kendisi tarafından
derhal itiraz edilmiş olmadıkça alacaklının makbuzda irae ettiği
borca mahsup edilmiş olur.
b) KANUNA
TEVFİKAN
MADDE 86 -
Kanunen muteber bir
beyan vâki olmadığı yahut makbuzda bir gûna mahsup gösterilmediği
takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir.
Müteaddit
borçlar muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip
edilen borca mahsup edilir. Takibat vâki olmamış ise tediye, vadesi
iptida hulûl etmiş olan borca mahsup edilir.
Müteaddit
borçların vadeleri aynı zamanda hulûl etmiş ise mahsup mütenasiben
vâki olur. Hiç bir borcun vadesi hulûl etmemiş ise alacaklı için en
az teminatı haiz olan borca mahsup edilir.
(*) 14
Kasım 1990 tarih ve 3678 sayılı Kanunun Geçici 1 inci maddesi
hükmüne göre, ek fıkra, yürürlük tarihinden önceki ilişkilerden
doğan ve halen görülmekte olan yabancı para ve faiz alacaklarına
ilişkin davalar hakkında uygulanmaz. Ancak, alacaklıların bu Kanuna
ve Borçlar Kanununun 105 inci
maddesine göre munzam zarar talep etme hakları saklıdır.
III -
MAKBUZ VE SENETLERİN İADESİ
1 -
BORÇLUNUN HAKKI
MADDE 87 -
Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz veya borcun tamamı tediye edilmiş
ise senedin geri verilmesini veya iptalini istemek hakkını haizdir.
Borcun tamamı ödenmemiş veya senet alacaklıya başka haklar da
vermekte ise borçlu ancak makbuz itasını ve tediyenin senede dercini
isteyebilir.
2 -
HÜKÜMLERİ
MADDE 88 -
Faizden veya icar bedeli gibi muayyen zamanlarda ödenmesi
lâzım gelen sair
borçlardan ihtirazi bir kayıt dermeyan etmeksizin bir taksit için
makbuz veren alacaklı ondan evvelki taksitleri de tahsil etmiş
sayılır. Alacaklı resülmal için makbuz vermiş ise faizlerinide
tahsil etmiş sayılır. Senet borçluya iade edildikte borç sâkıt olmuş sayılır.
3 - SENEDİN
İADESİNİN MÜMKÜN OLAMAMASI
MADDE 89 -
Alacaklı senedi zayi ettiğini iddia eder ise tediyede bulunan borçlu
kendisine senedin iptalini ve borcun sukutunu mübeyyin resmen tanzim
veya usulen tasdik edilmiş bir ilmühaber vermeğe alacaklıyı mecbur
edebilir. Kıymetli evrakın iptaline müteallik hükümler
mahfuzdur.
H)
ALACAKLININ TEMERRÜDÜ
I -
ŞARTLAR
MADDE 90 -
Yapılacak veya verilecek şey usulü dairesinde kendisine arz olunan
alacaklı muhik bir sebep olmaksızın onu reddeder veya borçlunun
borcunu ifa edebilmesi için tekaddümen kendi tarafından yapılması
lâzım gelen muameleleri icradan imtina eder ise, mütemerrit
addolunur.
II -
HÜKÜMLERİ
1 - BORCUN
MEVZUU BİR AYIN OLDUĞU SURETTE
a) TEVDİ
HAKKI
MADDE 91 -
Alacaklı mütemerrit olduğu takdirde borçlu hasar ve masrafları
alacaklıya ait olmak üzere vereceği şeyi tevdi ederek borcundan
beraet edebilir. Tevdi edilecek yeri, tediye yerindeki hâkim tâyin
eder. Fakat ticari eşya, hâkimin kararı olmaksızın dahi bir ardiyeye
tevdi edilebilir.
b) SATMAK
HAKKI
MADDE 92 -
Akdin mevzuu olan şeyin mahiyeti veya işin nevi tevdia mâni olur
veya verilecek şey bozulmağa maruz veya muhafazası masrafı mucip
veya tevdii büyük masrafları müstelzim olur ise borçlu evvelen
ihtarda bulunduktan sonra hâkimin izniyle onu alenen sattırarak
bedelini tevdi edebilir. Verilecek şey borsada mukayyet veya cari
fiate mevcut veya masraflarına nispetle kıymeti az ise satışın aleni
olması lâzım olmadığı gibi ihtara lüzum görmeksizin de hâkim, satışa
müsaade edebilir.
c) TEVDİ
EDİLEN ŞEYİN İSDİRDADI
MADDE 93 -
Alacaklı tevdi edilen şeyi kabul eylediğini beyan etmiş veya tevdi
bir rehnin fekkini tevlit eylemiş bulunmadıkça, borçlu tevdi edilen
şeyi istirdat edebilir. Tevdii edilen şeyin istirdadı ile beraber,
alacak bütün
teferrüatiyle yeniden tevellüt eder.
2 - BORCUN
MEVZUU BİR ŞEY OLMADIĞI SURETTE
MADDE 94 -
Borcun mevzuu bir aynın teslimini tazammun etmediği surette eğer
alacaklı mütemerrit ise borçlunun temerrüdüne müteallik hükümlere
tevfikan, borçlu akdi feshedebilir.
V - BORCUN
İFASINA MANİ OLAN DİĞER SEBEPLER
MADDE 95 -
Verilecek şey ve yapılacak iş ne alacaklıya ne de alacaklıya
müteallik şahsî diğer bir sebeple mümessiline arz edilemez veya
borçlunun kusuru olmaksızın alacaklının şahsında tereddüt olunursa
borçlu, alacaklının temerrüdü halinde olduğu gibi tevdi etmek veya
akdi fesheylemek hakkını haizdir.
İKİNCİ
FASIL
BORÇLARIN
ÖDENMEMESİNİN NETİCELERİ
A) BORCUN
İFA EDİLMEMESİ
I -
BORÇLUNUN MESULİYETİ
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 96 -
Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde
borçlu kendisini hiç bir kusurun isnat edilemiyeceğini ispat
etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur.
2 - BİR
ŞEYİN YAPILMASI VEYA YAPILMAMASI BORÇLARI
MADDE 97 -
Bir şeyin yapılmasına müteallik borç borçlu tarafından ifa
edilmediği takdirde, alacaklı masrafı borçluya ait olmak üzere
borcun kendisi tarafından ifasına izin verilmesini talep edebilir.
Her türlü zarar ve ziyan dâvası hakkı mahfuzdur.
Bir şeyin
yapılmamasına taallûk eyleyen borca muhalif surette hareket eden kimse mücerret
muhalefet ile zarar ve ziyan tediyesine mecburdur.
Bundan
başka alacaklı taahhüde muhalif olarak yapılan şeyin ref'ini
isteyebilir. Alacaklı, masrafları borçluya ait olmak üzere, kendisi
tarafından ref'a izin verilmesini de isteyebilir.
II -
MESULİYETİN VÜSATİ
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 98 -
Borçlu, umumiyet itibariyle her kusurdan mesuldur. Bu mesuliyetin
vüsati işin hususi mahiyetine göre çok veya az olabilir. Hususiyle
iş borçlu için bir faideyi mucip olmadığı surette, mesuliyet daha az
şiddetle takdir olunur.
Haksız
fiilerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde
muhalif hareketlere de tatbik olunur.
2 -
MESULİYETTEN BERAET ŞARTI
MADDE 99 -
Hile veya ağır kusur halinde düçar olacağı mesuliyetten borçlunun
iptidaen beraetini tazammun edecek her şart, batıldır.
Hafif kusur
halinde, borçlu iptidaen mesuliyetten beraeti tazammun eden şartın
dermeyanı sırasında alacaklı borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet
hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından
tevellüt ediyorsa; haiz olduğu takdir salâhiyetine istinat ile
hâkim, bu şartı batıl addedebilir.
3 - MUAVİN
ŞAHISLARIN MESULİYETİ
MADDE 100 -
Bir borcun ifasını veya bir borçtan mütevellit bir hakkın
kullanılmasını kendisi ile beraber yaşayan şahıslara veya maiyetinde
çalışanlara velev kanuna muvafık surette tevdi eden kimse, bunların
işlerini icra esnasında ika ettileri zarardan dolayı diğer tarafa
karşı mesuldür.
Bunların
fiilinden mütevellit mesuliyeti, evvelce iki taraf arasında yapılan
bir mukavele tamamen veya kısmen bertaraf edebilir.
Alacaklı,
borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz
suretiyle verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa; borçlu
mukavele ile ancak hafif bir kusurdan mütevellit mesuliyetten
kendisini beri kılabilir.
B)
BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ
I -
ŞARTLAR
MADDE 101 -
Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle, mütemerrit
olur.
Borcun ifa
edileceği gün müteffikan tâyin edilmiş veya muhafaza edilen bir
hakka istinaden iki taraftan birisi bunu usulen bir ihbarda bulunmak
suretiyle tesbit etmiş ise, mücerret bugünün hitamı ile borçlu
mütemerrit olur.
II -
HÜKÜMLERİ
1 - KAZA
HALİNDE MESULİYET
MADDE 102 -
Mütemerrit olan borçlu, borcun teahhürle ifasından dolayı zarar ve
ziyan tediyesine mecbur olduğu gibi kazara vukua gelecek zarardan da
mesuldür.
Borçlu,
kendisi tarafından bir gûna kusur olmaksızın teahhürde bulunmuş
olduğunu veya borç vakit ve zamaniyle ifa edilmiş olsa bile kazanın
alacaklının zararına olarak tediye olunacak şeye isabet edeceğini
ispat ederek, bu mesuliyetten kurtulabilir.
2 - GEÇMİŞ
GÜNLER FAİZİ
a) UMUMİYET
İTİBARİYLE
MADDE 103 -
Bir miktar paranın tediyesinden temerrüt eden borçlu mukavele ile
daha az bir faiz tâyin edilmiş olsa bile geçmiş günler için senevi
yüzde beş hesabiyle faiz tediyesine mecburdur.
Akitte
doğrudan doğruya veya taksite raptedilmiş komüsyon şeklinde yüzde
beşten ziyade bir faiz şart edilmiş ise bu faiz de temerrüt eden
borçludan istenebilir.
Son fıkra,
29 Haziran 1956 tarih ve 6763 sayılı Kanunun 41 inci maddesiyle
kaldırılmıştır.
b) FAİZİN,
MÜTEDAHİL TAKSİTLERİN, HİBE ETTİĞİ
MEBALİĞİN
TEDİYESİNDE MÜTEMERRİT OLAN BORÇLU
MADDE 104 -
Faiz veya mütedahil iratların yahut hibe ettiği bir miktar paranın
tediyesinden temerrüt eden borçlu bunlar için geçmiş günler faizini
ancak icraya veya mahkemeye müracaat gününden itibaren tediyeye
mecburdur.
Bunun
aksine olan her şart, cezai şart hakkındaki hükümlere tevfikan
takdir olunur.
Geçmiş
günler faizinin tediyesinde temerrüt sebebi ile faiz
yürütülemez.
3 - MUNZAM
ZARAR
MADDE 105 -
Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu
surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat
etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.
Bu munzam
zarar derhal takdir olunabilirse hâkim, esasa dair karar verir iken
bu zararın miktarını dahi tâyin edebilir.
4 - BİR
MEHİL TAYİNİ SURETİYLE
a) FESİH
HAKKI
MADDE 106 -
Karşılıklı taahhütleri navi olan bir akitte iki taraftan biri
mütemerrit olduğu takdirde, diğeri borcun ifa edilmesi için münasip
bir mehil tâyin veya münasip bir mehilin tâyinini hâkimden
isteyebilir.
Bu mehil
zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette alacaklı her zaman
onun ifasını talep ve teahhür sebebi ile zarar ve ziyan dâvası ikame
eylemek hakkını haizdir; birde aktin icrasından ve teahhürü
sebebiyle zarar ve ziyan talebinden vaz geçtiğini derhal beyan
ederek borcun ifa edilmemesinden mütevellit zarar ve ziyanı talep
veya akdi fesh edebilir.
b) DERHAL
FESİH
MADDE 107 -
Aşağıdaki hallerde bir mehil tâyinine lüzum yoktur.
1 -
Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirin tesirsiz olacağı
anlaşılırsa,
2 -
Borçlunun temerrüdü neticesi olarak borcun ifası alacaklı için
faidesiz kalmış ise,
3 - Akdin
hükümlerine göre borç tâyin ve tesbit edilen bir zamanda veya muayyen bir mehil
içinde ifa edilmek lâzım geliyorsa.
c) RÜCUUN
HÜKÜMLERİ
MADDE 108 -
Akitten rücu eden alacaklı, vaidolunan şeyi vermekten imtina ve
tediye eylediği şeyi istirdat edebilir.
Bundan
başka borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat edilemiyeceğini ispat
edemezse alacaklı akdin hükümsüzlüğünden mütevellit zararın
tazminini de talep edebilir.
ÜÇÜNCÜ
FASIL
BORÇLARIN
ÜÇÜNCÜ ŞAHIS HAKKINDAKİ TESİRİ
A)
ALACAKLIYA HALEF OLMAK
MADDE 109 -
Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü şahıs aşağıdaki hallerde tediye
eylediği miktar nispetinde alacaklının haklarına kanunen halef
olur:
1 -
Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu
şey üzerinde mülkiyet hakkı veya sair diğer bir aynî hakkı haiz
bulunduğu takdirde,
2
- Alacaklıya tediyede
bulunan üçüncü şahsın ona halef olacağı borçlu tarafından alacaklıya
haber verildiği takdirde.
B)
BAŞKASININ FİİLİNİ TAAHHÜT
MADDE 110 -
Bir üçüncü şahsın fiilini başkasına taahhüt eden kimse bu üçüncü
şahıs tarafından taahhüdün ifa edilmemesi halinde zarar ve ziyan tediyesine
mecburdur.
(Ek Fıkra:
2486 - 08.07.1981) Muayyen bir müddet için yapılan taahhütlerde,
müddetin bitimine kadar taahhüt edene yazılı olarak başvurulmaması
halinde taahhüdün hükümsüz olacağına dair sözleşme
muteberdir.
C) BAŞKASI
LEHİNE ŞART
I -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 111 -
Kendi namına akit yapan bir kimse, üçüncü şahıs lehine bir borç şart
etmiş ise, o borcun ifasını talebetmek hakkını haizdir.
Üçüncü
şahıs veya o borçta üçüncü şahsa halef olanlar dahi, iki tarafın
niyetine veya örf ve âdete tevafuk ettiği takdirde, borcun ifasını
şahsan talebedebilirler.
Bu takdirde
üçüncü şahıs veya onu istihlâf edenler bu hakkı kullanmak
istediklerini borçluya beyan ettiklerinden itibaren alacaklının
borçluyu ibraya hakkı kalmaz.
II -
SİGORTA İLE TEMİN EDİLMİŞ HUKUKİ MESULİYETLER
MADDE 112 -
Başkasını istihdam eden bir kimse çalıştığı ameleye karşı hukuki
mesuliyetlerini temin için sigorta yapıpta amele, sigorta ücretinin
en aşağı yarısını tediyeye iştirak etmiş ise; sigortadan mütevellit
haklar, münhasıran ameleye ait olur.
ÜÇÜNCÜ
BAP
BORÇLARIN
SUKUTU
A)
BORÇLARIN FERİLERİNİN SUKUTU
MADDE 113 -
Asıl borç tediye ile veya sair bir surette sakıt olduğu takdirde
kefalet ve rehin ve sair fer'i haklar dahi sakıt olur.
Evvelce
işleyen faizleri talep hakkının mahfuz bulunduğu beyan edilmiş veya
hal icabından neşet eylemiş olmadıkça bu faizler talep
olunamaz.
Gayrimenkul
rehine ve kıymetli evraka ve konkondatoya müteallik hususi hükümler
mahfuzdur.
B)
TECDİT
I -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 114 -
Borcun tecdidi akitten vâzıf surette anlaşılmak lâzımdır.
Hususiyle
mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak veya yeni bir
alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza etmek, tecdidi tazammun
etmez. Bununla beraber, bu hükmün aksine dair addolunan mukaveleler
muteberdir.
II - CARİ
HESAP
MADDE 115 -
Muhtelif kalemlerin bir hesabı cariye mücerret kaydedilmesiyle borç
tecdit edilmiş olmaz.
Şu kadarki
hesap kesilipte diğer tarafçada kabul edilmiş olduğu takdirde, borç
tecdit edilmiş olur.
Eğer
kalemlerden biri mukabilinde teminat varsa hesap kesilip tasdik
edilmiş olsa bile hilâfı şart edilmedikçe bu teminata halel
gelmez.
C) ALACAKLI
VE BORÇLU SIFATLARIN BİRLEŞMESİ
MADDE 116 -
Alacaklının ve borçluluk sıfatlarının bir şahısta içtimaiyle borç
sâkıt olur.
Bu içtimaın
zevaliyle borç avdet eder.
Gayrimenkul
rehni ile kıymetli evrak hakkındaki hususi hükümler
bakidir.
D) İFANIN
MÜMKÜN OLMAMASI
MADDE 117 -
Borçluya isnat olunamıyan haller münasabetiyle borcun ifası mümkün
olmazsa, borç sâkıt olur.
Karşılıklı
taahhütleri havi akitlerde bu suretle beri olan borçlu haksız
iktisaplara müteallik hükümlere tevfikan almış olduğu şeyleri iadeye
mecbur ve kendisine henüz tediye edilmemiş bulunan şeyi istemek
hakkından mahrum olur. Kanun veya akit ile, borcun ifasından evvel
bile vukua gelen zararın, alacaklıya tahmil edilmiş olduğu haller
bundan müstesnadır.
H)
TAKAS
I -
ŞARTLARI
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 118 -
İki şahıs karşılıklı bir miktar meblâğı veya yekdiğerine mümasil
başka malları birbirine borçlu oldukları takdirde her iki borç
muaccel ise iki taraftan her biri borcunu alacağı ile takas
edebilir.
Alacaklardan biri, münazaalı olsa bile takas dermeyan
olunabilir.
Müruru
zamana uğramış bir alacak, takas dermeyan edebileceği zamanda müruru
zaman ile sâkıt olmuş değil ise onun da takası dermeyan
olunabilir.
2 - KEFALET
HALİNDE
MADDE 119 -
Asıl borçlunun takası dermeyan etmeğe hakkı oldukça, kefili
alacaklıya tediyede bulunmaktan imtina edebilir.
3 - ÜÇÜNCÜ
ŞAHIS LEHİNE TAAHHÜT HALİNDE
MADDE 120 -
Bir üçüncü şahıs lehine taahhütte bulunan kimse borcunu, diğer âkdin
kendisine borçlu olduğu şey ile takas edemez.
4 -
BORÇLUNUN İFLASI HALİNDE
MADDE 121 -
Borçlunun iflâsı halinde alacaklılar, muaccel olmasa bile
alacaklıların müflisin kendilerinde olan alacağı ile takas
edebilirler.
II -
HÜKÜMLERİ
MADDE 122 -
Takas, ancak borçlunun takası dermeyan etmek kastini alacaklıya
bildirmesiyle vâki olur.
Bu takdirde
iki borç takas edilebilecekleri andan itibaren en az olan borcun
miktarı nispetinde sâkıt olmuş addolunur.
Hesabı cari
meselesinde ticarete müteallik hususi taamüller bakidir.
III -
TAKASI KABİL OLMIYAN ALACAKLAR
MADDE 123 -
Aşağıdaki alacaklar, alacaklıların arzusu hilâfında takas ile ıskat
edilemez.
1 - Tevdi
edilmiş veya haksız olarak alınmış veya hile ile alıkonulmuş bulunan
bir şeyin iadesine veya bedeline taalluk eden
mutalebeler.
2 - Nafaka
ve iş ücreti gibi borçlunun ve ailesinin iaşesi için mutlak surette
zarari olup hususi mahiyeti itibariyle fiilen alacaklının eline
verilmesi icap eden
alacaklar.
3 - Devlet
ve vilâyet ve köyler lehine olarak hukuku âmmeden neşet eden
alacaklar.
IV -
TAKASTAN FERAGAT
MADDE 124 -
Borçlu, iptidaen takastan feragat edebilir.
V) MÜRURU
ZAMAN
I -
MÜDDETLER
1 - ON
SENELİK MÜRURU ZAMAN
MADDE 125 -
Bu kanunda başka
suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dâva on senelik müruru
zamana tâbidir.
2 - BEŞ
SENELİK MÜRURU ZAMAN
MADDE 126 -
Aşağıdaki alacak veya dâvalar hakkında beş senelik müruru zaman cari
olur.
1. Alelûmum
kiralar ile resülmal faizleri ve muayyen zamanlarda tediyesi meşrut aidat
hakkındaki dâvalar
2. Erzak
bedeli ve nafaka ve otel ve lokanta masraflarına müteallik
dâvalar
3 -
(Değişik: 6763 - 29.06.1956) Sanatkarların veya esnafın emeklerini
karşılığı, perakendecilerin sattıkları malların parası, noterlerin
mesleki mesleki hizmetleri karşılığı, başkalarının maiyetinde
çalışan veya müstahdemi olan kimselerin, hizmetçilerin,
yevmiyecilerin ve işçilerin ücretleri hakkındaki davalar:
4 - (Ek:
6763 - 29.06.1956) Ticari olsun olmasın bir şirket akdine dayanan ve
ortaklar arasında veya şirketle ortaklar arasında açılmış bulunan
bütün dâvalar ile şirketin müdürleri, temsilcileri, murakıplariyle
şirket veya ortaklar arasındaki dâvalar, vekâlet akdinden, komüsyon
akdinden, acentalık mukavelesinden, ticari tellâkllık ücreti dâvası hariç, tellâllık akdinden doğan
bütün dâvalar, mütaahhidin kasıt veya ağır kusuru ile akdi hiç veya
gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa ayıplı malzeme kullanmış
veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebiyle açılacak
dâvalar hariç olmak üzere istisna
akdinden doğan bütün dâvalar.
3 - MÜRURU
ZAMAN MÜDDETLERİNİN KATİYETİ
MADDE 127 -
Bu üçüncü bapta tâyin olunan müruru zaman müddetleri,
mukavele
ile tadil
olunamaz.
4 - MÜRURU
ZAMANIN BAŞLANGICI
a) UMUMİYET
İTİBARİYLE
MADDE 128 -
Müruru zaman alacağın muaccel olduğu zamandan başlar, alacağın
muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruru zaman bu haberin
verilebileceği günden itibaren cereyan eder.
b) MUAYYEN
ZAMANLARDA VERİLEN İVAZLARDA
MADDE 129 -
Kaydi hayat şartiyle irat ve muayyen zamanlarda tediye olunan sair
şeylerin tesviyesini talep hususunda müruru zaman ilk tediye
edilmemiş olarak kalan taksitin muacceliyet kesp ettiği günden
başlar.
Alacak
hakkında müruru zaman vâki olunca mütedahil taksitler hakkında da
mürüru zaman vâki olmuş olur.
5 -
MÜDDETLERİN HESABI
MADDE 130 -
Müddetlerin hesabında müruru zaman başladığı gün nazarı itibare
alınmaz ve müruru zaman ancak müddetin son günü kullanılmaksızın
geçtiği surette vâki olmuş olur.
Bununla
beraber borçların ifası meselesinde müddetlerin hesabına müteallik
kaideler burada da tatbik olunur.
II -
FER'İLER HAKKINDA MÜRURU ZAMAN
MADDE 131 -
Asıl alacak hakkında müruru zaman vâkı olunca faiz ve sair fer'i
alacaklar hakkında da müruru zaman vâkı olmuş olur.
III -
MÜRURU ZAMANIN
CEREYANINA MANİ OLAN
VE MÜRURU
ZAMANI TATİL EDEN SEBEPLER
MADDE 132 -
Aşağıdaki hallerde müruru zaman cereyan etmez ve cereyana başlamış
ise inkıtaa uğrar:
1 - Velâyet
devam etitği müddetçe çocukların baba ve analarına karşı olan
alacakları hakkında.
2 - Vesayet
devam ettiği müddetçe vesayet altında bulunanların vasi veya Sulh
Hâkimi ve Mahkemei Asliye Hâkimleri zimmetinde olan alacakları
hakkında.
3 - Nikâh
devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin, diğeri zimmetinde olan
alacakları hakkında.
4 -
Hizmet mukavelesinin
devam ettiği müddetçe hizmetçilerin, istihdam edenlere karşı olan
alacakları hakkında.
5 - Borçlu
alacak üzerinde intifa hakkını haiz olduğu müddetçe.
6 -
Alacağı, bir Türk mahkemesi huzurunda iddia etmek imkânı olmadığı
müddetçe.
Müruru zaman,
tatil eden sebeplerin zail olduğu günün hitamından itibaren başlar
veya tevekuftan evvel başlamış olan cereyanına devam
eder.
IV - MÜRURU
ZAMANIN KAT'I
1 - KATI
SEBEPLERİ
MADDE 133 -
Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur:
1 - Borçlu
borcu ikrar ettiği,
hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil
verdiği takdirde.
2 -
Alacaklı dâva veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla
veya icrai takibat yahut iflâs masasına müdahale ile hakkını talep
eylediği halde.
2
- BORÇULARA KARŞI
KAT'IN NETİCELERİ
MADDE 134 -
Müruru zaman, müteselsilen borçlu olanlardan veya taksimi kabil
olmıyan bir borcun müşterek borçlularından birine karşı katedilmiş
olunca diğerlerine karşıda katedilmiş olur.
Müruru
zaman, asıl borçluya karşı katedilmiş olunca kefile karşı da
katedilmiş olur.
Müruru
zaman, kefile karşı katedilmiş olunca asıl borçluya karşı katedilmiş
olmaz.
3 - YENİ
MÜDDETİN MEBDEİ
a) İKRAR VE
HÜKÜM HALİNDE
MADDE 135 -
Müruru zaman katedilmiş olunca katıdan itibaren yeni bir müddet
cereyan etmeğe başlar.
Borç bir
senette ikrar edilmiş veya bir hüküm ile sabit olunmuş ise yeni
müddet daima on senedir.
b)
ALACAKLININ FİİLİ HALİNDE
MADDE 136 -
Bir dâva veya defi ile katedilmiş olan müruru zaman, dâva devam
ettiği müddetçe iki tarafın muhakemeye müteallik her muamelesinden
ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden cereyana
başlar.
Katı, icrai
takibattan neşete etmiş ise müruru zaman takibe müteallik her
muameleden itibaren yeniden cereyana başlar.
Katı, bir
iflâsa müdahaleden neşet etmiş ise müruru zaman, iflâsa müteallik
hükümlere göre alacağı yeniden talep etmek mümkün olduğu zamandan
itibaren yeniden cereyana başlar.
V - DAVANIN
REDDİ HALİNDE MUNZAM MÜDDET
MADDE 137 -
Dâva veya defi, vazıyed eden hâkimin salâhiyeti olmaması veya tamiri
kabil ve şekle müteallik bir noksan veya vaktinden evvel ikame
edilmiş olması sebebi ile reddolunmuş olupta arada müruru zaman
müddeti hitam bulmuş ise alacaklı hakkını talep etmek için altmış
günlük munzam bir müddetten istifade eder.
VI -
MENKUL REHNİ İLE
TEMİN EDİLMİŞ ALACAK HALİNDE
MADDE 138 -
Alacağın bir menkul rehni ile temin edilmiş bulunması, bu alacak
hakkında müruru zaman cereyanına mâni olmaz. Fakat alacaklı rehinden
hakkını istifa etmek salâhiyetini muhafaza eder.
VII -
MÜRURU ZAMANDAN FERAGAT
MADDE 139 -
İptidaen müruru zamandan feragat batıldır.
Müteselsil
borçlulardan biri tarafından vukubulan feragat, diğerlerine karşı
dermeyan olunamaz.
Feragat,
taksimi kabil olmayan bir borcun müşterek borçlularından biri
tarafından sadır olduğu takdirde de hüküm böyledir. Asıl borçlu
tarafından vukubulan feragat, kezalik kefile karşı dermeyan
olunamaz.
VIII -
MÜRURU ZAMANIN DERMEYANI LÜZUMU
MADDE 140 -
Müruru zaman dermeyan edilmediği surette hâkim, müruru zamanı
kendiliğinden nazara alamaz.
DÖRDÜNCÜ
BAP
BORÇLARIN
NEVİLERİ
BİRİNCİ
FASIL
MÜTESELSİL
BORÇLAR
A)
BORÇLULAR ARASINDA TESELSÜL
I -
ŞARTLARI
MADDE 141 -
Alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan mesul olmadığı iltizam
ettiklerini beyan eden müteaddit borçlular arasında teselsül
vardır.
Böyle bir
beyanın fikdanı halinde teselsül ancak kanunun tâyin ettiği hallerde
olur.
II -
ALACAKLI VE BORÇLU ARASINDAKİ MÜNASEBET
1 -
HÜKÜMLERİ
a) MÜŞTEREK
BORÇLULAR MESULİYETİ
MADDE 142 -
Alacaklı müteselsil borçların cümlesinden veya birinden borcun
tamamen veya kısmen edasını istemekle muhayyerdir.
Borcun
tamamen edasına kadar bütün borçluların mesuliyeti devam
eder.
b) MÜŞTEREK
BORÇLULARA AİT DEFİLER
MADDE 143 -
Müteselsil borçulardan biri alacaklıya karşı onunla kendi arasındaki
şahsi münasebetlerden veya müteselsil borcun sebep veya mevzuundan
tevellüt etmiş olanlardan maada bir şey dermeyan edemez ve bütün
borçlular arasında müşterek olan defileri dermeyan etmediği halde
onlara karşı mesul olur.
c) MÜŞTEREK
BORÇLULARDAN BİRİNİN ŞAHSİ FİİLİ
MADDE 144 -
Hilâfına mukavele olmadıkça müteselsil borçlulardan biri kendi fiili
ile diğer borçluların vaziyetlerini ağırlaştıramaz.
2 -
MÜTESELSİL BORCUN SUKUTU
MADDE 145 -
Tediyesi ile veya yaptığı takas ile borcun tamamını veya bir kısmını
iskat etmiş olan müteselsil borçlulardan biri, sakıt olan borç
nispetinde, diğer borçluları halâs etmiş olur.
Eğer
müteselsil borçlulardan biri borç tediye olunmamış iken ondan
tahallüs etmiş ise, diğer borçlular ancak halin veya borcun
mahiyetinin irae ettiği nispette bu beraetten istifade
edebilirler.
III -
MÜŞTEREK BORÇLULAR ARASINDAKİ MÜNASEBETLER
1 -
TAKSİM
MADDE 146 -
Borcun mahiyetinden hilâfı istidlâl olunmadıkça, müteselsil
borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi
birer hisseyi üzerlerine almağa mecburdur. Ve hissesinden fazla
tediyede bulunan, fazla ile diğerlerine rücu hakkını
haizdir.
Birinden
tahsili mümkün olmayan miktar, diğerleri arasında mütesaviyen taksim
olur.
2 -
HALEFİYET
MADDE 147 -
Rücu hakkından istifade eden müteselsil borçlulardan her biri,
tediye ettiği miktar nispetinde alacaklının haklarına halef
olur.
Alacaklı,
diğerlerinin zararına olarak müteselsil borçlulardan birinin
vaziyetini iyileştirdiği takdirde bu fiilinin neticelerini şahsan
tahammül
eder.
B)
ALACAKLILARIN ARASINDA TESELSÜL
MADDE 148 -
Borcun tamamının tediyesini istemek hakkını her birine bahş ettiğini
borçlu beyan ettiği hallerde, müteaddit alacaklılar arasında
teselsül mevcut olacağı gibi kanununun tâyin ettiği maddelerde dahi
bu nevi teselsül
bulunur.
Müteselsil
alacaklılardan birine vâkı tediye ile borçlu bütün alacaklılara
karşı beri olur.
Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye müracaatından
haberdar edilmedikçe borçlu onlardan dilediğine tediyede
muhayyerdir.
İKİNCİ
FASIL
ŞARTA
BAĞLI BORÇLAR
A) TALİKİ
ŞART
I -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 149 -
Bir akdin mevzuunu teşkil eden borcun mevcudiyeti, meşkuk bir
hâdisenin tahakkukuna talik edilmiş ise o akit şarta bağlı akit
olur.
İki taraf
hilâfını kast etmedikleri halde şarta bağlı akit, ancak şartın
tahakkuku ânından itibaren hüküm ifade eder.
II - ŞARTIN
BAĞLI OLDUĞU SIRADAKİ VAZİYET
MADDE 150 -
Şart tahakkuk edinceye kadar borçlu, borcun lâyıkı veçhile edasına
mâni olacak her nevi tasarruftan içtinap etmekle
mükelleftir.
Şarta bağlı
hakkı tehlikeye düçar edilen alacaklı, alacağı mutlak olan
alacaklıların haklarını muhafaza için yapmağa salâhiyettar oldukları
tedbirleri ittihaz edebilir.
Şartın
tahakkukundan evvel yapılan temliki her tasarruf, şartın hükümlerini
ihlâl etiği nispette batıl olur.
III -
FASILA ESNASINDA TAHAKKUK EDEN MENFAATLER
MADDE 151 -
Şartın tahakkundan evvel taahhüt olunan şey kendisine teslim olunan
alacaklı, şartın tahakkuku halinde, fasıla esnasında o şeyden elde
ettiği menfaatlere de malik olur.
Şart
tahakkuk etmezse alacaklı elde ettiği menfaatleri red ile
mükelleftir.
B) İNFİSAHİ
ŞARTLAR
MADDE 152 -
İnfisahi, meşkuk bir hadisenin tahakkukuna talik edilen akit, şartın
tahakkuku anından itibaren hüküm ifade etmez.
Kaideten
infisah makabline şamil olmaz.
C) MÜŞTEREK
HÜKÜMLER
I - ŞARTIN
TAHAKKUKU
MADDE 153 -
Eğer şart, iki taraftan birinin bizzat yapması lâzım olmayan bir
şeyin icrasından ibaret ise, o tarafın vefatı halinde mirasçısı onun
yerine kaim olabilir.
II - HİLELİ
MÜMANAAT
MADDE 154 -
Şartın tahakkukuna iki taraftan biri hüsnü niyet kaidelerine muhalif
bir hareketle mâni olursa, o şart tahakkuk etmiş
addolunur.
III - MEMNU
ŞARTLAR
MADDE 155 -
Kanuna veya ahlâka (âdâba) mugayir bir fiil veya ihmal, şart olarak
tâyin edilmiş olduğu takdirde bu şarta bağlı olan borç hükümsüz
olur.
ÜÇÜNCÜ
FASIL
PEY
AKÇESİ, ZAMANI RÜCU, ÜCRET TEVKİFİ VE CEZAİ ŞART
A) PEY
AKÇESİ VE ZAMANI RÜCU
MADDE 156 -
Bir kimse pey akçesi verdiği takdirde, bunu zamânı rücu olarak
değil; belki akdin inikadına delil olmak üzere vermiş addolunur.
Hilâfına
mahalli âdet veya mukavele olmadıkça, pey akçesini alan, matlubuna
mahsup etmiyerek onu muhafaza eder.
Zamânı rücu
şart edildiği halde, âkitlerden her biri akitten rücu salâhiyetini
haiz addolunur. Pey akçesi vermiş olan rücu ederse, verdiğini terk
eder ve pey akçesini almış olan rücu ederse, aldığının iki mislini
iade eder.
B) ÜCRET
TEVKİFİ
MADDE 157 -
Hizmet akdinde mukavele mucibince ücretin bir kısmı tevkif edildiği
halde, hilâfına şart veya âdet bulunmadıkça tevkif olunan ücret
cezai şart olarak değil belki istihdam eden kimsenin zararına
karşılık olmak üzere tutulmuş addolunur.
Bu tevkif,
ancak amele ücretinin tazminat ile mahsubu caiz olduğu nispette
muteber olur.
C) CEZAİ
ŞART
I -
ALACAKLININ HAKLARI
1 - İCRA
İLE EDA ARASINDAKİ MÜNASEBET
MADDE 158 -
Akdin icra edilmemesi veya natamam olarak icrası halinde tediye
edilmek üzere cezai şart kabul edilmiş ise, hilâfına mukavele
olmadıkça, alacaklı ancak ya akdin icrasını veya cezanın tediyesini
isteyebilir.
Akdin
muayyen zamanda veya meşrut mahalde icra edilmemesi halinde tediye olunmak üzere
cezai şart kabul edilmiş ise, alacaklı hem akdin icrasını hem meşrut
cezanın tediyesini talep edebilir. Meğer ki alacaklı bu hakkından
sarahaten feragat etmiş veya kayıt dermeyan etmeksizin edayı
kabul eylemiş olsun.
Borçlunun
cezai şartı tediye ile akitten rücu etmek hakkını ispat edebilmek
salâhiyeti mahfuzdur.
2 - CEZA
İLE ZARAR ARASINDAKİ MÜNASEBET
MADDE 159 -
Alacaklı zarara düçar olmasa bile ceza lâzım olur.
Şart olunan
ceza miktarından fazla zarara düçar olan alacaklı, borçlunun bir
kusuru olduğunu ispat etmedikçe fazlasını isteyemez.
3 - FESİH
HALİNDE ALACAKLININ KISMEN VUKUBULAN TEDİYEYE MÜTEALLİK
HAKLARI
MADDE 160 -
Cezai şarta müteallik hükümler, kısmen vâkı olan tediyenin fesih
halinde alacaklıya kalması şartını mutazammın olan mukaveleye de,
tatbik olunur.
Taksitle
satışa dair olan hükümler bakidir.
II -
CEZANIN BUTLANI VE TENKİSİ
MADDE 161 -
Akitler, cezanın miktarını tayinde serbesttirler.
Ceza,
kanuna veya ahlâka (âdâba) muğayir bir borcu teyit için şart edilmiş
veya hilâfına mukavele olmadığı halde borcun ifası borçlunun
mesuliyetini icap etmeyen bir hal sebebiyle gayri mümkün olmuş ise,
şart olunan cezanın tediyesi talep edilemez.
Hâkim,
fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir.
BEŞİNCİ
BAP
ALACAĞIN
TEMLİKİ VE BORCUN NAKLİ
A) ALACAĞIN
TEMLİKİ
I -
ŞARTLARI
1 - RIZAİ
TEMLİK
a)
CEVAZİ
MADDE 162 -
Kanun veya akit ile veya işin mahiyeti icabı olarak menedilmiş
olmadıkça borçlunun rızasını aramaksızın alacaklı, alacağını üçüncü
bir şahsa temlik
edebilir.
Borçlu,
alacağın temlik edilmemesi şart edilmiş olduğunu bu şartı ihtiva
etmeyen bir ikrarı bilkitabeye istinat ile, alacağını temellük eden
üçüncü bir şahsa karşı iddia edemez.
b) AKDİN
ŞEKLİ
MADDE 163 -
Tahriri şekilde yapılmış olmadıkça alacağın temliki muteber
olmaz.
Bir
alacağın temlikini va'detmek hususi şekle tabi değildir.
2 - KANUNİ
VEYA KAZAİ TEMLİK
MADDE 164 -
Alacağın temliki kanun veya mahkeme kararı mucibince vukubulduğu
halde bir gûna merasime tâbi olmaksızın ve evvelki alacaklı
tarafından rıza izhar edilmesine bile ihtiyaç bulunmaksızın üçünü
şahıslara karşı dermeyan edilebilir.
II -
TEMLİKİN HÜKÜMLERİ
1 -
BORÇLUNUN VAZİYETİ
a)
HÜSNÜNİYETLE YAPILAN TEDİYE
MADDE 165 -
Temlik veya temellük eden tarafından alacağın temlik olunduğu
kendisine bildirilmezden mukaddem evvelki alacaklıya ve mütevali
temlikler vâki olmuş ise alacağı temellük edenlerden tercihi lâzım
gelen biri var iken, diğerine hüsnüniyetle tediyede bulunan borçlu,
beri olur.
b)
TEDİYEDEN İMTİNA VE TEVDİ
MADDE 166 -
Aidiyeti münazaalı bulunan bir alacağın borçlusu tediyeden imtina
edilebilir ve alacağı mahkemeye tevdi ile borçtan beri
olur.
Borçlu,
alacağın münzaalı olduğunu bildiği halde tediyede bulunursa, tehlike
ve hasarı kendisine ait olur.
İki
alacaklı arasındaki dâva henüz görülmekte ve borç muaccel ise her
biri borçluyu borcu olan meblağı tevdie icbar edebilir.
c) BORÇLUYA
AİT DEFİLER
MADDE 167 -
Borçlu temlike vâkıf olduğu zaman; temlik edene karşı haiz olduğu
defileri, temellük edene karşı dahi dermeyan edebilir.
Borçlunun
matlubu temlik eden zimmetinde temlike vâkıf olduğu zaman müeccel
bir alacağı var idiyse bu alacağı temlik edilen matluptan sonra
muacceliyet iktisap etmiş olmaması şartiyle borç ile takas
edilmesini talep edebilir.
2 - FER'İ
HAKLARIN VE SENETLERİN VE ESBABI SÜBUTİYETİN DEVRİ
MADDE 168 -
Alacağın temlikinde, temlik eden kimsenin şahsına has olanlardan
maada rüçhan hakları ve diğer müteferri haklar dâhil
olur.
Temlik eden
kimse, temellük edene alacak senedini teslim ve mevcut
esbabı sübutiyeyi ve
haklarının izhar için lüzumlu olan malumatı ita ile
mükelleftir.
Gecikmiş
faizler, asıl alacak ile birlikte temlik edilmiş
addolunur.
3 -
ZAMAN
a) UMUMİYET
İTİBARİYLE
MADDE 169 -
Alacağın temliki ıvaz mukabilinde icra edilmiş ise temlik eden kimse
alacağın temlik zamanında mevcudiyetini zâmındır.
Ayrıca
taahhüt etmedikçe borçlunun aczinden mesul değildir.
Temlik
meccaen vâkı olmuş ise temellük eden kimse alacağın mevcudiyetini
dâhi zâmın olmaz.
b) TEDİYE
MAKAMINA YAPILAN TEMLİK
MADDE 170
- Tediye makamına
kaim olmak üzere bir alacak temlik edilipte ne miktar tenzil
edileceği tâyin edilmemiş ise temellük eden kimse ancak borçludan
bilfiil tahsil ettiği yahut lâzım olan ikdamı sarf eylediği halde
tahsil etmiş olduğu miktarı kendi alacağına mahsup etmekle
mükelleftir.
c) ZAMANIN
ŞÜMULÜ
MADDE 171 -
Temlik eden zaman ile mükellef ise; temellük edene karşı ancak
resülmal ve faiz olarak almış olduğu miktar nispetinde mesuldür.
Bundan başka temlikin mucip olduğu ve alacaklının borçluya karşı
semeresiz takibi dolayısiyle ihtiyar ettiği masrafları da zâmin
olur.
Temlik,
kanun icabı vâkı olmuş ise evvelki alacaklı, ne alacağın
mevcudiyetine ne de borçlunun eda kabiliyetine kefildir.
III -
HUSUSİ KAİDELERİN MAHFUZİYETİ
MADDE 172 -
Bazı hakların temlikine mahsus olarak kanunen muayyen olan hükümler
bakidir.
B) BORCUN
NAKLİ
I - BORÇLU
VE BORCUN NAKLİ MÜTEAHHİDİ
MADDE 173 -
Bir borçluya karşı yapılan, borcun nakli taahhüdü, müteahhidi ya
borcu tediye etmek yahut alacaklının rızasını istihsal ederek borcu
üzerine almak
suretiyle borçlunun beraetini tahsile mecbur eder.
Borçlu,
borcun nakli müteahhidine karşı borcun nakli akdinden mütevellit
borçlarını ifa etmedikçe, müteahhit aleyhine taahhüdünü ifa için
dâva ikame edemez.
Borçtan
beraet etmemiş olan
evvelki borçlu, borcun nakli müteahhidinden teminat
isteyebilir.
II - NAKİL
MÜTEAHHİDİ İLE BORÇLU ARASINDAKİ AKİT
1 - İCAP VE
KABUL
MADDE 174 -
Evvelki borçlunun yerine yenisinin kaim olması ve borçtan beraeti
borcun nakli müteahhidi ile alacaklı arasında yapılacak akit ile
vukubulur.
Bu akdin
icap edildiği, borcun nakli müteahhidi veya onun müsaadesiyle
evvelki borçlu tarafından borcun nakli mukavelesinin alacaklıya
bildirmesinden istidlâl olunabilir.
Alacaklanın
rızası ya sarih olur veya halin icabından anlaşılır. Alacaklı
ihtirazi kayıt dermeyan etmeksizin borcun nakli müteahhidinin
tediyesine kabul eder veya bunun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer her
hangi bir muameleye razı olursa borcun naklini kabul etmiş
addolunur.
2 - İPTAL
OLUNAN İCAP
MADDE
175 - İcap, alacaklı
tarafından her zaman kabul edilebilir. Şukadar ki borcun nakli
müteahhidi veya borçlu kabul için bir mehil tâyin edebilir ve bu
mehlin inkızasına kadar alacaklı sükut ederse icap, reddolunmuş
addedilir.
Borcun
nakli hakkında vukubulan icabın kabulünden evvel yeni bir borcun
nakli mukavelesi yapılır ve borcun naklinin yeni müteahhidi
alacaklıya icapta bulunursa, birinci icabı yapan beri
olur.
III -
BORÇLUNUN DEĞİŞMESİNİN HÜKMÜ
1 - BORCUN
FERİLERİ
MADDE 176
-Borçlu değişmiş olsa bile borçlunun şahısına nasolanlardan maada
müteferri haklar, baki olur.
Bununla
beraber borcu temin için bir rehin tesis etmiş olan üçüncü şahsın ve
kefilin mesuliyetleri ancak borcun nakline razı oldukları halde
devam eder.
2 -
İSTİSNALAR
MADDE 177 -
Nakledilen borca
müteferri hakları dermeyan etmek hakkı, borçludan yenisine
geçer.
Yeni borçlu
alacaklı ile yapılan akitten hilâfı anlaşılmadıkça evvelki borçlunun
alacaklıya karşı dermeyan edebileceği şahsi defilerde
bulunamaz.
Yeni borçlu
borcun naklini tevlit etmiş olan hâdiseler dolayısiyle evvelki
borçluya karşı dermeyan edebileceği defileri alacaklıya karşı
kullanamaz.
IV - AKDİN
İPTALİ
MADDE 178 -
Borcun nakli mukavelesi iptal edildiği halde, hüsnü niyet sahibi
üçüncü sahışlara ait olan haklar baki kalmak üzere evvelki borç, bütün feri'leriyle
birlikte avdet eder.
Bundan
başka akdin iptali ile ika olunan zarar kendisine isnat
olunamıyacağını nakil müteahhidi ispat edemez ise, alacaklı, evvelce
müesses teminatı zayi etmesi dolayısiyle veya diğer her hangi bir
suretle düçar olduğu zararı nakil müteahhidine tazmin
ettirebilir.
V - BİR
MAMELEKİN VEYA BİR İŞLETMENİN DEVRALINMASI
MADDE 179 -
(Değişik: 6763 - 29.06.1956) Bir mameleki veya bir işletmeyi aktif
ve pasifleriyle birlikte devralan kimse, bunu alacaklılara ihbar
veya gazetelerde ilân ettiği tarihten itibaren onlara karşı
mamelekin veya işletmenin borçlarından mesul olur; şu kadar ki, iki
yıl müddetle evvelki borçlu dahi yenisiyle birlikte müteselsilen
mesul kalır; bu müddet muaccel borçlar için ihbar veya ilân
tarihinden ve daha sonra muaccel
olacak borçlar için de muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye
başlar.
Borçların
bu suretle naklinin hükümleri, tek bir borcun nakli addinden doğan
hükümlerin aynıdır.
VI - BİR
İŞLETMENİN DİĞERİYLE BİRLEŞMESİ VE ŞEKLİNİ DEĞİŞTİRMESİ
MADDE 180 -
(Değişik: 6763 - 29.06.1956) Bir işletme diğer bir işletme ile aktif
veya pasiflerin karşılıklı olarak devralınması suretiyle
birleştirilse, her iki işletmenin alacaklıları bir mamelekin
devralınmasından doğan hakları haiz olup bütün alacaklarını yeni
işletmeden alabilirler.
Evvelce
hakiki veya hükmi tek bir şahsa ait olup da kollektif veya komandit
şirket haline konulan bir işletmenin borçları hakkında da aynı hüküm
tatbik olunur.
VII -
TAKSİM HALİNDE VE GAYRİMENKULÜN BEY'İ HALİNDE
MADDE 181 -
Miras taksimindeki ve rehin ile mukayyet gayrimenkullerin bey'indeki
borcun nakline mütedair hususi hükümler bakidir.
İKİNCİ
KISIM
AKDİN
MUHTELİF NEVİLERİ
ALTINCI
BAP
BEY'İ VE
TRAMPA
BİRİNCİ
FASIL
UMUMİ
HÜKÜMLER
A) İKİ
TARAFIN HAK VE VAZİFELERİ
MADDE 182 -
Beyi bir akittir ki onunla bayi, satılan malı müşterinin iltizam
ettiği semen mukabilinde müşteriye teslim ve mülkiyeti ona
nakleylemek borcunu tahammül eder.
Hilâfına
âdet veya mukavele mevcut değil ise bayi ile müşteri borçları aynı
zamanda ifa etmekle
mükelleftirler.
Hale göre
tâyini mümkün olan semen, tesmiye edilmiş hükmündedir.
B) NEFİ VE
HASAR
MADDE 183 -
Halin icabından veya hususi şartlardan mütevellit istisnaların
maadasında, satılan şeyin nefi ve hasarı akdin in'ikadı anından
itibaren müşteriye intikal eder.
Bununla
beraber yalnız nevan tâyin edilmiş olan mebiin ayırt edilmiş
olmasıda lâzımdır ve başka bir yere gönderilecekk ise bayiin bu
maksata mebi üzerinden yedini refetmiş bulunmasıda
şarttır.
Talikî şart
ile yapılan akitlerde temlik edilen şeyin nefi ve hasarı ancak
şartın tahakkuku ânından itibaren iktisap edene geçer.
İKİNCİ
FASIL
MENKUL
BEY'İ
A)
MEVZUU
MADDE 184 -
Menkul bey'i, araziden veya gayrimenkul olmak üzere tapu siciline
kaydedilen haklardan başka her türlü şeyin bey'idir.
Mahsul veya
yıkılması matlup bir binanın enkazı veya taş ocağından çıkarılacak
taşlar gibi bir gayrimenkulden ayrıldıktan sonra menkul olarak
mülkiyeti nakledilecek mütemmin cüzülerin satılmasıda menkul
bey'idir.
B) BAYİİN
BORÇLARI
I -
TESLİM
1 -
TESLİM
MASRAFLARI
MADDE 185 -
Hilâfına âdet veya mukavele mevcut değil ise ölçmek ve tartmak gibi
teslim masrafları bayie, senet yapmak ve mebii kabzetmek için
yapılan masraflar müşteriye aittir.
2 - NAKİL
MASRAFLARI
MADDE 186 -
Hilâfına âdet veya mukavele mevcut değil ise, satılan şeyin teslim
mahallinden başka bir yere nakli lâzım geldiği zaman, nakil
masrafları müşteriye aittir.
Masrafsız
teslim şart edilmiş ise bayi nakil masraflarını üzerine almış
addolunur.
Liman ve
gümrük masrafı olmaksızın teslim mukavele edilmiş ise bayi ihracat,
transit ve ithalât rüsumunu üzerine almış addolunur; fakat eşyanın
müşteri tarafından kabzedildiği zamanda istifa edilen istihlâk
rüsumunu deruhde etmiş sayılmaz.
3 - BAYİİN
TEMERRÜDÜ
a) TİCARİ
ALIM SATIMLAR
MADDE 187 -
Ticari muamelelerde teslim için bir zaman tâyin edilmiş olupta bayi
temerrüt ederse müşterinin teslim talebinden vaz geçerek ademi ifa
sebebi ila zarar ve ziyan isteyeceğini kabule cevaz
vardır.
Müşteri
teslimini istemek niyetinde ise muayyen müddetin inkızasında bayii
bundan haberdar etmesi lâzımdır.
b) TAZMİN
BORCU VE ZARARIN NASIL HESAP EDİLECEĞİ
MADDE 188 -
Borcu ifa etmeyen bayi, müşteriye bu yüzden terettüp eden zararı
zamın olur.
Ticari
muamelesinde bayi, borcunu ifa etmezse müşteri mebiin semeni ile
kendisine teslim edilmiyen şey yerine bir diğerini almak için nüshü
niyetle verdiği semen arasındaki fark bayie tazmin
ettirebilir.
Mebi,
borsaya kayıt ve kabul edilmiş olan veya cari fiatı bulunan
mallardan ise müşteri yerine bir diğerini almağa muhtaç olmaksızın
mebiin semeni ile teslim için muayyen olan günün fiatı arasındaki
fark zarar ve ziyan olmak üzere isteyebilir.
II - ZAPTA
KARŞI TEMİNAT
1 - TEMİNAT
BORCU
MADDE 189 -
Bayi satılan şeyin bir üçüncü şahıs tarafından bey'in akdi zamanında
mevcut bir hak sebebi ile tamamen veya kısmen zaptedilmesinden
müşteriye karşı mesul ve zâmındır.
Müşteri
zabıt tehlikelerinden bey'in in'ikadı zamanında haberdar idise bayi,
yalnız tahsisan iltizam ettiği kefalet hasebiyle mesul ve zamın
olur.
Bayi
üçüncü şahsa ait olan
hakkı bilerek gizlemiş ise, zamân ve mesuliyetini refi veya tahdit
yolunda kararlaşmış olan şart batıldır.
2 - USULÜ
MUHAKEME
a) DAVAYI
İHBAR
MADDE 190 -
Mebiin zaptı ile tehdit edilen müşteri, aleyhine ikame edilen dâvayı
zamânla mükellef olan bayie ihbar ettiği zaman bayi halin icabına
göre ve usulü muhakemeye tevfikan ya müşteri lehinde dâvaya
müdahalede yahut müşteri makamına kaim olarak üçüncü şahsa karşı
husumet ve müdafaada bulunmağa mecburdur.
İhbar,
müdahale ve müdafaaya müsait bir zamanda yapılmış ise müşterinin
aleyhinde hasıl olan neticei hükmiye müşterinin hilesi veya ağır bir
hatası eseri olduğu ispat edilmedikçe bayyiede sari olur.
Dâvanın
ihbar edilmemesi mesuliyeti bayie isnat edilemiyen hallerde bayi,
kendisine zamanında haber verilmiş olması farz ve takdirinde ne
derece daha müsait bir netice hükmiye istihsal edilebileceğini ispat
ederse mesuliyetten o derecede beri olur.
b) MAHKEME
KARARI OLMAKSIZIN İADE
MADDE 191 -
Müşteri, bayii vaktinde dâvadan haberdar ve kendi namına müdafaa ve
husumette bulunmasını talep ve ihtar edipte dinletememiş ise; üçüncü
şahsın mebi üzerindeki hakkını hüküm beklemeksizin hüsnü niyetle
tanımış yahut istihkak müddeisiyle sulh akdetmiş olsa bile, bayie
zamân terettüp eder.
3 -
MÜŞTERİNİN HAKLARI
a) TAMAMEN
ZABIT HALİNDE
MADDE 192 -
Mebiin tamamen zaptolunması halinde beyi münfesih addolunur ve
müşteri bayiden aşağıdaki taleplerde bulunabilir:
1 - Mebiden
istihsal ettiği veya istihsalini ihmal ettiği semereler tenzil
edilmek üzere tediye etmiş olduğu semenin faiziyle birlikte
iadesini,
2 - Mebii
zapteden üçüncü şahıstan mutalebe edemiyeceği sarfiyatı,
3 - Dâvayı
bayie ihbar etmekle içtinap edilmesi mülkün olanlar müstesna olmak
üzere bütün muhakeme masraflariyle muhakeme haricindeki
masrafları,
4 -
Doğrudan doğruya
mebiin zaptından mütevellit diğer zarar ve ziyanları.
Bayi, hiç
bir hatanın kendisine isnadı kabil olmadığını ispat etmedikçe
müşteriye mebiin zaptı yüzünden terettüp eden diğer her türlü
zararıda tazmin etmekle mükelleftir.
b) KISMEN
ZABIT
HALİNDE
MADDE 193 -
Satılan şey kısmen zaptedildiği yahut bayiin kefil olduğu aynî bir
mükellefiyetle takyit edilmiş bulunduğu halde müteri bey'in feshini
talep edemeyip yalnız bu yüzden düçar olduğu zararın tazmini
isteyebilir.
Şu kadar ki
mebiin bu ayıbını bilmiş olsa onu satın almayacağı hal karinesiyle
anlaşılıyorsa her halde feshi dâva edebilir.
Bu takdirde
müşterinin bayie mebiin zaptedilmeyen kısmını o zamana kadar
istihsal etmiş olduğu menfaatlerle birlikte iade etmesi lâzım
gelir.
III -
MEBİİN AYIPTAN SALİM OLMASINI TEKEFFÜL
1 -
MEVZUU
a) UMUMİYET
İTİBARİYLE
MADDE 194 -
Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını
mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya
maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir surette tenkis
eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir.
Bayi, bu
ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür.
b) HAYVAN
ALIM SATIMINDA
MADDE 195 -
Hayvan alım satımında bayi tahriren kefalet etmedikçe yahut
müşteriyi iğfal etmiş olmadıkça tekeffül etmiş
addolunmaz.
2 -
TEKEFFÜLE KARŞI
MADDE 196 -
Bayi, mebiin ayıbını müşteriden hile ile gizlemiş ise bey'ide
tekeffül hükümünü iskat veya tahdit eden her şart
batıldır.
3 -
MÜŞTERİNİN BİLDİĞİ AYIPLAR
MADDE 197 -
Bayi, müşterinin bey'i zamanında malumu olan ayıptan mesul olmadığı
gibi mebii kâfi derecede muayene etmekle fark etmiş olacağı
ayıptanda ancak bunun mevcut olmadığını temin etmiş ise mesul
olur.
4 - KEŞİF
VE MUAYENE VE BAYİE İHBAR
a) UMUMİYET
İTİBARİYLE
MADDE 198 -
Müşteri kabz ettiği mebiin halini örf ve âdete göre imkân hasıl olur
olmaz muayene etmek borcu ile mükellef olup mebi de bayiin tekeffül
altında olan bir ayıp gördüğü zaman bunu derhal bayie ihbar etmesi
lâzım gelir.
Bunu ihmal
ettiği halde mebii kabul etmiş sayılır. Meğerki mebide âdi bir
muayene ile meydana çıkarılamıyacak bir ayıp bulunsun.
Bu kabilden
bir ayıp sonradan meydana çıkarsa derhal bayie ihbar edilmelidir.
Aksi takdirde, mebi bu ayıp ile beraber kabul edilmiş
addolunur.
b) HAYVAN
ALIM SATIMINDA
MADDE 199 -
Hayvan alım satımında
kefalet müddeti tahriren tâyin edilmemiş olupta kefalet hayvanın bir
vasfına müteallik değil ise mebide keşfedilen ayıptan bayiin
mesuliyeti, teslim vâkı olduğu veya müşterinin kabızda temerrüdü
tahakkuk ettiği günden itibaren dokuz gün içinde bayie ihbar edilmekle beraber hayvanın ehli
vukuf marifetiyle muayenesinin icrası yine bu müddet zarfında
merciinden talep olunmasına mütevakkıftır.
Hâkim, ehli
vukuf raporunu serbestçe takdir eder.
5 - BAYİİN
HİLESİNE MÜTERETTİP HÜKÜMLER
MADDE 200 -
Müşteriyi iğfal etmiş
olan bayi, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri
sürerek mesuliyetten kurtulamaz.
6 - BAŞKA
MAHALDEN VAKI OLAN BEYİ
MADDE 201 -
Başka bir mahalden gönderilen mebiin ayıplı olduğunu iddia eden
müşteri, bulunduğu yerde bayiin mümessili yok ise mebiin muhafazası
için lâzım gelen tedbirleri muvakkaten ittihaz etmekle mükelleftir.
Müşteri, ayıplı olduğunu iddia ettiği mebii muhafaza için icabeden
tedbirleri yapmaksızın bayie gönderemez.
Müşteri,
vakit kaybetmeksizin mebiin halini usulen tasdik ettirmekle
mükelleftir. Aksi halde, iddia olunan ayıbın mebi kendisine vasıl
olduğunu zaman mevcut bulunduğunu ispat etmeğe mecbur
olur.
Mebiin az
zamanda bozulmak korkusu varsa müşterinin onu bulduğu yerde mercii
marifetiyle sattırmağa salâhiyeti ve hatta bayiin menfaati böyle
iktiza ediliyorsa mecburiyeti vardır. Müşteri, her halde bayii
mümkün olan süratle keyfiyetten haberdar etmekle mükellef ve
etmediği takdirde zarar ve ziyan dâvasına maruzdur.
7 -
TEKEFFÜLE MÜSTENİT DAVA
a)
BEY'İN FESHİ YAHUT
SEMENİN TENZİLİ
MADDE 202 -
Bayiin tekeffülü altındaki mebiin ayıbı anlaşıldığı zaman müşteri
muhayyerdir. Dilerse mebii redde hazır oluduğunu beyanla bey'in fesh
edilmesini, dilerse mebii alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde
semenin tenzil olunmasını dâva eder.
Hâkim,
müşterinin mebii ret dâvası üzerine hal icabı bey'in feshini muhik
göstermiyorsa semenin tenzili ile iktifa edebilir.
Kıymetinin
noksanı mebiin semenine müsavi ise müşteri ancak bey'in feshini
talep edebilir.
b) MEBİİN
TEBDİLİ
MADDE 203 -
Mebi, miktarı muayyen misli şeylerden ise müşteri dilerse fesih veya
semenin tenzilinden hiç birini talep etmeyip mebiin ayıptan âri
mislile değiştirilmesini dâva edebilir.
Mebi, başka
bir yerden gönderilmiyorsa bayiin de müşteriye derhal ayıtan âri
mislini teslim ve müşterinin düçar olduğu zararı tamamen tazmin
ederek aleyhine ikame edilecek dâvadan kurtulmağa salâhiyeti
vardır.
c) MEBİİN
ZIYAI HALİNDE BEY'İN FESHİ
MADDE 204 -
Mebiin ayıp sebebi ile yahut kazaen telef ve ziyaa veya hasara
uğraması, ayıptan dolayı feshi davaya mani olmaz. Bu takdirde
müşterinin red ile mükellef olduğu şey mebiden elinde
kalandır.
Mebi
müşterinin taksiri yüzünden telef olmuş yahut müşteri onu başkasına
temlik veya şeklini tağyir etmiş ise ancak kıymet
noksasına mukabil
semenin tenzilini dâva edebilir.
8 - FESHİN
HÜKÜMLERİ
a) UMUMİYET
İTİBARİYLE
MADDE 205 -
Beyi fesh edilince müşteri bayie mebi ile beraber ondan istihsal
ettiği mefaatleri iade etmekle mükelleftir.
Bayiin
müşteriye almış olduğu semeni faiziyle beraber iade ettikten başka
mebiin tamamen zaptı halinde olduğu gibi muhakeme masrafiyle
müşterinin mebia vâki olan masrafları ödemesi lâzımdır. Bayi
bunlardan maada müşteriye ayıplı mal teslim etmesinden doğrudan
doğruya tevellüt etmiş olan zararı da ayrıca tazmin etmeğe mecburdur.
Bayi,
kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe
müşterinin diğer her türlü zararlarını tazmin etmeğe
borçludur.
b) BİRDEN
ZİYADE MALIN BEY'İ HALİNDE FESİH
MADDE 206 -
Birden ziyade şey veya parça birlikte satılmış olupta bunlardan
bazısı ayıplı çıktığı halde fesih, ancak, ayıplı çıkanlar hakkında
dâva olunabilir.
Şu kadar ki
ayıplı kısmın diğerinden tefriki müşteriye veya bayie ehemmiyetli
bir zarar husule gelmeksizin mümkün olmazsa, feshin bütün mebie
teşmili zaruri
olur.
Mebiin aslı
hakkında bey'in feshi, ayrı semen beyan edilerek satılmış olsa bile
ferilerinede şamil olur; amma feriler hakkındaki fesih mebiin aslına
şamil olmaz.
9 - MÜRURU
ZAMAN
MADDE 207 -
Bayi daha uzun müddet için kefalet etmemiş ise, mebii ayıba karşı
tekeffülden mütevellit her türlü dâva, mebideki ayıp daha sonra
meydana çıksa bile müşteriye teslim vukuundan itibaren bir sene
geçmekle sakıt olur.
Fakat
müşterinin bayi tarafından aleyhine ikame edilen dâvaya karşı mebiin
tesliminden itibaren bir sene geçmeksizin ihbar ettiği ayıptan
dolayı defi hakkı sene geçmekle sakıt olmayıp devam eder.
Bayi
müşteriyi iğfal etmiş ise bu bir senelik müruru zamandan istifade
edemez.
C)
MÜŞTERİNİN BORÇLARI
I - SEMENİN
EDASI VE MEBİİN KABZI
MADDE 208 -
Müşteri bey'i aktinde mukarrer olan surette tevfikan semeni eda ve
kendisine mukarrer olan şartlar dairesinde arzedilen mebii kabz
etmekle mükelleftir.
Hilâfına
âdet veya mukavele mevcut değil ise, kabzın derhal vukuu
lâzımdır.
II -
SEMENİN TAYİNİ
MADDE 209 -
Müşteri kat'i sipariş
yapmış fakat semeni tâyin etmemiş ise beyi siparişin yapıldığı gün
ve mahalde cari fiat üzerinden aktedilmiş sayılır.
Semen,
mebiin veznine göre hesap ediliyorsa darası tenzil
olunur.
Ticarette
bazı emtianın semenin gayri sâfi vezin üzerinden yahut muayyen bir
miktar veya yüzde şu kadar tenzil edilerek hesap edilmesi yolundaki
hususi taamüller mahfuzdur.
III -
SEMENE İSTİHKAK VE SEMENİN FAİZİ
MADDE 210 -
Hilâfına mukavele mevcut değil ise mebi müşterinin yedine girince
bayi semene müstehak
olur.
Adet bu
yolda ise yahut müşteri mebiden semene veya diğer türlü hasılat
istifa imkânını elde etmiş ise mebiin semeni mücerret vadeye nazaran
müşteri tarafından vukua gelen temerrüt üzerine müterettip
hükümlerden başka hattâ hiç bir ihtar dahi yapılmaksızın faize
tabidir.
IV -
MÜŞTERİNİN TEMERRÜDÜ
1 - BAYİİN
FESİH HAKKI
MADDE 211 -
Mebi ancak semenin tediyesinden sonra veya tediyesi akabinde teslim
edilmek lâzım gelen hallerde müşteri tediyeden temerrüt ederse, bayi
hiç bir merasime muhtaç olmaksızın bey'i feshedebilir.
Fakat bu
hakkını kullanmak istiyorsa keyfiyetten müşteriyi derhal haberdar
etmekle mükelleftir.
Mebi,
müşteriye teslim edilmiş ise bayi bu hakkı sarahaten muhafaza etmiş
olmadıkça bey'i feshedilip mebii istirdat edemez.
2 - ZARAR
VE ZİYAN NASIL HESAP
EDİLECEĞİ
MADDE 212 -
Ticari muamelelerde bayi, mebiin semenini tediyeden temerrüt eden
müşteriden, bu semenle mebii diğerine hüsnü niyetle sattığı semen
arasındaki farktan ibaret olan zarar ve ziyanı
istiyebilir.
Mebi
borsada mukayyet olan
veya cari fiyatı bulunan emtiadan ise, bayi, bunu diğerine satmağa
muhtaç olmaksızın mebiin semeni ile tediye için muayyen olan vade
gününün fiyatı arasındaki farkı zarar ve ziyan olmak üzere
müşteriden talebedebilir.
ÜÇÜNCÜ
FASIL
GAYRİMENKUL BEY'İ
A)
AKDİN
ŞEKLİ
MADDE 213 -
Gayrimenkul bey'i muteber olmak için resmî senede raptedilmek
şarttır. Gayrimenkule dair beyi vadi ve bey'i bilvefa ve istimlâk
mukavelesi resmî senede raptedilmedikçe muteber değildir.
Mukaveleden mütevellit şuf'a hakkı için tahrirî şekil
kâfidir.
B) ŞARTLA
BEYİ VE MÜLKİYETİN MUHAFAZASI
MADDE 214 -
Bir gayrimenkulün şartla bey'i halinde şart tahakkuk etmedikçe beyi,
tapu siciline kaydedilmez.
Mülkiyetin
bayi uhdesinde mahfuziyetine dair olan şart dahi tescil
olunmaz.
C)
TEKEFFÜL
MADDE 215 -
Hilâfına mukavele mevcut değil ise, satılan gayrimenkul beyi
senedinde yazılı olan ölçü miktarını ihtiva etmediği takdirde; bayi
noksanını müşteriye tazmin etmekle mükelleftir. Satılan gayrimenkul
resmî bir mesahaya müsteniden sicilde yazılı olan ölçü miktarını ihtiva etmediği takdirde, bayi,
tahsisen taahhüt altına girmemiş ise tazmin ile mükellef
değildir.
Bir binanın
ayıplı olmasından mütevellit ve tekeffüle müstenit dâvalar
mülkiyetin devrinden beş sene geçmekle sâkıt olur.
D) MENFAAT
VE MUHATARA
MADDE 216 -
Mebiin müşteri tarafından kabzedilmesi için mukavele ile bir müddet
tâyin edildiği halde onun nefi ve hasarının müşteriye intikal
etmemesi asıldır.
H) MENKUL
BEY'İ HAKKINDAKİ HÜKÜMLERE MÜRACAAT
MADDE 217 -
Menkul bey'ine müteallit hükümler, kıyas tarikiyle gayrimenkul bey'ine de tatbik
olunur.
DÖRDÜNCÜ
FASIL
BEY'İN
BAZI NEVİLERİ
A) NÜMUNE
ÜZERİNE BEYİ
MADDE 218 -
Nümune üzerine beyide nümune kendisine tevdi edilen taraf, yedindeki
nümunenin kendisine teslim edilen nümune olduğunu ispata mecbur
olmayıp nümunenin şekli değişse bile bu tagayyür muayyenin zaruri
icabatından ise söz ile tasdik olunur; diğer tarafın her halde
hilâfını ispata hakkı vardır.
Nümune
müşterinin velev kusuru olmaksızın yedinde bozulmuş veya zıyaa
uğramış ise bayi mebiin nümuneye muvafakitini ispat ile mükellef
tutulmayıp, aksini iddia eden müşterinin, ispat etmesi
lâzımgelir.
B) TECRÜBE
VE MUAYENE ŞARTİYLE BEYİ
I -
MAHİYETİ
MADDE 219 -
Tecrübe veya muayene şartiyle beyide, müşteri mebii kabul yahut
reddetmekte serbesttir. Mebi müşterinin yedine geçmiş olsa bile
kabul edilinceye kadar bayiin mülkünde kalır.
II - BAYİİN
NEZDİNDE MUAYENE
MADDE 220 -
Muayene bayiin nezdinde icra edilmek icabedip te müşteri mebi
mukavelenin veya âdetin tâyin ettiği müddet içinde kabul etmediği
halde bayi serbest olur.
Böyle bir
müddet tâyin edilmemiş ise, bayi münasip bir müddet geçtikten sonra
mebii kabul veya red etmesini, müşteriye ihtar edebilir; derhal
cevap verilmezse serbest olur.
III-
MÜŞTERİ NEZDİNDE MUAYENE
MADDE 221 -
Mebi muayene
edilmeksizin müşteriye teslim edildiği takdirde, mukavelenin veya
âdetin tâyin ettiği müddet içinde ve böyle bir müddet tayin etmiş
değil ise bayiin ihtarı akabinde müşteri bey'i kabul etmediğini
beyan veya bayie reddetmezse, beyi tekemmül etmiş addolunur. Müşterinin, semeni ihtirazi kayıt
beyan etmeksizin tamamen veya kısmen tesviye veya mebii tecrübe için
zaruri olan suretten başka bir surette tasarruf edilmesiyle de beyi
tamam olmuş olur.
C) TAKSİTLE
BEYİ
I - BAYİİN
MUHAYYERLİĞİ
MADDE 222 -
Menkul bir mal semeni
taksitle tesviye edilmek şartiyle beyi ve teslim edilip te müşteri
taksitlerden birini tediyeden temerrüt ettiği halde bayi o taksitin
talep edebileceği gibi kendisi için bu hakkı muhafaza etmiş ise
mebiin mülkiyetini iddia veya bey'i feshedebilir.
II - BAYİİN
DİĞER HAKLARI
MADDE 223 -
Mebiin mülkiyetini iddia eden bayi hakkında mülkiyeti muhafaza
şartına müteallik olan hükümler tatbik olunur.
Bayi bey'i
feshettiği halde bayi ve müşterinin her biri, diğerinden aldığı şeyi
iade ile mükelleftir. Bayi her halde münasip bir icar bedeli talep
edebileceği gibi mebi bozulmuş ise tazminat dahi
istiyebilir.
Müşteriye
bundan ziyade borç tahmil eden mukaveleler batıldır.
III -
MUACCELİYET ŞARTLARI
MADDE 224 -
Taksitlerden birini tediye edilmemesi halinde semenin mecmuunun muacceliyet kesbetmesi
şart edilmiş ise bayiin bu şarttan istifade edebilmesi müşterinin
iki mütevali taksiti vermekten temerrüt etmesine ve bu iki taksit
mecmuunun semenin en aşağı onda birini teşkil eylemesine
mütevakkıftır.
D)
MÜZAYEDE
I - BEY'İN
İNİKADI
MADDE 225 -
Cebri müzayedelerde beyi, müzayede memurunun ihalesiyle münakit
olur.
Herkesin
iştirak edebildiği ihtiyari ve aleni müzayedelerde beyi, bayiin
ihalesiyle münakit olur. Bayi buna muhalif bir arzu beyan etmemiş
ise, müzayedeyi idare eden kimsenin, müzayede edilen malı en çok
verene ihale etmeğe hakkı vardır.
II -
MÜZAYEDENİN BUTLANI
MADDE 226 -
Kanuna veya ahlâka (âdaba) mugayir tertibatla müzayedeye fesat
karıştırılmış ise her âlakadar tarafından on gün zarfında itiraz
edilebilir. Bu itiraz cebri müzayadelerde icra ve iflas muamelerine
nezaret eden makamlara ve diğer hallerde mahkemeye arz
olunur.
III -
MÜZAYEDEYE İŞTİRAK EDENİN NE ZAMAN MÜLZEM OLACAĞI
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 227 -
Müzayedeye iştirak eden kimse, beyi için muayyen olan şartlar
dairesinde, teklifiyle mülzem olur. Hilâfına bir şart mevcut değil
ise pey sürenin mülzemiyeti kendisinden fazla veren zuhur etmesiyle
yahut teklifinin müzayede hitamında mutat olan nidalar akabinde
kabul olunmıyarak ihalenin icra edilmemesiyle zail olur.
2 -
GAYRİMENKUL MÜZAYEDESİ
MADDE 228 -
Gayrimenkul müzayedesinde ihalenin veya ihalenin reddinin müzayede
akabinde vukuu lâzımdır. Pey süren kimsenin müzayededen sonra
mülzemiyetinin imtidadını mutazammın şart batıldır. Şu kadar ki bu
hüküm cebri müzayedeler ile ihalenin resmî bir merci tarafından
tasdika muhtaç olduğu hallerde tatbik olunmaz.
IV -
TEDİYENİN PEŞİN OLMASI LÜZUMU
MADDE 229 -
Hilâfı, bey'ide şart edilmemiş ise ihale bedelinin peşin tediyesi
lâzımdır. İhale bedeli peşin veya beyi şartlarına tevfikan tesviye
edilmezse bayi, bey'i derhal feshedebilir.
V -
TEKEFFÜL
MADDE 230 -
Müzayede şartnamesinde sarih bir taahhüdün bulunması veya müzayedeye
iştirak edenlere karşı bir hile yapılmış olması halleri müstesna
olmak üzere, cebri
bir müzayedelerde tekeffüle mahal yoktur.
Müzayede
ile mal alan kimse o mala tapu siciline ve beyi şartlarına ve kanuna
nazaran muayyen olan hali ve hakları ve mükellefiyetleri ile malik
olur.
İhtiyari ve
aleni müzayedelerde bâyi, âdi beyide olduğu gibi mebii tekeffül ile
mükelleftir. Şu kadar ki hilesinden mütevellit olandan maada
tekeffüllerde usulü dairesinde ilân edilen beyi şartları zımnında,
tahallüs edebilir.
VI -
MÜLKİYETİN İNTİKALİ
MADDE 231 -
Müzayede ile menkul bir mal alan kimse onun mülkiyetini ihale anında iktisabeder.
Müzayededen alınan gayrimenkulün mülkiyeti ancak tapu sicilline
kaydedilmekle müşteriye intikal eder. Müzayede memuru ihalesi beyi
zabıtnamesinde gösterilen gayrimenkulün müşteri namına tescil
edilmesini derhal tapu memuruna
tebliğ eder.
Cebri
müzayedelerin cereyanı sırasındaki ihalelere müteallik hükümler
bakidir.
BEŞİNCİ
FASIL
TRAMPA
A) TRAMPA
BEYİ HÜKÜMLERİNE TABİDİR
MADDE 232 -
Beyi hükümleri trampada da tatbik olunur. Şöyleki trampa edenlerden
her biri, itasını taahhüt ettiği şeye nazaran bayi ve kendisine
verilmesi taahhüt olunan şeye göre müşteri hükmünde
tutulur.
B)
TEKEFFÜL
MADDE 233 -
Trampa suretiyle aldığı şey yedinden zaptolunan yahut onu ayıbından
dolayı reddeden taraf, muhayyerdir; dilerse zarar ve ziyanı diğer
tarafa tanzim ettirir, dilerse vermiş olduğu şeyi istirdat
eder.
YEDİNCİ
BAP
HİBE
A)
MEVZUU
MADDE 234 -
Hibe, hayatta olan kimseler arasında bir tasarrufturki onunla bir
kimse, mukabilinde bir ıvaz taahhüt edilmeksizin malının tamamını
veya bir kısmını diğer bir kimseye temlik eder.
Henüz
iktisap edilmemiş olan bir haktan feragat yahut bir mirası reddetmek
hibe değildir. Ahlâki bir vazifenin ifasıda, hibe
sayılmaz.
B) HİBEYE
EHLİYET
I - VAHİP
HAKKINDA
MADDE 235 -
Karı koca malının idaresi usulünden yahut mirasçılık hakkından neşet
eden tahditler mahfuz kalmak üzere medeni haklarını kullanmak
salâhiyetine sahip olan herkes, hibe yapabilir. Tasarrufta ehil
olmayanın malı, ancak kanuni mümessillerinin mesuliyetleri kaydiyle
ve vesayet hakkındaki hükümlere riayetle hibe olunabilir.
Bir hibeyi
takip eden sene içinde başlayan bir muhakeme neticesinde vâhibin
israfından dolayı hacrine hüküm olunursa, o hibe Sulh Mahkemesince
iptal olunabilir.
II - HİBEYİ
KABUL EDEN HAKKINDA
MADDE 236 -
Medeni haklarını kullanmak salâhiyetinden mahrum olan kimse, temyiz kudretine
malik ise hebeyi kabul ve bu sebeple mal iktisap
edebilir.
Fakat o
kimsenin kanuni mümessili kendisini hibeyi kabulden meni veya hibe
olunan şeyin iadesini emrederse hibe keenlemyekûn veya merdut olur.
C)
ŞEKLİ
I - ELDEN
HİBE
MADDE 237 -
Elden hibe, vâhibin bir şeyi mevhubünlehe teslim etmesiyle vücut
bulur.
Gayrimenkulün veya gayrimenkul üzerindeki aynî hakların
hibesi, ancak tapu siciline kaydedilmekle tamam olur.
Bu tescil,
ancak muteber bir
hibe taahhüdüne istinaden yapılabilir.
II - HİBE
VADİ
MADDE 238 -
Hibe taahüdünün muteber olması tahriri olmasına
mütevakkıftır.
Bir
gayrimenkulün yahut gayrimenkul üzerindeki aynî bir hakkın hibesi
taahhüdü, ancak resmî senetle yapılmış ise muteber olur.
Hibe
taahhüdü, tenfiz edilince elden yapılmış hibe gibi olur.
III -
KABULÜN NETİCELERİ
MADDE 239 -
Bir kimse, diğerine hibe ettiği malı; diğer mallardan bilfiil tefrik
etmiş olsabile, mevhubün lehin kabulüne kadar hibesinden rücu
edebilir.
D) ŞARTLARI
VE MÜKELLEFİYETLERİ
I -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 240 -
Hibe, şartla yahut mükellefiyetle takyit olunabilir. Tenfizi vâhibin
ölümüne bağlı hibede vasiyet hükmü cereyan eder.
II - ŞARTIN
İCRASI
MADDE 241 -
Vâhip, mukavele mucibince mevhubünleh tarafından kabul edilmiş olan
mükellefiyetin icrasını talep edebilir.
Ammenin
menfaati için mevhubunlehe tahmil edilmiş olan mükellefiyetin
icrasını talebetmek salâhiyeti, vâhibin vefatından sonra, ait olduğu
mercie intikal eder.
Hibe edilen
şeyin kıymeti masrafını korumaz ve masraf fazlası kendisine tesviye
edilmezse mevhubunlehin mükellefiyeti icradan imtina etmeğe hakkı
vardır.
III - RÜCU
ŞARTLARI
MADDE 242 -
Vâhip, mevhubunlehin kendisinden evvel vefatı halinde hibe edilen
şeyin mülküne rücu etmesini şart edebilir.
Hibe edilen
gayrimenkule veya bir gayrimenkul üzerindeki aynî hakka taallük eden
rücu şartı tapu siciline şerh verilebilir.
H) VAHİBİN
MESULİYETİ
MADDE 243 -
Vâhip, hileden veya ağır dikkatsizlikten maada hallerde, hibeden
neşet eden zarardan mevhubunlehe karşı mesul olmayıp ancak hibe
edilen şeyin veya alacağın tekeffülünü vâdetmiş ise; bununla
mükelleftir.
V)
İPTAL
I - HİBE
EDİLEN MALLARIN İSTİRDADI
MADDE 244 -
Vâhip, aşağıdaki hallerden biri vukuunda elden yaptığı hibeden veya
tenfiz ettiği taahhüdünden rücu ve mevhubunlehin elinde halen ne
kalmış ise onun iadesini dâva edebilir.
1 -
Mevhubunleh, vâhibe yahut yakınlarından birine karşı ağır bir cürüm
irtikap ederse,
2 -
Mevhubunleh, vâhibe veya ailesi için kanunen mükellef olduğu
vazifelere karşı ehemmiyetli bir surette riayetsizlikte bulunmuş
ise,
3 -
Mevhubunleh, hibeyi takyit eden mükellefiyeti haklı bir sebep
olmaksızın icra etmezse.
II - HİBE
TAAHHÜDÜNDEN RÜCU VE İPTAL
MADDE 245 -
Hibeyi taahhüt eden kimse, aşağıdaki hallerde tahhüdünden
rücu ve tenfizinden
imtina edebilir:
1 - Elden
hibe edilen bir malın istirdadını talebe salâhiyet veren sebeplerden
biri varsa,
2 - Hibeyi
taahhüt ettikten sonra tenfizi müteahhit için fevkalâde külfetli
olacak derecede mali vaziyeti değişmiş ise,
3 -
Hibeyi taahhütten
sonra yeni veya hissolunacak derecede külfetli aile vazifeleri
tehaddüs etmiş ise.
Hibeyi
taahhüt eden kimse borcunu edadan aczi tevsik veya iflâsı ilân
olunur ise, hibe taahhüdü ipta olunur.
III -
MÜRURU ZAMAN VE DAVA HAKKININ MİRASÇILARA İNTİKALİ
MADDE 246 -
Vâhibin, rücu sebebine vâkıf olduğu günden itibaren bir sene içinde
hibeden rücu etmeğe hakkı vardır.
Vâhip, sene
geçmeden vefat ederse, dâva hakkı, mirasçılarına intikal eder ve
mirasçılar senenin hitamına kadar rücu dâvası ikame
edebilirler.
Mevhubunleh, haksız olarak tasavvur ve tasmim ile vâhibi
öldürürür veya rücu hakkını kullanmaktan menederse, mirasçılar
hibenin feshini dâva
edebilirler.
IV -
VAHİBİN VEFATI
MADDE 247 -
Hilâfına hüküm mevcut değil ise, muayyen zamanlarda bir şey
verilmesini tazammun
eden hibenin hükmü, vâhibin vefatiyle nihayet bulur.
SEKİZİNCİ
BAP
İCAR
BİRİNCİ
FASIL
ADİ
İCAR
A)
TARİFİ
MADDE 248 -
Adi icar, bir akittirki mucir onunla, müstecire ücret mukabilinde
bir şeyin kullanılmasını terk etmeği iltizam eder.
B)
MUCİRİN
VAZİFELERİ
I - MECURUN
TESLİMİ
1 -
KULLANILMAĞA SALİH BİR HALDE
MADDE 249 -
Mucir, mecuru akitten maksut olan kullanmağa salih bir halde
müstecire teslim etmek ve icar müddeti zarfında bu halde bulundurmak
ile mükelleftir.
Mecur,
akitten maksut olan kullanmak mümkün olmayıcak yahut intifa ehemmiyetli surette
azalacak bir halde teslim olunursa müstecir akdi feshe yahut
ücretten münasip bir miktarın tenzilini istemeğe
salâhiyettardır.
Eğer ayıp,
müstecirin yahut kendisiyle birlikte yaşayan kimselerin yahut
işçilerin sıhhati için ciddi bir tehlike teşkil etmekte ise; mucir
bu tehlikeye akdi yaparken vâkıf olmuş veya fesih hakkından feragat
etmiş olsa bile yine icarı feshedebilir.
2 -
BİLAHARA AKDE MUHALİF HAL HUDUSÜ
MADDE 250 -
Mecur, icare müddeti zarfında müstecirin bir kusuru olmaksızın
akitten maksut olan kullanılmak mümkün olmıyacak veya ehemmiyetli
surette azalacak bir hale düştüğü takdirde, müstecir, ücretten
mütenasip bir miktarın tenzilini talep edebileceği gibi; ayıp
münasip bir müddet zarfında bertaraf edilmezse, akdi dahi feshedebilir.
Mucir,
kendisinin bir kusuru olmadığını ispat edemez ise tazminat ile
mükellef olur.
3 - AYIP
HALİNDE MUAMELE
MADDE 251 -
Mecur, icare müddeti zarfında zaruri tamirata muhtaç olduğu
takdirde; müstecir, hakkına halel gelmemek şartiyle bu tamiratın
icrasına müsaade etmeğe mecburdur.
İntifa
başladığı zaman mevcut yahut intifa esnasında hâdis olupta külfeti
kendine ait olmayan ve mucire yapılan ihbar üzerine münasip bir
mehil zarfında bertaraf edilmiyen ufak tefek ayıpları, müstecir,
mucir hesabına izale edebilir.
4 -
KULLANMANIN MÜMKÜN OLAMAMASI
MADDE 252 -
Müstecir, kendi kusurundan yahut şahsında hâdis olan mücbir bir
sebepten dolayı mecuru kullanamadığı yahut mahdut surette kullandığı
takdirde mucir, mecuru akit dairesinde kullanmağa hazır bulundurmuş
oldukça; müstecir, kiranın tamamını vermekle mükellef
olur.
Bu takdirde
mucir, sarfıyattan tasarruf eylediği miktarı ve mecurun diğer
surette kullanılmasından elde ettiği menfaatleri kiraya mahsup
etmeğe mecburdur.
Mucip akdin
icrasını tahammül edilmez bir hale getiren sebepler hudusünde, iki
tarafın akdi feshetmek hakları mahfuzdur.
II - ÜÇÜNCÜ
ŞAHSIN İDDİASINA KARŞI MESULİYET
1 -
TEMİNAT
MADDE 253 -
Üçüncü bir şahıs, mecur üzerinde müstecirin haklariyle telifi kabil
olmayacak bir iddiada bulunduğu takdirde; mucir, müstecirin ihbarı
üzerine muhasamayı deruhte ve müstecirin akit mucibince mecurdan
intifaına halel gelmiş ise tazminat itasiyle mükellef
olur.
2 - BEYİ
İLE İCARIN İNFİSAHI
MADDE 254 -
İcarın akdinden sonra, mecur, mucir tarafından ahara temlik yahut
icraen takibat veya iflâs tariki ile kendisinden nezedildiği
takdirde; müstecir mecurun ahiren maliki olan üçüncü şahıstan ancak
kabulü şarti ile icarenin devamını ve mucirden akdi icra yahut
tazminat ita etmesini
isteyebilir.
Bununla
beraber icar edilen şey bir gayrimenkul olduğu takdirde, akit daha
evvel feshe müsait olmadıkça kanunen ihbar caiz olan miada kadar
üçüncü şahıs, icara riayet etmekle mükellef tutulur ve feshi ihbar
etmediği takdirde akdi kabul etmiş addolunur.
Ammenin
menfaati için istimlâke dair olan hususi hükümler
mahfuzdur.
3 - TAPU
SİCİLİNE ŞERH
MADDE 255 -
Bir gayrimenkulün icarında akdin tapu siciline şerh verilmesini iki
taraf mukavele edebilirler.
Bu şerh,
sonraki maliklere müstecirin icar akdi dairesinde gayrimenkulden
intifaına müsaade etmek mecburiyetini tahmil eder.
C)
MÜSTECİRİN BORÇLARI
I - BORCA
MUVAFIK SURETTE TEKAYYÜT
MADDE 256 -
Müstecir mecuru kullanırken tam bir ihtimam dairesinde hareket ve
apartman icarında bina dahilinde oturanlara karşı icabeden
vazifeleri ifa ile mükelleftir.
Müstecir
vukubulan ihtara rağmen bu mükellefiyete daimî surette muhalefet
eder yahut açıktan açığa fena kullanarak mecura daimî bir zarar iras
eylerse mucir tazminat ile birlikte icar akdinin hemen
feshini talep
edebilir.
Mecurda,
icrası mucire ait tamirata lüzum hasıl olduğu yahut üçüncü bir
şahsıs mecur üzerinde bir hak iddia ettiği takdirde; müstecir,
keyfiyeti hemen mucire ihbar etmekle mükelleftir. Aksi takdirde
zarardan mesul olur.
II -
KİRANIN TEDİYESİ
MADDE 257 -
Müstecir kirayı akit ile yahut mahalli bir âdet ile muayyen olan
zamanda tediyeye mecburdur.
Böyle
muayyen bir zaman bulunmadığı takdirde, icar altı aylık yahut
senelik ise her altı ayın mürurunda ve daha az bir müddet için ise
beher ayın mürurundan sonra nihayet icar müddetinin hitamında
verilmek lâzımdır.
D)
MÜKELLEFİYET VE VERGİLERİ VE TAMİRİ TAHAMMÜL
MADDE 258 -
Mecurun mükellefiyeti ve vergileri mucire aittir.
Mecurun
alelâde kullanılması için muktazi tathir ve ıslah masrafı müstecire
ve tamir mucire aittir. Bu hususta mahalli âdete bakılır.
H)
MÜSTECİRİN MÜSTECİRİ
MADDE 259 -
Müstecir, mucire zarar verecek bir tebeddülü mucip olmamak şartiyle,
mecuru tamamen yahut kısmen ahara icar yahut icarı bir üçüncü şahsa
ferağ edebilir.
İkinci
müstecir, birinci müstecire müsaade edilenden başka bir tarzda
kullandığı takdirde, birinci müstecir, bundan dolayı mucire karşı
mesul olur.
Mucir,
ikinci müsteciri bu hususa riayet ettirmeğe
selâhiyettardır.
V)
HİTAM
I -
MÜSTECİRİN TEMERRÜDÜ
MADDE
260 - Müstecir icar
müddetinin hitamından evvel muacceliyet kesp eden kiraları tediye
etmemiş bulunursa, mucir altı ay veya daha fazla müddetli icarlarda
otuz günlük ve daha az müddetli icarlarda altı günlük bir mehil
tâyin ederek birikmiş olan kira bu müddet zarfında verilmediği takdirde mehlin hitamında akdi
feshedeceğini müstecire ihtar edebilir.
Bu mehil,
ihtarın müstecire tebliğ edildiği günden itibaren başlar.
Bu mehlin
tenkisine yahut tediyeden teahhür halinde akdin hemen
feshedilebileceğine dair yapılan mukaveleler batıldır.
II -
MÜSTECİRİN İFLASI
MADDE 261 -
Müstecir iflâs eder ve birikmiş ve işliyecek kiralar için münasip
bir müddet zarfında teminat da verilmezse mucir, icarı feshe
salâhiyettardır.
III -
FESHİN İHBARI
MADDE 262 -
İcar için ne sarih ne de zımnî bir müddet tâyin edilmemiş olursa,
gerek müstecir gerek mucir, ihbar suretiyle akdi
feshedebilir.
Akitte,
hilâfına bir hüküm tâyin edilmemiş ise, iki taraftan her biri
aşağıdaki kaideler dairesinde feshi ihbar edebilir:
1 - Mefruş
olmayan apartmanlar, yazıhane, tezgâh, dükkân, mağaza, mahzen,
samanlık, ahır ve bu gibi mahaller ancak mahalli âdetince muayyen en
yakın vakit için ve böyle bir adetin fıkdanı halinde altı aylık bir
müddetin hitamı için ve her iki halde üç ay evvel yapılması lâzım
gelen bir ihbar
ile.
2 - Mefruş
apartmanlar yahut müstakil odalar yahut süknaya mahsus mefruşat
ancak bir aylık müddetin hitamı için ve iki hafta evvel yapılması
lâzım gelen bir ihlar ile.
3 - Diğer
menkul şeyler her istenilen zaman için ve üç gün evvel yapılması
lâzım gelen bir ihbar ile.
IV - SÜKUT
İLE TECDİT
MADDE 263 -
İcar, muayyen bir müddetle akdedilip te bu müddetin hitamında
mucirin malumatı ile ve muhalefeti olmaksızın mecurun kullanılmasına
devam olunduğu yahut mukavelede fesih hakkında gösterilen ihbarı iki
taraftan hiç biri yapmadığı takdirde, hilâfına mukavele yok ise
akti, gayri muayyen bir müddet için tecdit edilmiş
sayılır.
V -
FESİH
1 - MÜHİM
SEBEPLERDEN DOLAYI
MADDE 264 -
Muayyen bir müddetle aktedilen gayrimenkul icarında, mucip akdin
icrasını tahammül edilmez bir hale getiren sebepler hudusünde; iki
taraftan her biri, diğerine tam bir tazminat vermek ve kanuni
mehillere riayet etmek şartiyle ve icar müddetinin hitamından evvel
feshi ihbar edebilir.
İcar bir
sene veya daha uzun bir müddet için akdedilmiş ise, mucir veya
müstecire verilecek tazminat altı aylık bedeli icardan az
olamaz.
Müstecir
kendisine tazminat verilmedikçe mecuru terke icbar
olunamaz.
2 -
MÜSTECİRİN ÖLÜMÜ
MADDE 265 -
Müstecirin vefatı halinde gerek mirasçıları gerek mucir, bir sene
veya daha uzun müddetli icarlarda kanuni mehillere riayet şartiyle,
en yakın vakit için tazminat vermeksizin akdin feshini ihbar
edebilirler.
VI -
MECURUN İADESİ
MADDE 266 -
Müstecir, mecuru ne halde tesellüm etmiş ise icarın hitamında o
halde ve mahalli
âdete tevfikan geri vermekle mükelleftir.
Müstecir,
akit mucibince etmiş olduğu intifa sebebiyle husule gelen eskilik
yahut değişiklikten mesul değildir.
Müstecirin
mecuru iyi bir halde tesellüm etmiş olduğu, asıldır.
Z) MUCİRİN
HAPİS HAKKI
I -
ŞÜMULÜ
MADDE 267 -
Bir gayrimenkulün muciri, nihayet geçmiş bir senelik ve cereyan
etmekte olan altı aylık kiranın temini için mecurun tefrişatına ve
tezyinatına ve ondan intifaı temine mahsup olup mecur dâhilinde
bulunan menkul eşya üzerinde hapis hakkını haizdir.
Mucirin
hapis hakkı, ikinci müstecirin birinci müstecire karşı borcu olan
miktar nispetinde ikinci müstecir tarafından mecur dâhiline
getirilen eşyaya da şamildir.
Müstecirin
dayinleri tarafından haczedilmesi caiz olmayan eşya üzerinde
mucirin, hapis hakkı yoktur.
II - ÜÇÜNCÜ
ŞAHISLARA AİT EŞYADA
MADDE 268 -
Müstecire ait olmadığın, mucirin bildiği veya bilmesi iktiza ettiği
eşya ile çalınmış veya zayi olmuş yahut başka suretle zilyedin
edilen zaptolunmuş şeyler üzerindeki üçüncü şahsın hakları, mucirin
hapis hakkına karşı dahi mahfuzdur.
Mucir,
müstecir tarafından getirilen eşyanın ona ait olmadığını icarın
devamı esnasında öğrenip te en yakın vakit için akdin feshini ihbar
etmez ise bu şeyler üzerindeki hapis hakkı sâkıt olur.
III - NASIL
DERMEYAN EDİLECEĞİ
MADDE 269 -
Müstecir mecurdan çıkmak yahut mecur dahilinde bulunan şeyleri alıp
götürmek teşübbüsünde bulunduğu takdirde; mucir hapis hakkına
istinaden kiraların teminine muktazi miktarda eşyayı, Sulh Hâkimi
marifetiyle hapsedebilir.
Bu eşya
gizlice yahut cebir
ile nakledildikleri surette; götürüldükleri tarihten itibaren on gün
içinde polis kuvveti ile yeniden mecure iade
olunabilirler.
İKİNCİ
FASIL
HASILAT
İCARI
A)
TARİFİ
MADDE 270 -
Hasılat icrası, bir akittirki onunla mucir, müstecire ücret
mukabilinde hasılat veren bir malın veya hakkın kullanılmasını ve
semerilerinin iktitafını terk etmeği iltizam eder.
Kira, ya
nakit yahut devşirilecek semere veya hasılatın bir hissesi olabilir;
ikinci surette, iştirakli icar denir.
İştirakli
icarda, mucirin semereler üzerindeki hakkı noktasından, mahalli
âdete riayet olunur.
B) DEFTER
TESBİTİ
MADDE 271 -
İcarda alât, hayvan yahut zahirede dâhil ise iki taraftan her biri
diğerine bu eşyanın tamam ve imzalı bir defterini vermek ve bunların
kıymetlerini müştereken takdir ve tesbit etmekle mükelleftir.
C) MUCİRİN
BORÇLARI
I - MECURUN
TESLİMİ
1 -
KULLANMAĞA SALİH HALDE TESLİM
MADDE 272 -
Mucir, birlikte icar edilmiş menkul şeyler varsa bunlar dahi dâhil
olduğu halde mecuru akitten maksut olan kullanmağa ve işletmeğe
salih bir halde müstecire teslim ile mükelleftir.
Bu borcun
ifa edilmemesi halinde, âdi icar hakkındaki hükümler tatbik
olunur.
2 - ESASLI
TAMİRAT
MADDE 273 -
Mucir, icar müddeti zarfında icrasına zaruret hasıl olan esaslı
tamiratı müstecir tarafından ihbar edilir edilmez masrafı kendisine
ait olmak üzere yapmağa mecburdur.
3 -
KULLANMANIN MÜMKÜN OLMAMASI HALİNDE MESULİYET
MADDE 274 -
Müstecir, kendi kusurundan yahut şahsında hâdis olan bir ârızadan
dolayı mecuru kullanamadığı yahut mahdut surette kullandığı
takdirde; mucir mecuru akit dairesinde kullanmağa hazır bulundurmuş
oldukça müstecir, kiranın tamamını vermekle mükellef
olur.
Bu takdirde
safiyattan tasarruf eylediği miktarı ve mecurun diğer suretle
kullanılmasından elde ettiği menfaatleri kiraya mahsup etmeğe
mecburdur.
Mucip akdin
icrasını tahammül edilmez bir hale getiren sebepler hudusünde her
iki tarafın akdi feshetmek hakları mahfuzdur.
II - ÜÇÜNCÜ
ŞAHISLARIN İDDİALARINA KARŞI TEMİNAT
MADDE 275 -
Üçüncü şahıs tarafından hak iddiası halinde mucirin mükellefiyeti
hakkında, âdi icara mütedair hükümler tatbik olunur.
III -
MECURUN BAŞKASINA TEMLİKİ
MADDE 276 -
Mecur icarın akdinden sonra mucir tarafından başkasına temlik yahut
icraen takip veya iflâs tarikiyle kendisinden nezedildiği takdirde,
müstecir, mecurun ahiren maliki olan üçüncü şahıstan ancak kabulü
şartiyle icarenin devamını ve mucirden akdi icra yahut tazminat ita
etmesini istiyebilir.
Bununla
beraber akit daha evvel feshe müsait olmadıkça üçüncü şahıs, feshi
ihbar halinde kanunen muktazi altı aylık mehle riayet
mecburiyetindedir; ihbar etmediği surette akdi kabul etmiş
sayılır.
Ammenin
menfaati için istimlâke dair olan hususi hükümler
mahfuzdur.
IV - TAPU
SİCİLİNE ŞERH
MADDE 277 -
Bir gayrimenkul hasılat icarı, âdi icardaki esaslara göre aynı
hükümleri haiz olmak üzere tapu siciline şerh
verilebilir.
D)
MÜSTECİRİN BORÇLARI
I - BORCA
MUVAFIK SURETTE TEKAYYÜT
1 -
İŞLETME
MADDE 278 -
Müstecir, mecuru tahsis olunduğu dairede iyi bir surette işletmeğe
bilhassa hasilata kabiliyetli bir halde bulundurmağa
mecburdur.
Müstecir,
mucirin muvafakati olmaksızın icar müddetinin hitamından sonra mecur
üzerinde tesirleri görülebilecek surette işletmenin tarzını tebdil
edemez.
2 - İYİ BİR
HALDE MUHAFAZA
MADDE 279 -
Müstecir, mecurun iyi
bir halde muhafazası için lâzım gelen tekayyüdü ifa ile
mükelleftir.
Müstecir,
ufak tefek termimatı zirai mecurlarda bilhassa yol, geçit, hendek,
set, çit, çatı, su yolları ve sairenin muhafazasını mahalli âdete
göre deruhte etmek ve bundan başka eskilikten yahut kullanmaktan
dolayı telef olan ehemmiyetsiz kıymetteki alât ve edevatın yerine
başkalarını koymakla mükelleftir.
3 - İHBAR
MÜKELLEFİYETİ
MADDE 280 -
Esaslı tamirata zaruret hasıl olduğu yahut bir üçüncü şahıs mecur
üzerinde hak iddia ettiği takdirde müstecir keyfiyeti heman mucire ihbar
etmekle mükelleftir. Etmezse zarardan mesul olur.
II -
KİRANIN TEDİYESİ
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 281 -
Müstecir kirayı, akit ile yahut mahalli adet ile taayyün eden
zamanda tediye ile mükelleftir.
Böyle bir
zaman taayyün etmemiş
ise kira, beher senenin mürurundan sonra ve nihayet icar müddetinin
hitamında verilmek lâzımdır.
Mucir,
işlemiş ve işleyecek olan bir kira için adi icarda olduğu gibi hapis
hakkına maliktir.
2 -
FELAKETLİ VAKALARDA TENZİL
MADDE 282 -
Fevkalâde felâket
hallerinde yahut tabii hâdiselerden dolayı bir zirai gayrimenkulün
her vakitki hasılatı ehemmiyetli surette azalırsa müstecir kiradan
mütenasip bir miktarının indirilmesini isteyebilir.
Evvelce bu
haktan feragat edilmiş olması, ancak kiranın tesbiti sırasında bu
gibi vakaların ihtimali nazara alınmış yahut husule gelen zarar bir
sigorta ile telâfi edilmiş ise muteber olur.
H)
MÜKELLEFİYET VE VERGİLERİ TAHAMMÜL
MADDE 283 -
Mecurun mükellefiyet ve vergileri mucire aittir.
V)
MÜSTECİRİN MÜSTECİRİ
MADDE 284 -
Müstecir, mucirin muvafakati olmaksızın mecuru başkasına icar
edemez.
Bununla
beraber müstecir, mecurda dahil olan bazı mahalleri mucire zarar
verecek bir tebeddülü mucip olmamak şartiye icara
verebilir.
Böyle bir
icara ve mucir tarafından müsaade edilen ikinci icara, alelâde
ikinci icara mütedair kaideler, kıyasen tatbik olunur.
Z)
HİTAMI
I - FESİH
HAKKI
MADDE 285 -
Müddet hakkında akit veya mahalli âdet ile hilâfına bir hüküm tâyin
edilmemiş ise iki taraftan her biri en aşağı altı aylık bir ihbar
müddetine riayet şartiyle akdi feshetmek salâhiyetini
haizdir.
Hilâfına
bir mukavele yok ise, zirai gayrimenkullerde mahalli âdetçe cari ilk
veya son bahar mevsimleri için diğer bütün icarlarda her hangibir
zaman için feshin ihbarı caizdir.
II -
MÜHİM SEBEPLERDEN
DOLAYI FESİH
MADDE 286 -
İcar, birden ziyade seneler için akdedilmiş ise mucir akdin icrasını
tahammül edilmez bir hale getiren sebepler hudusünde iki taraftan
her biri diğerine tam bir tazminat vermek ve kanuni müddetlere
riayet etmek şartiyle akdi hitamından evvel feshedebilir.
Bu
takdirde, mucire veya müstecire verilecek tazminat bir senelik
kiradan aşağı olamaz.
Müstecir,
kendisine tazminat verilmedikçe mecuru terke icbar
olunamaz.
III - SÜKUT
İLE TECDİT
MADDE 287 -
İcar, muayyen bir müddet için akdolunupta bu müddetin hitamında
mucirin malumatiyle ve muhalafeti olmaksızın mecurun istimaline
devam olunduğu yahut mukavelede fesih hakkında gösterilen ihbarı iki
taraftan hiç biri yapmadığı takdirde; hilâfına mukavele yok ise, bir
senelik müddetin
hitamından altı ay evvel ihbar suretiyle fesholununcaya kadar
seneden seneye akit tecdit edilmiş sayılır.
I -
MÜSTECİRİN TEMERRÜDÜ
MADDE 288 -
Müstecir kirayı vadesi hulülünde tediye etmezse mucir, altmış günlük
bir mehil tâyin ederek birikmiş olan kira bu müddet zarfında
verilmediği takdirde; mehlin hitamında akdi feshedeceğini, müstecire
ihtar edebilir.
Bu mehil,
ihtarın müstecire tebliğ edildiği günden başlar.
Bu mehlin
tenkisine yahut kiranın tediye edilmemesi halinde akdin hemen
feshedileceğine dair yapılan mukaveleler batıldır.
V - MUCİRİN
FESİH HAKKI
MADDE 289 -
Müstecir, mecurun işletilmesine ve muhafazasına müteallik borçlarına
ehemmiyetli bir tarzda muhalefet eder ve mucirin ihtarına rağmen ve
tâyin ettiği münasip bir mehil zarfında borçlarını ifa etmezse
mucir, başka bir muameleye hacet kalmaksızın akdi
feshedebilir.
VI -
MÜSTECİRİN İFLASI
MADDE 290 -
Müstecirin iflâsı halinde icare, iflâsın açılmasiyle beraber nihayet
bulur.
Şu kadar
ki, işlemekte olan kira ve defterin ihtiva ettiği eşya için kâfi
teminat verildiği takdirde mucir, icar senesinin hitamına kadar akdi
idame ile mükelleftir.
VII -
MÜSTECİRİN VEFATI
MADDE 291 -
Müstecir vefat ederse gerek mirasçıları gerek mucir altı aylık
kanuni mehillere riayet şartiyle icarın feshini ihbar
edebilirler.
C) İCARIN
HİTAMINDA MECURUN İADESİ
I - İADE
BORCU
MADDE 292 -
İcarın hitamında müstecir mecuru defterdeki bütün eşya ile beraber
bulundukları hal üzere iadeye mecburdurr.
İyi
işletildiği surette ictinabı mümkün olan kıymet noksanları için
müstecir tazminat itası ile mükelleftir.
Müsecir
mecur hakkındaki mecburi ihtimamı neticesi olan ıslahat için hiç bir
tazminat talep edemez.
II -
DEFTERDEKİ EŞYANIN KIYMETİNİN TAKDİRİ
MADDE 293 -
Mecur teslim edilirken defterdeki eşyanın kıymetleri takdir edilmiş
ise müstecir, icarın hitamında bunları aynı nevi ve kıymette olarak
iade yahut kıymet noksanlarını tazmin ile mükelleftir.
Müstecir,
noksan eşyanın mucirin kusuriyle yahut mücbir bir kuvvetin tesiriyle
telef olduğunu ispat ederse tazmin borcu, sâkıt olur.
Müstecir,
kendi masraflarından ve sâyinden husule gelen ziyade kıymet için
tazminat talep edebilir.
III -
İCARIN HİTAMINDA SEMERELER VE ZİRAAT MASRAFLARI
MADDE 294 -
Zirai bir gayrimenkulün müsteciri akdin feshi zamanında henüz
devşirilmemiş semereler üzerinde bir hak iddia edemez.
Şu kadar ki
müstecir ziraat masrafını hâkimin tâyin ettiği miktarda olarak
mucire tazmin ettirebilir ve bu tazminat işlemekte olan kiralara
mahsup edilir.
IV - SAMAN
VE GÜBRE GİBİ ŞEYLER
MADDE 295 -
Mecuru iade ve teslim eden müstecir, muntazam bir işletmenin icap ettiği nispette son
senenin samanlarını, hayvan yataklıklarını, kuru ot ve gübrelerini
mecurda bırakmağa mecburdur.
Müstecir,
aldığından fazla bırakıyorsa ziyadesi için tazminat istemeğe hakkı
vardır ve aldığından az bırakıyorsa eksikleri tamamlamak yahut
kıymet noksanını tazmin etmekle mükelleftir.
T) HAYVAN
İCARI
I - AKDİN
MEVZUU
MADDE 296 -
Zirai bir mal icariyle murtabıt olmayan mevaşi icarında, hilâfına
bir akit veya mahalli âdet yok ise, icar müddeti zarfında mecur
hayvanların bütün hasılatı müstecire ait olur.
Müstecir
mecur hayvanları beslemeğe ve onlara eyi bakmağa mecbur ve mucire
nakit veya hasılat hissesi olarak bir bedel tediye etmekle
mükelleftir.
II -
MESULİYET
MADDE 297 -
Hilâfına mukavele veya mahalli âdet yok ise, müstecir, mecur
hayvanlara ârız olan bir zarardan; bunun, muhafazadaki tekayyüt ve
ihtimama rağmen husule geldiğini ispat etmedikçe
mesuldür.
Müstecir,
kendi kusuriyle sebebiyet vermediği fevkalâde muhafaza masrafları
için mucirden tazminat talep edebilir.
Müstecir
ehemmiyeti haiz kazaları ve hastalıkları mümkün olduğu kadar süratle
mucire bildirmekle mükelleftir.
III -
FESİH
MADDE 298 -
Hilâfına mukavele veya mahalli âdet yok ise, gayri muayyen bir zaman
için yapılan akdin feshini iki taraftan her biri, diledikleri vakit ihbar
edebilirler.
Şu kadar
ki, bu ihbar hüsnü niyetle olmak ve münasebetsiz bir zamanda
yapılmamak lâzımdır.
DOKUZUNCU
BAP
ARİYET VE
KARZ
BİRİNCİ
FASIL
ARİYET
A)
TARİFİ
MADDE 299 -
Ariyet, bir akittirki onunla ariyet veren, bir şeyin bedava
kullanılmasını ariyet alana bırakmak ve alan dahi o şeyi
kullandıktan sonra geri vermekle mükellef olur.
B)
HÜKÜMLERİ
I - ARİYET
ALANIN BORÇLARI
MADDE 300 -
Ariyet alan, ariyet şeyi ancak akitte tâyin edilen ve akitte birşey
tâyin edilmemiş ise o şeyin mahiyetinden veya tahsis olduğu
maksattan anlaşılan şekilde kullanabilir.
Ariyet
alan, ariyeti başkasına kullandıramaz.
Bu kaideye
muhalif hareket ettiği takdirde zuhura gelen kazadan dahi mesul olur.
Meğerki, bu
kaideye riayet etmiş olsaydı bile yine bu kazanın vukua geleceğini
ispat ede.
II -
MUHAFAZA MASRAFLARI
MADDE 301 -
Ariyet alan, ariyet şeyin adi muhafaza masraflarını ve hususiyle
ariyet hayvanın yiyecek masraflarını tahammül eder.
Ariyet
verenin menfaatine yapmağa mecbur olduğu fevkalâde masraflar için,
ariyet alan, ondan tazminat istiyebilir.
III -
MÜTESELSİL MESULİYET
MADDE 302 -
Birden ziyade kimseler bir şeyi birlikte ariyet alırlarsa,
müteselsilen mesul olurlar.
C)
HİTAMI
I
- MUAYYEN BİR
KULLANMADA
MADDE 303 -
Muayyen bir müddet mukavele edilmemiş ise, ariyet alanın, ariyet
şeyi akit mucibince kullanmasiyle yahut kullanabilecek kadar bir
zaman geçmesiyle akit nihayet bulur.
Ariyet şey,
alan tarafıntan mukavele hilâfına kullanıldığı yahut bozulduğu yahut
kullanmak için diğer bir şahsa verildiği yahut evvelden bilinemiyen
bir halden dolayı ariyeti veren ona acele muhtaç bulunduğu takdirde,
daha evvel geri istenebilir.
II -
ARİYETİN ZAMANI MUAYYEN OLMAYAN KULLANMADA
MADDE 304 -
Ariyet veren ariyet
şeyi ne müddetini ne de niçin kullanılacağını tayin etmiyerek vermiş
ise, dilediği vakit geri isteyebilir.
III -
ARİYET ALANIN VEFATI
MADDE 305 -
Ariyet akdi, ariyet alanın ölmesiyle nihayet bulur.
İKİNCİ
FASIL
KARZ
A)
TARİFİ
MADDE 306 -
Karz, bir akittir ki
onunla ödünç veren, bir miktar paranın yahut diğer bir mislî şeyin
mülkiyetini ödünç alan kimseye nakil ve bu kimse dahi buna karşı
miktar ve vasıfta müsavi aynı neviden şeyleri geri vermekle mükellef
olur.
B)
HÜKÜMLERİ
I -
FAİZ
1 -
HANGİ MUAMELELERDE
FAİZ LAZIM GELECEĞİ
MADDE 307 -
Karzda faiz şart kılınmamış ise akdi muamelelerde faiz lâzım
gelmez.
Ticaret
muamelelerinde, şart edilmemiş olsa dahi faiz verilmek
lâzımdır.
2 - FAİZE
MÜTEALLİK KAİDELER
MADDE 308 -
Karzda faiz miktarı tâyin edilmemiş ise, asıl olan karzın alındığı
zaman ve mekânda o nevi karzlarda âdet olan faiz
miktarıdır.
Hilâfına
mukavele yok ise tâyin edilen faiz senelik olarak tediye
olunur.
Faizin,
anaya zammedilerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi evvelden
mukavele edilmiş olsa
bile, batıldır. Hesabı carilerde, ticari faiz hesaplarının ve
hususiyle tasarruf sandıklarında olduğu gibi faize faiz yürütmek
âdet olan muamelelerin tabi olduğu hükümler mahfuzdur.(*)
II - KARZIN
TESLİM VE TESELLÜMÜ HAKKINDAKİ İDDİALARDA MÜRURU ZAMAN
MADDE 309 -
Ödünç alan kimsenin verilecek şeyin teslim edilmesine ve ödünç
verenin dahi o şeyin tesellüm edilmesine dair olan iddiaları, diğer
tarafın bu baptaki temerrüdünden itibaren altı ay geçmekle müruru
zamana uğrar.
III - ÖDÜNÇ
ALAN KİMSENİN BORCU ÖDEMEKTEN ACZİ
MADDE 310 -
Ödünç alan kimse karzdan sonra borcunu edadan aciz haline girmiş
bulunursa, borç veren, taahhüt ettiği şeyin tesliminden imtina
edebilir.
Ödünç alan
kimse, akitten evvel borcunu ödemekten aciz halinde bulunup da ödünç
veren akitten sonra
bundan haberdar olmuş ise, yine bu salâhiyeti
kullanabilir.
C) NAKİT
YERİNE VERİLEN ŞEYLER
MADDE 311 -
Ödünç alan kimseye taahhüt edilen nakit yerini kıymetli evrak yahut
emtia verildiği takdirde borcun miktarı teslim zamanında ve
mekânında bu evrak veya emtianın haiz oldukları borsa rayicinden ve
cari fiyattan ibaret olur; bunun hilâfına mukavele
batıldır.
D) İADE
ZAMANI
MADDE 312 -
Geriye verilmesi için, ne bir muayyen vade ne ihbar müddeti ne de
istenildiği zaman muacceliyet kesbedeceği mukavele edilmemiş olan
bir borç ilk talepten itibaren altı hafta içinde geri verilmek
lâzımdır.
ONUNCU
BAP
HİZMET
AKDİ
A)
TARİFİ
MADDE 313 -
Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri
muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret
vermeği taahhüt eder.
Ücret,
zaman itibariyle olmayıp yapılan işe göre verildiği takdirde dahi
işçi muayyen veya gayri muayyen bir zaman için alınmış veya çalışmış
oldukça, hizmet akdi yine mevcuttur; buna parça üzerine hizmet veya
götürü hizmet
denir.
Hizmet akdi
hakkındaki hükümler, kıyasen çıraklık akdine tatbik
olunur.
B)
TEŞEKKÜLÜ
I -
UMUMİYET İTİBİRAYLE
MADDE 314 -
Hilâfına bir hüküm bulunmadıkça, hizmet akdi hususi bir şekle tabi
değildir.
Ezcümle
hizmet muayyen bir zaman için kabul edilmiş olur ve işin iktizasına göre o hizmet
ancak ücret mukabilinde yapılabilirse, hizmet akdi inikad etmiş
sayılır.
II - MESAİ
KAİDELERİ
MADDE 315 -
Sınai veya ticari bir teşebbüste, iş sahibi tarafından mesai veya
dahili bir intizam için muttarit bir kaide ittihaz edilmiş ise
bunlar evvelce yazılmış ve işçiye dahi bildirilmiş olmadıkça işçiye
bir borç tahmil etmez.
III - UMUMİ
MUKAVELE
1 - NASIL
YAPILACAĞI
MADDE 316 -
İş sahibi kimselerin veya cemiyetlerin, işçilerle veya
cemiyetleriyle yaptıkları mukavelede hizmete müteallik hükümler vazolunabilir.
Bu umumi
mukavele, tahriri olmadıkça muteber değildir.
Alâkadarlar
bu mukavelenin müddetinde ittifak edemezlerse, bir sene mürurundan
sonra altı aylık müddet için yapılacak bir ihbar ile her zaman mukaveleyi
feshedebilirler.
2 -
HÜKÜMLERİ
MADDE 317 -
Umumi bir mukavele ile bağlı bulunan iş sahipleriyle işçiler arasına
yapılacak hususi hizmet akitlerinin, umumi mukaveleye muhalif
hükümleri batıldır.
Bu batıl
hükümlerin yerine,
umumi mukavele hükümleri kaim olur.
IV -
ÇIRAKLIK MUKAVELESİ
MADDE 318 -
Küçükler veya mahcurlar ile yapılan çıraklık mukaveleleri, tahriri
yapılmış ve usta ve velâyeti haiz kimse yahut sulh hakiminin
muvafakatiyle vasi tarafından imza edilmiş olmadıkça, muteber
değildir.
Mukavele,
yapılacak işin ve çıraklığın nevi ve müddetine ve günde çalışılacak
saatlere ve iaşe yahut diğer yapılacak ve verilecek şeylere ve
kezalik tecrübe zamanına dair muktazi şartları ihtiva etmek
lâzımdır.
Bu şartlara
riayet olunup olunmadığı salâhiyettar daire tarafından murakebe
edilir.
C)
HÜKMÜ
I -
ŞARTLARI
MADDE 319 -
Hizmet mukavelesinin şartları kanuna âhlaka (âdaba) mugayir olmamak
üzere istenildiği gibi tâyin olunabilir.
II -
İŞÇİNİN BORÇLARI
1 - BİZZAT
İFA
MADDE 320 -
Hilâfı mukaveleden
veya hal icabından anlaşılmadıkça işçi taahhüt ettiği şeyi kendisi
yapmağa mecbur olup başkasına devredemez.
İş
sahibinin dahi hakkını başkasına devredebilmesi, aynı kayıtlara
tabidir.
2 - İHTİMAN
MECBURİYETİ
MADDE 321 -
İşçi, taahhüt ettiği şeyi ihtimam ile ifaya mecburdur.
Kasıt veya
ihmal ve dikkatsizlik ile iş sahibine iras ettiği zarardan
mesuldür.
İşçiye
terettüp eden ihtimamın derecesi, akde göre tâyin olunur ve işçinin
o iş için muktazi olup iş sahibinin malumu olan veya olması icabeden
malumatı derecesi ve mesleki vukufu kezalik istidat ve evsafı
gözetebilir.
3 - PARÇA
VEYA GÖTÜRÜ İŞTE MESULİYET
MADDE 322 -
İşçi para üzerine yahut götürü çalışıp da iş sahibinin nezareti
altında bulunmaz ise işlenen madde ve işin akit mucibince icrası
noktasından mesuliyeti hakkında istisna akdine dair hükümler,
kıyasen tatbik olunur.
III - İŞ
SAHİBİNİN BORÇLARI
1 -
ÜCRET
a)
MİKTARI
MADDE 323 -
İş sahibi mukavele edilen yahut âdet olan yahut kendisinin bağlı
bulunduğu umumi mukavelede tesbit olunan ücreti tediye ile mükelleftir.
Ücretle
birlikte kârdan bir hisse verilmesi mukavele edilmiş ise iş sahibi
işçiye yahut onun yerine iki tarafın veya hâkimin tâyin ettiği
bigaraz kimseye kâr ve zarar hakkında muktazi malumatı vermeğe ve
lüzumu olan hesap defterlerinin muayenesine müsaade etmeğe
mecburdur.
b) İŞ
VERİLMESİ İSTEMEK HAKKI
MADDE 324 -
İş için muayyen olan zamanda parça üzerine yahut götürü olarak
münhasıran bir iş sahibine çalışmakta olan işçi, akit müddetinde her
gün için kendisine kâfi miktarda iş verilmesini istemek hakkını
haizdir.
Bu takdirde
parça yahut götürü iş bulunmazsa, iş saat hesabiyle veya gündelikle
verilebilir; bu da bulunmazsa, iş sahibi, bu bapta kendisine bir
kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe vukua gelen
zararı tazmine mecbur
olur.
c) İŞ
SAHİBİNİN TEMERRÜDÜ
MADDE 325 -
İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi taahhüt ettiği işi
yapmağa mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti
isteyebilir.
Şu kadar
ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile
kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat eylediği şeyi mahsup
ettirmeğe mecburdur.
d) TEDİYE
GÜNÜ
MADDE 326 -
Mukavele yahut âdet ile daha kısa mehiller tâyin edilmemiş ise
ücret, aşağıdaki dairede verilir.
1 - Amele
ve iş sahibi ile birlikte yaşamıyan hizmetçilere haftada bir.
2 -
İdarehane memurlarına ve müstahdemlerine ve iş sahibi ile birlikte
yaşıyan hizmetçilere her ay.
Hizmet
akdinin hitamiyle ücret herhalde muacceliyet kesbeder.
h)
AVANS
MADDE 327 -
İş sahibi zarureti dolayısiyle ihtiyacı bulunan ve tediyesi kendisi
için zarar ve müzayakayı mucip olmıyan avansları, yapılan iş
nispetinde işçiye vermekle mükelleftir.
v) İŞ İFA
EDİLEMEDİĞİ HALDE ÜCRET
MADDE 328 -
Uzun müddet için yapılan hizmet akdinde, işçi hastalıktan ve
askerlikten veya bu gibi sebeplerden dolayı kusuru olmaksızın
nispeten kısa bir müddet için işi ifa edemediği takdirde o müddet
için ücret istemeğe hakkı vardır.
z) FAZLA İŞ
İÇİN ÜCRET
MADDE 329 -
Akit ile tâyin edilen yahut âdet mucibince icabeden iş miktarından
ziyade bir işin ifasına zaruret hasıl olupta işçi, bunu yapmağa
muktedir olur ve imtinaıda hüsnü niyet kaidelerine muhalif bulunursa
cebrolunur.
İşçi, bu
ziyade iş için fazla bir ücrete müstahak olur ve bu, mukavele edilen
ücretle mütenasip bir suretle hususi haller nazara alınmak şartiyle
takdir edilir.
2 - ÇIRAĞIN
TALİMİ
MADDE 330 -
Çıraklık mukavelesinde, usta çırağa sanatı olanca dikkat ve
itinasiyle öğretmeğe mecburdur.
Usta,
çırağın mecburi derslere devamına nezaret ve meslekine ait
mekteplere ve kurslara gitmesi ve çıraklık imtihanlarına iştirak
eylemesi için lüzumu olan zamanlarda müsaade etmekle
mükelleftir.
Çırağa,
kaideten, ne geceleri ne de cuma (*) günleri iş verilmez.
(*) Kanunda
(cuma) günü olan hafta tatili 27.5.1935 tarih ve 2739 sayılı Kanunun
3 üncü maddesiyle (pazar) olarak değiştirilmiştir.
3 - ALAT VE
MALZEME
MADDE 331 -
Hilâfına mukavele veya âdet yoksa iş sahibi, çalışması için, işçiye
muktazi alât ve malzemeyi vermekle mükelleftir.
İşçi,
mükellef olmadığı halde bu işleri iş sahibinin rızasiyle tamamen
veya kısmen tedarik ederse iş sahibi bunun için bir tazminat vermeye
mecbur olur.
4 -
TEDBİRLER VE MESAİ MAHALLERİ
MADDE 332 -
İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından
hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak
dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri
ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte
ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine
mecburdur.
(Ek Fıkra:
6763 - 29.06.1956) İş sahibinin yukarıki fıkra hükmüne aykırı
hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum
kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı istiyebilecekleri
tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat dâvaları
hakkındaki hükümlere tabi olur.
5 -
MAHSUP
MADDE
333 - İşçi ücretinin
tediyesi, işçinin ve ailesinin nafakası için zaruri bulunduğu
takdirde; işçinin muvafakatı olmaksızın iş sahibi ücreti kendi
alacağı ile mahsup edemez.
Şu kadar ki
kasten iras edilen zararların tazmini için mahsup icrası daima
caizdir.
6 -
İSTİRAHAT ZAMANLARI
MADDE 334 -
İş sahibi işçinin istirahati için mutat olan saat ve günlerde
müsaade vermekle mükelleftir.
İş sahibi,
mukavelenin feshi ihbar olunduktan sonra başka bir iş araması için
işçiye münasip bir zaman vermek mecburiyetindedir.
Her halde
mümkün olduğu kadar iş sahibinin menfaati gözetilmek
lâzımdır.
7 -
ŞAHADETNAME
MADDE 335
-İşçi yalnız hizmetinin nevini ve müddetini havi bir
şahadatname
vermesini,
iş sahibinden isteyebilir.
İşçi
sarahaten talep ettiği takdirde şahadetname, hal ve hareketini
sa'yinin keyfiyetini de ihtiva etmek lâzımdır.
8 - İŞÇİNİN
İHTİRAI
MADDE 336 -
İşçi hizmetini yaparken bir şey ihtira ettikte iş sahibi böyle bir
ihtiraın kendisine ait olacağını akitte şart koymuş yahut bu ihtira
işçinin taahhüt eylediği hizmetin levazımından bulunmuş ise ihtira
olunan şey, iş sahibinin olur.
Birinci
surette ihtira mühim bir iktisadi kıymeti haiz ise, işçinin
hakkaniyet dairesinde tâyin edilecek bir bedel istemeğe hakkı
vardır.
Bu bedel,
ihtiraın meydana gelmesinde iş sahibinin iştiraki ve tesisatından
edilen istifade nazara alınarak tesbit olunur.
IV -
BİRLİKTE YAŞAMA
MADDE 337 -
Hilâfına mukavele ve âdet yok ise, iş sahibi ile birlikte ikamet
eden işçinin iaşe ve süknası, ücretten bir kısım teşkil
eder.
İş sahibi,
bu halde kendi kusuru olmaksızın nispeten kısa bir zaman için
hizmetini ifaya muktedir olamayan işçiyi görüp gözetmek ve muktazi
tedaviyi ifa ettirmek üzere iaşesiylede mükelleftir.
D)
HİTAMI
I -
MÜDDETİN MÜRURU
MADDE 338 -
Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış yahut böyle bir müddet
işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta bulunmuş ise, hilâfı
mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara hacet olmaksızın bu müddetin
müruriyle, akit nihayet bulur.
II - SÜKUT
İLE TECDİT
MADDE 339 -
Muayyen bir müddet için yapılan hizmet akdi bu müddetin mürurundan
sonra her iki tarafın sükutu ile temdit edildiği takdirde, akit aynı
müddet ve fakat nihayet bir sene için tecdit edilmiş
sayılır.
Akdin feshi
ihbar vukuuna mütevakkıf iken iki taraftan hiç biri ihbar etmemiş
ise, akit, tecdit edilmiş sayılır.
III -
FESHİN İHBARI VE KANUNİ MÜDDETLER
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 340 -
Hizmet akdinde, bir müddet tâyin edilmez ve böyle bir müddet işin
maksut olan gayesinden de anlaşılmazsa, her iki tarafça feshi ihbar
olunabilir.
Böyle ne
akit ne de kanun ile
diğer bir müddet tesbit edilmemiş olduğu takdirde, amele hakkında
ihbardan sonra girecek hafta nihayet için, idarehane memur ve
müstahdemleri hakkında ihbardan sonra girecek ikinci hafta ve diğer
hizmet akitlerinde ihbardan sonra girecek keza ikinci hafta nihayet için akit
fesholunabilir.
İş
sahipleri ve işçiler için muhtelif ihbar müddetleri, mukavele
edilmesi caiz değildir.
2 - BİR
SENEDEN FAZLA DEVAM EDEN İŞLERDE
MADDE 341 -
Bir hizmet akdi, bir seneden fazla devam ettiği takdirde bu akit iş
sahibi ve işçi tarafından ihbar edildikten sonra girecek ikinci
haftanın nihayeti için fesholunabilir.
Bu müddetin
bir haftadan eksik olmamak üzere mukavele ile tebdili
caizdir.
3 - TECRÜBE
MÜDDETİ
MADDE 342 -
Uzun müddet ile yapılan akitte, bir tecrübe zamanı şart edilmiş
olduğu takdirde hilâfına mukavele edilmemiş ise ilk iki ay zarfında
ihbardan sonra girecek haftanın nihayeti için akit
fesholunabilir.
Çırak ve
hizmetçi akitlerinde hilâfına bir mukavele yok ise hizmete duhulden
itibaren ilk iki hafta tecrübe müddeti sayılır ve bu müddet zarfında
iki taraftan her biri bir gün evvel ihbar etmek şartiyle akdi
fesihte serbesttir.
4 - HAYAT
MÜDDETİNCE YAHUT ON SENEDEN FAZLA İÇİN YAPILAN AKİT
MADDE 343 -
Bir hizmet akdi, bir tarafın yaşadığı müddetçe yahut on seneden
fazla için yapılmış ise işçi, bunu on sene geçtikten sonra her zaman
ve bir aylık bir ihbar müddetine riayet şartiyle tazminat dahi
vermeksizin feshedebilir.
IV -
FESİH
1 - MUHİK
SEBEPLEREN DOLAYI
a)
SALAHİYET
MADDE 344 -
Muhik sebeplerden
dolayı gerek işçi gerek iş sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her
vakit akdi feshedebilir. Ezcümle ahlâka müteallik sebeplerden dolayı
yahut hüsnü niyet kaideleri noktasından iki taraftan birini artık
akdi icra etmemekte haklı gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil eder.
Bu gibi
hallerin mevcudiyetini hâkim, takdir eder. Fakat işçinin kendi
kusuru olmaksızın düçar olduğu nispeten kısa bir hastalığı yahut
kısa müddetli bir askerî mükellefiyeti ifa etmesi, muhik sebep
olarak kabul edilemez.
b)
TAZMİNAT
MADDE 345 -
Muhik sebepler bir tarafın akte riayet etmemesinden ibaret olduğu
takdirde bu taraf diğer tarafa, onun akit ile müstahak iken mahrum
kaldığı fer'i menfaatlerde nazara alınmak üzere tam bir tazminat
itasiyle mükellef olur.
Bundan
başka hâkim vaktinden
evvel feshin mali neticelerini, hali ve mahalli âdeti göz önünde
tutarak takdir eder.
2 - ÜCRETİN
TEHLİKEDE BULUNMASINDAN DOLAYI
MADDE 346 -
İş sahibi borcu ödemekten aciz olduğu takdirde, işçi, talebi üzerine
münasip bir müddet zarfında ücreti için teminat verilmezse akitten rücua salâhiyettar
olur.
V -
ÖLÜM
MADDE 347 -
Hizmet Akdi, işçinin ölümü ile son bulur.
İş sahibi
öldüğü takdirde, akit başlıca onun şahsı nazara alınarak yapılmış
ise nihayet bulur.
Bu ikinci
halde işçi akdin vaktinden evvel nihayet bulması hasebiyle düçar
olduğu zarar için hakkaniyet dairesinden bir tazminat
isteyebilir.
H) REKABET
MEMNUİYETİ
I -
CEVAZI
MADDE 348 -
İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz
etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki
taraf, akdin hitamında sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile
rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede
çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla
alâkadar olamamasını, şart edebilirler.
Rekabet
memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından
ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak
derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise,
caizdir.
İşçi, akdin
yapıldığı zamanda reşit değil ise rekabet memnuiyetine dair olan
şart batıldır.
II -
HUDUDU
MADDE 349 -
Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete
muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve
işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dâhilinde
şart edilmiş ise muteberdir.
III -
ŞEKLİ
MADDE 350 -
Rekabet memnuiyeti, sahih olmak için tahriri mukaveleye merbut olmak
lâzımdır.
IV -
MUHALEFETİN HÜKÜMLERİ
MADDE 351 -
Rekabet memnuiyetine muhalif harekette bulunan işçi, bu muhalefet
sebebi ile eski iş sahibinin düçar olduğu zararları tazmin ile
mükelleftir.
Memnuiyete
muhalif hareket hakkında cezai şart konulmuş ise işçi, kaideten
meşrut ceza miktarını tediye ile memnuiyetten kurtulabilir. Fakat
zarar bu miktarı mütecaviz ise, fazlasını da tazmin ile mükellef
olur.
İşçinin
hareketi tarzı ve ihlâl veya tehdit edilen menfaatlerin ehemmiyeti
haklı gösteriyorsa ve tahriri bir mukavele ile sarahaten bu hak
muhafaza edilmiş ise, iş sahibi, müstesna olarak meşrut olan cezanın
tediyesinden ve onu mütecaviz olan zararın tazmininden başka
muhalefetin menini de talep edebilir.
V -
MEMNUİYETİN NİHAYETİ
MADDE 352 -
Rekabet memnuiyetinin bakasında iş sahibinin hakiki menfaati
bulunmadığı sabit olursa, bu memuniyet nihayet bulur.
İş sahibi
işçinin feshi muhik gösterecek bir kusuru yok iken akdi feshetmiş
yahut iş sahibinin feshi haklı gösteren bir kusuru dolayısiyle akit
işçi tarafından feshedilmiş ise, işçi aleyhine memnuiyete
muhalefetinden dolayı dâva ikame edilemez.
V) SERBEST
HİZMETLERDE TATBİK EDİLECEK HÜKÜMLER
MADDE 353 -
Bu babın hükümleri hizmet akdinin teşekkül unsurlarını havi olmakla
beraber ilmi veya bedii malumatı mahsusayı haiz olanlar tarafından
ücretle yapıla gelen mesai hakkındaki akitlere de tatbik
olunur.
Z) HUSUSİ
KANUNLARIN HÜKÜMLERİNİN MAHFUZİYETİ
MADDE 354 -
Resmî memurlar ve müstahdemler hakkındaki hususi kanunların
hükümleri mahfuzdur.
İSTİSNA
AKDİ
ON BİRİNCİ
BAP
A)
TARİFİ
MADDE 355 -
İstisna, bir akittir ki onunla bir taraf (müteahhit), diğer tarafın
(iş sahibi) vermeğe taahhüt eylediği semen mukabilinde bir şey
imalini iltizam eder.
B) AKDİN
HÜKÜMLERİ
I -
MÜTEAHHİDİN BORÇLARI
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 356 -
Mütaahhidin mesuliyeti, umumi surette işçinin hizmet akdindeki
mesuliyetine dair olan hükümlerere tâbidir.
Mütaahhit,
imal olunacak şeyi bizzat yapmağa veya kendi idaresi altında
yaptırmağa mecburdur. Fakat işin mahiyetine nazaran şahsi
maharetinin ehemmiyeti yok ise, taahhüt ettiği şeyi başkasına dahi
imal ettirebilir.
Hilâfına
âdet veya mukavele olmadıkça, mütaahhit, imal olunacak şeyin icrası
için lâzım olan vasıtaları ve âlât ve edavatı kendi masrafiyle
tedarik etmeğe mecburdur.
2 - MALZEME
İTİBARİYLE
MADDE 357 -
Mütaahhit, imal ettiği şeyde kullandığı malzemenin iyi cinsten
olmamasından dolayı iş sahibine karşı mesul ve bu hususta bayi gibi
mütekeffildir.
Malzeme iş
sahibi tarafından verilmiş ise, müteahhit, onları lâyik olan bütün
ihtimam ile kullanmak ve bundan dolayı hesap vermek ve artanı iade
etmekle mükelleftir.
İş devam
ettiği sırada, iş sahibinin, verdiği malzemenin veya gösterdiği
arsanın kusurlu olduğu anlaşılır yahut imalâtın noktası noktasına
muntazaman icrasını tehlikeye koyacak diğer bir hal olursa
mütaahhit, iş sahibini bundan derhal haberdar etmeğe mecbur aksi
takdirde bunların neticelerini tahammül etmekle mükelleftir.
3 - AKİT
DAİRESİNDE İŞE BAŞLAMA VE İCRA
MADDE 358 -
Mütaahhit, işe zamanında başlamaz veya mukavele şartlarına muhalif
olarak işi tehir eder yahut iş sahibinin kusuru olmaksızın vâkı olan
teehhür bütün tahminlere nazaran mütaahhidin işi muayyen zamanda
bitirmesine imkân vermiyecek derecede olursa iş sahibi teslim için
tâyin edilen zamanı beklemeğe mecbur olmaksızın akdi
feshedebilir.
İmal
sırasında işin müteahhidin kusuru sebebi ile ayıplı veya mukaveleye
muhalif bir surette yapılacağını katiyetle tahmin etmek mümkün
olursa iş sahibi, bunlara mani olmak için müteahhide münasip bir
mühlet tâyin ederek veya ettirerek bu mühlet içinde icabını icra
etmediği halde hasar ve masraflar müteahhide ait olmak üzere
tamiratın veya imalâta üçüncü bir
şahsa tevdi olunacağını ihtar edebilir.
4 - İŞİN
KUSURUNA MÜTEADİR TEMİNAT
a) KUSURUN
TESBİTİ
MADDE 359 -
İmal olunan şeyin tesliminden sonra iş sahibi, işlerin mutat
cereyanına göre imkânını bulur bulmaz o şeyi muayeneye ve kusurları
varsa bunları müteahhide bildirmeğe mecburdur.
İki
taraftan her birinin, imal olunan şeyi masrafı kendisinden olmak
üzere ehli hibreye muayene ettirilmesini ve muayene neticesinin bir
raporla tesbitini istemeğe hakkı vardır.
b) KUSUR
HALİNDE İŞ SAHİBİNİN HAKKI
MADDE 360 -
Yapılan şey iş sahibinin kullanamıyacağı ve nıfset kaidesine göre
kabule icar edilemiyeceği derecede kusurlu veya mukavele şartlarına
muhalif olursa, iş sahibi o şeyi kabulden imtina edebilir; bu
hususta mütaahhidin taksiri bulunursa zarar ve ziyan da isteyebilir.
İşin
kusurlu olması veya mukaveleye muhalif bulunması yukarıki derecede
ehemmiyeti haiz değil ise iş sahibi, işin kıymetinin noksanı
nispetinde fiatı tenzil ve eğer o işin ıslahı büyük bir masrafı
mucip değil ise mütaahhidi tamire mecbur değildir. Bu hususta
mütaahhidin taksiri varsa iş sahibi zarar ve ziyan da
istiyebilir.
Yapılan şey
iş sahibinin arsası üzerine yapılmış olup da mahiyeti itibariyle
refi ve kal'ı fazla bir zararı mucip ise iş sahibi, ancak ikinci
fıkra mucibince muamele yapar.
c) İŞ
SAHİBİNİN MESULİYETİ
MADDE 361 -
Yapılan şeyin kusurlu olması müteahhidin sarahaten beyan eylediği
mütalâaya mugayir olarak iş sahibinin verdiği emirlerden neşet etmiş
bulunur veya her hangi bir sebeple iş sahibine isnadı kabil olursa,
iş sahibi o şeyin kusurlu olmasından mütevellit hakları dermeyan
edemez.
d) İŞİN
KABULÜ
MADDE 362 -
Yapılan şeyin sarahaten veya zımnen kabulünü müteakıp mütaahhit, her
türlü mesuliyetten beri olur. Ancak müteahhidin kasten sakladığı
usulü veçhile muayenesinde müşahade edilemiyecek olan kusurlar
hakkında, mesuliyeti bakidir.
Eğer iş
sahibi kanunen tâyin olunan muayene ve ihbarı ihmal ederse zımnen
kabul etmiş sayılır.
Yapılan
şeydeki kusur, sonradan meydana çıkarsa iş sahibi, vâkıf olur olmaz
keyfiyeti mütaahhide haber vermeğe mecburdur. Aksi takdirde iş
sahibi kabul etmiş sayılır.
h) MÜRURU
ZAMAN
MADDE 363 -
Yapılan şeyin kusurlu olmasından dolayı iş sahibinin haiz olduğu
haklar, müşterinin haklarının tabi olduğu müruru zaman hükmüne
tabidir.
Fakat
gayrimenkul inşaata
müteallik kusurlardan dolayı iş sahibinin mütaahhide ve inşaata
iştirak eyliyen mimar ve mühendise karşı mütalebesi, tesellüm
zamanından itibaren beş senelik müruru zamana tâbidir.
II - İŞ
SAHİBİNİN BORÇLARI
1 - ÜCRETİN
MUACCELİYETİ
MADDE 364
- İşin parası, teslim
zamanında ödenir.
Yapılan şey
parça parça teslim edildikçe bedeli ifa olunmak üzere mukavele
edilmiş ise her kısmın bedeli o kısmın teslimi zamanında ödenmek
lâzımdır.
2 - ÜCRETİN
MİKTARI
a) GÖTÜRÜ
TAAHHÜT
MADDE 365 -
Götürü pazarlık edilmiş ise, mütaahhit yapılacak şeyi
kararlaştırılan fiata yapmağa mecburdur. Yapılacak şey, tahmin
edilen miktardan fazla sây ve masrafı mucip olsa bile, müteahhit
bedelin arttırılmasını isteyemez.
Fakat
evvelce tahmin olunamıyan veya tahmin olunup ta iki tarafça nazara
alınmıyan haller işin yapılmasına mani olur veya yapılmasını son
derece işkâl ederse hâkim, haiz olduğu takdir hakkı dolayısiyle ya
tekarrür eden bedeli tezyit veya mukaveleyi fesheyler.
Yapılacak
şey, evvelce tahmin edilen miktardan daha az bir sây ile vücuda
gelmiş ise, iş sahibi bedeli tamamen vermeğe mecburdur.
b) İŞİN
KIYMETİNE GÖRE BEDELİN TAYİNİ
MADDE 366 -
Evvelce kararlaştırılmamış veya takribi bir surette kararlaştırlmış
olan bedel, yapılan şeyin kıymetine ve mütaahhidin masrafına
göre tâyin
edilir.
C) AKDİN
HİTAMI
I - KEŞİF
BEDELİNİN TECAVÜZÜ HALİNDE FESİH
MADDE 367 -
Yapılan şeyin masrafı, evvelce mütaahhit ile takribi bir surette
tesbit edilen keşif iş sahibinin sun'u olmaksızın çok fazla tecavüz
ederse gerek o şeyin imali esnasında gerek imalinden sonra iş sahibi
mukaveleyi feshedebilir.
Bu suretle
yapılan şey iş sahibinin arsası üzerinde inşa ediliyorsa iş sahibi,
bedelden münasip bir miktarın tenzilini isteyebileceği gibi inşaat
henüz bitmemiş ise müteahhidi devamdan meni ve yapılan kısmı
hakkaniyet dairesinde tazmin ederek mukaveleyi
feshedebilir.
II -
YAPILAN ŞEYİN TELEFİ
MADDE 368 -
Yapılan şey teslimden evvel kazara telef olmuş ise iş sahibi, onu
tesellümden temerrüt etmiş bulunmadıkça müteahhit ne yaptığı işin
ücretini ne de masraflarının tediyesini isteyemez.
Bu
takdirde, telef olan malzeme kime ait ise hasarı da ona
aittir.
Eğer
yapılan şey, iş sahibi tarafından verilen malzemenin veya gösterilen
arsanın kusurundan yahut iş sahibi tarafından imal ve inşa tarzı
hakkında verilen emirden dolayı telef olmuş ise; müteahhit, bu
tehlikeleri zamanında ihbar eylemiş bulunduğu takdirde yaptığı işin
kıymetini ve bu kıymette dâhil olmıyan masrafın tesviyesini talep
edebilir. İş sahibinin taksiri olduğu takdirde mütaahhidin, fazla
olarak zarar ve ziyan istemeğe hakkı
vardır.
III -
ZARARI BALİĞAN MABELAĞ TAZMİN EDEREK FESİH
MADDE 369 -
Yapılan şey; bitmezden evvel iş sahibi yapılmış olan kısmın bedelini
vermek ve mütaahhidin zarar ve ziyanını baliğan mabelağ tazmin etmek
şartiyle mukaveleyi
feshedebilir.
IV - İŞ
SAHİBİNİN YÜZÜNDEN HİZMETİN İFASI MÜMKÜN OLMAMASI
MADDE 370 -
Taahhüt olunan şeyin yapılması iş sahibi nezdinde zuhur eden bir
kaza yüzünden mümkün olamıyorsa müteahhit yaptığı işin kıymetini ve
bu kıymette dâhil olmıyan masrafını alır.
Bu hususta
iş sahibinin taksiri varsa müteahhidin başkaca zarar ve ziyan
istemeğe hakkı olur.
V -
MÜTAAHHİDİN VEFATI YAHUT ACZİ
MADDE 371 -
Mütaahhit öldüğü yahut sun'u taksiri olmaksızın işi bitirmekten âciz
kaldığı takdirde, mukavele mütaahhidin şahsı nazara alınarak
yapılmış ise istisna akdi münfesih olur.
Bu takdirde
yapılan miktarın kullanılması kabil ise iş sahibi onu kabule ve
bedelini vermeğe mecburdur.
ON İKİNCİ
BAP
NEŞİR
MUKAVELESİ
A)
TARİFİ
MADDE 372 -
Neşir mukavelesi, bir akittir ki onunla edebi ve sınai bir eserin
müellifi veya halefi, o eseri bir naşire terk etmeği taahhüt ve
naşir de o eseri azçok teksir ile halk arasında neşir etmeği iltizam
eder.
B)
HÜKÜMLERİ
I - TELİF
HAKKININ NAKLİ VE TEMİNATI
MADDE 373 -
Neşir mukavelesi, müellifin haklarını, mukavelenin ifasının icap
ettirdiği miktar ve zaman için naşire nakleyler.
Neşredilecek eseri terk eyleyen kimse; akit zamanında o
eserde tasarruf etmek hakkını kullanmağa muktedir olmalıdır. Bu
cihetten dolayı naşire karşı mütekeffildir ve eğer telif hakkı varsa
bu tekeffül, onuda şamildir.
Eserin
tamamı veya bir kısmı, başka bir naşire terk yahut terk edenin
malumatı dâhilinde neşredilmiş bulunursa; terkeden, neşir
mukavelesinin akdinden evvel diğer tarafı, bundan haberdar etmek
lâzımdır.
II
- MÜELLİFİN
TASARRUFU
MADDE 374 -
Naşirin yapmağa hakkı olduğu tabılar bitmedikçe müellif veya halefi,
eserin tamamında veya bir kısmında naşirin zararına bir tasarrufta
bulunamaz.
Gazete
makaleleri ve mevkut bir risalede neşredilmiş kısa makaleler,
müellif veya halefleri tarafından daima başka bir yerde
neşredilebilir.
Müşterek
bir eserin kısımlarından olan yazılar ve mevkut bir risalenin uzun
olan makaleleri, müellif veya halefleri tarafından neşrin hitamından
üç ay geçmezden evvel tekrar neşredilemez.
III -
BASILACAK NÜSHALARIN TAYİNİ
MADDE 375 -
Eğer mukavelede tabı adedi tasrih edilmemiş ise naşirin hakkı ancak
bir tab'a maksurdur.
Hilâfı şart
edilmemiş ise, naşir, her tabı için basacağı nüsha adedini tesbitte
serbesttir. Fakat diğer taraf taleb eyler ise eserin mahiyeti ile
mütenasip derecede bir intişarı temin eyleyecek miktarda nüsha
tabetmeğe mecburdur. Birinci tabı bittikten sonra naşir tekrar
tabedemez.
Eğer makale
naşire muayyen ve birden fazla tab'a veya eserin her tab'ına
salâhiyet vermiş olupta naşirde eserin nüshaları tükenmiş iken
yeniden tab'ı ihmal ediyorsa müellif veya halefleri, yeni bir tabı
için naşire hâkim tarafından bir mühlet tâyin ettitebilirler. Naşir
bu mühlet zarfında borcunu ifa eylemezse hakkı sâkıt
olur.
IV - TEKSİR
VE SATIŞ İÇİN MESAİ
MADDE 376 -
Naşir, eserde hiç bir suretle intisar, ilâve ve tadil yapmaksızın
münasip bir şekilde teksir etmekle mükelleftir. Naşir aynı zamanda
lâzım olan ilânları yapmağa ve satışın muvaffakiyetini temin için
mutat tedbirleri ittihaza mecburdur.
Satışın
fiatını, eserin satılmasına mâni olacak tarzda tezyide salâhiyettar
olmaksızın naşir, tâyin eder.
V - TASHİH
VE ISLAH
MADDE 377 -
Naşirin menfaatlerine muzır ve onun mesuliyetini artıracak mahiyette
olmamak şartiyle müellif için eserinde tashih ve ıslah yapmak hakkı
mahfuzdur. Müellif tashihiyle naşire melhuz olmayan masraflar
ihtiyar ettirirse onu tazmin eder.
Naşir,
müellife eserini ıslah edebilmek imkânı bahş etmeksizin tekrar
neşrine veya yeniden tab'ına mübaşeret edemez.
VI - BİR
ARADA VE AYRI AYRI NEŞİR
MADDE 378 -
Bir müellifin birden fazla eserlerini ayrı ayrı neşretmek hakkı
eserlerin bir arada tab'ı salâhiyetini bahşetmez.
Bir
müellifin külliyatını veya müellifin eserlerinden bir nevini
neşrelemek hakkı naşire külliyatın muhtevi olduğu eserleri ayrı ayrı
tabetmek hakkını veremez.
VII -
TERCÜME HAKKI
MADDE 379 -
Hilâfı şart edilmedikçe, tercüme hakkı müellifte veya halefinde
mahfuz kalır.
VIII - ESER
SAHİBİNİN BEDELE İSTİHKAKI
1 - BEDELİN
MİKTARI
MADDE 380 -
Eser sahibinin bedelden feragat eylediği hal icabından anlaşılmadıkça bedelle
istihkakı, asıldır.
Bedelin
miktarı ehlihibrenin reyi alındıktan sonra, hâkim tarafından takdir
olunur.
Eğer
naşirin müteaddit tab'a hakkı varsa birinci tabı için tâyin edilen
bedel ve diğer şartlar müteakıp tab'ılarda da muteber olmak,
asıldır.
2 - BEDELİN
ZAMANI TEDİYESİ, SATIŞ HESAPLARI VE BEDAVA NÜSHA
MADDE 381 -
Bir eser tamam olarak neşredilecek ise tamamının ve (cilt, cüzü,
forma gibi) kısım kısım neşredilecek ise her kısmının tab'ını ve
satışa hazır bulundurulmasını müteakip bedelin tediyesi lâzım
gelir.
Akitler
bedelin kısmen veya tamamen tediyesini satışın neticesine
bırakmışlar ise naşir satış hesaplarını tanzime ve teamül dairesinde
ispat edici vesikalarını ihzara mecburdur.
Hilâfı şart
edilmedikçe, müellif veya halefinin, eserden örfün tâyin eylediği
miktarda bedava nüsha almağa hakları vardır.
C) AKDİN
HİTAMI
I - ESERİN
ZİYAI
MADDE 382 -
Eser, naşire tevdi edildikten sonra kazaen zayi olsa bile naşir,
bedeli tediyeye mecburdur.
Eğer
müellifte zayi olan eserin diğer nüshası var ise, o nüshayı naşirin
emrine âmade kılması lâzı dır. Eğer müellifte eserin diğer nüshası
olmaz ve eserin yeniden vücuda getirilmesi nisbeten kolay bulunursa
müellif eserini yeniden yazmağa mecburdur.
Müellif,
her iki surettede münasip bir tazminat isteyebilir.
II -
TABOLUNAN ESERİN ZİYAI
MADDE 383 -
Tablonun eser satışa çıkarılmazdan evvel tamamen veya kısmen kazara
zayi olduğu takdirde naşir, müellif veya halefine ayrıca bir bedel
vermeğe mecbur olmaksızın zayi olan nüshayı kendi masrafiyle tekrar
tabedebilir.
Eğer naşir,
fahiş masraf ihtiyarına mecbur olmaksızın zayi olan nüshaların
yerine yenilerini ikame edebilecek ise buna mecburdur.
III -
MÜELLİFİN VE NAŞİRİN ŞAHSINDA HADİS OLAN HİTAM
MADDE 384 -
Eseri itmam etmezden evvel müellif ölür veya ikmal kabiliyetini zayi eder yahut
taksiri olmaksızın eseri ikmal etmek imkânsızlığında bulunursa neşir
mukavelesi münfesih olur.
Şu kadar
ki, mukavele tamamen veya kısmen mümkün ve muhik bulunsursa hâkim
mukavelenin muhafaza edilmesine müsaade ve bunun için icabeden
tedbirlerin ittihazını emredebilir.
Naşirin
iflâsı takdirinde müellif veya halefi, eseri başkasına tevdi
edebilir. Fakat müellif veya halefi iflâs zamanında henüz vâdesi
hulül etmeyen borcun ifa edileceğine dair teminat alırsa eseri başka
bir naşire tevdi edemez.
D) NAŞİRİN
PLANI DAİRESİNDE ESER TELİFİ
MADDE 385 -
Bir veya müteaddit müellif, naşirin tâyin eylediği plân dairesinde
bir eser telif eylemeği taahhüt ederlerse, ancak mukavele edilen
bedele müstahak olurlar.
Bu
takdirde telif hakkı
naşire ait olur.
ON ÜÇÜNCÜ
BAP
ALELITLAK
VEKALET
BİRİNCİ
FASIL
VEKALET
A)
TARİFİ
MADDE 386 -
Vekâlet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine
tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını
iltizam
eyler.
Diğer
akitler hakkındaki kanunu hükümlere tâbi olmayan işlerde dahi,
vekâlet hükümleri cari olur.
Mukavele
veya teamül varsa vekil, ücrete müstahak olur.
B)
TEŞEKKÜLÜ
MADDE 387 -
Vekilin tevdi edilen işi idare hususunda resmî bir sıfatı varsa veya
işin icrası mesleğinin icabından ise yahut bu gibi işleri kabul
edeceğini ilân etmiş ise vekâlet, vekil tarafından derhal
reddedilmedikçe kabul edilmiş sayılır.
C)
HÜKÜMLERİ
I -
VEKALETİN ŞÜMULÜ
MADDE 388 -
Vekâlet akdinin şümulü mukavele ile sarahaten tesbit edilmemiş ise,
taallük eylediği işin mahiyetine göre tâyin edilir.
Vekâlet,
vekilin takabbül eylediği işin yapılması için icabeden hukuki
tasarrufları ifa salâhiyetini şamildir.
Hususi bir
salâhiyeti haiz olmadıkça vekil, dâva ikame edemez, sulh
olamaz, tahkim
edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, hibe edemez, bir gayrimenkulü
temlik veya bir hak ile takyit edemez.
II -
VEKİLİN BORÇLARI
1 - TALİMAT
DAİRESİNDE VEKALETİ İFA
MADDE 389 -
Vekil, müvekkilinin sarih olan talimatına muhalefet edemez. Ancak,
hal icabına göre müvekkilden mezuniyet istihsaline imkân olmamakla
beraber şayet imkân olupta istizan olunsa idi müvekkilin muvafakat
edeceği derkâr bulunan hususlarda, inhiraf edebilir. Bundan maada
hallerde vekil aldığı talimata müvekkilinin aleyhine
olarak muhalefet ederse, bundan
mütevellit zararı deruhte etmedikçe, müvekkilünbih ifa edilmiş
olmaz.
2 - HÜSNÜ
SURETLE İFA MÜKELEFİYETİ
a) UMUMİYET
İTİBARİYLE
MADDE 390 -
Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere
tâbidir.
Vekil,
müvekkile karşı
vekâleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir.
Vekil
başkasını tevkile mezun veya hal icabına göre mecbur olmadıkça veya
âdet başkasını kendi yerine ikameye müsait bulunmadıkça
müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur.
b) İŞİ BİR
ÜÇÜNCÜ ŞAHSA YAPTIRMAK HALİNDE
MADDE 391 -
Vekil, salâhiyeti haricinde başkasını tevkil ettikte onun fiilinden
kendi yapmış gibi mesuldür.
Vekil,
başkasını tevkile salâhiyettar olduğu takdirde, yalnız salâhiyetini
kullanırken ve talimat verirken tekayyüt ve ihtimam göstermekle mükelleftir.
Her iki
surette vekilin kendi yerine ikame ettiği şahsa karşı haiz olduğu
bütün hakları müvekkil, doğrudan doğruya o şahsa karşı dermeyan
edebilir.
3 - HESAP
VERME
MADDE 392 -
Vekil, müvekkilin talebi üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermeğe
ve bu cihetten dolayı her ne nam ile olursa olsun almış olduğu şeyi
müvekkile tediyeye mecburdur.
Vekil
zimmetinde kalan paranın faizini de vermeğe mecburdur.
4 - VEKİLİN
İKTİSABETTİĞİ HAKLARIN MÜVEKKİLİNE İNTİKALİ
MADDE 393 -
Müvekkil vekiline karşı olan muhtelif borçlarını ifa edince, vekilin kendi
namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı, müvekkilin
olur.
Vekilin
iflâsı halinde müvekkil, bu hakkını masaya karşı iddia
edebilir.
Vekilin
iflâsı halinde müvekkil, vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına
iktisap eylemiş olduğu menkul eşya hakkında dahi istihkak iddiasında
bulunabilir. Vekilin haiz olduğu hapis hakkını, masa dahi
haizdir.
III -
MÜVEKKİLİN BORÇLARI
MADDE 394 -
Vekilin usulü dairesinde müvekkilünbihi ifa için yaptığı masrafı ve
verdiği avansları, müvekkilin, faiziyle beraber vermesi ve vekilin
deruhte eylediği borçlardan onu kurtarması lâzımdır.
Vekil,
vekâleti ifa dolayısiyle uğramış olduğu zarar ve ziyanın tazminini
müvekkilinden isteyebilir. Meğerki müvekkil bu hususta kendisinin
su'nu taksiri olmadığını ispat eyleye.
IV - BİRDEN
ZİYADE MÜVEKKİLERİN MESULİYETLERİ
MADDE 395 -
Bir kimseyi birlikte tevkil eden müteaddit kimseler, vekile karşı
müteselsilen mesul olurlar.
Müteaddit
kimseler, vekâleti birlikte kabul etmişler ise müvekkilünbihi
yapmakla müteselsilen mesuldurlar ve kendi sıfatlarını başkasına
devre salâhiyettar olmadıkça müvekkili yalnız birlikte yaptıkları
tasarrufla ilzam edebilirler.
D)
VEKALETİN HİTAMI
I -
SEBEPLERİ
1 - İSTİFA,
AZİL
MADDE 396 -
Vekâletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir.
Şu kadar ki
münasip olmayan bir zamanda vekâletten azil veya ondan istifa eden
kimse diğerinin zararını zamin olur.
2 - ÖLÜM,
EHLİYETSİZLİK, İFLAS
MADDE 397 -
Hilâfı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekâlet,
gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle ve ehliyetinin zavali veya
iflâsı ile nihayet bulur.
Şu kadar ki
vekâletin nihayet bulması müvekkilin menfaatlerini tehlikeye
koyuyorsa müvekkil veya mirasçısı veya mümessili bizzat işlerini
görebilecek hale gelinceye kadar vekil veya mirasçısı veya mümessili
vekâleti ifaya devam ile mükelleftirler.
II -
HİTAMIN HÜKÜMLERİ
MADDE 398 -
Vekilin vekâletinin nihayet bulduğuna ıttıla peyda eylemeden evvel
yaptığı işlerden müvekkil veya mirasçıları, vekâlet baki imiş gibi
mesuldür.
FASIL
İKİNCİ
İTİBAR
MEKTUBU VE İTİBAR EMRİ
A) İTİBAR
MEKTUBU
MADDE 399 -
İtibar mektubu, vekâlet ve havale hükümlerine tâbi olup onunla
mürselünileyhe âzami bir had tâyinine hacet olmaksızın talep edeceği
miktarda, nakit ve emsali bir şeyin muayyen bir kimseye teslimi
emrolunur.
Verilecek
şeyin âzami haddi tâyin edilmediği takdirde itibar verilen kimse
âşikâr surette âkitlerin vaziyetleri ile mütenasip olmayacak
derecede fazla bir miktar talebinde bulunursa mürselünileyh mektup
sahibine haber vermeğe ve cevap alıncaya kadar tediyeyi tehir etmeğe
mecburdur.
İtibar
mektubunun tazammun ettiği vekâlet ile mürselünileyhin mülzem
olması, muayyen bir meblağ için kabul etmiş olmasına
mütevakkıftır.
B) İTİBAR
EMRİ
I - TARİFİ
VE ŞEKLİ
MADDE 400 -
Bir kimse, kendi nam ve hesabına ve âmirin mesuliyeti altında bir
üçüncü şahsa itibar vermek veya itibari tecdit etmek için emir almış
ve kabul etmiş ise, memur vekâletini tecavüz etmedikçe âmir, itibar
edilen borçtan dolayı kefil gibi mesul olur.
Şu kadar ki
tahriri emir olmadıkça âmir, mesul olmaz.
II - İTİBAR
VERİLEN KİMSENİN EHLİYETSİZLİĞİ
MADDE 401 -
Amir, itibar verilen kimsenin borç iltizamına ehliyetsizliğini
dermeyan ile memura karşı mesuliyetten kurtulamaz.
III -
MEMURUN KENDİ KENDİNE MÜHLET VERMESİ
MADDE 402 -
Memur, itibar verilen kimseye kendi kendine mühlet verir veya âmirin
talimatına muhalefet ederse, âmir mesuliyetten beri olur.
IV - İKİ
TARAFIN HAKLARI VE BORÇLARI
MADDE 403 -
Amirin ve kendisine itibar verilen kimsenin hak ve borçlarında kefile ve asıl borçluya
müteallik hükümler caridir.
ÜÇÜNCÜ
FASIL
TELLALLIK
(SİMSARLIK)
A) TARİFİ
VE ŞEKLİ
MADDE 404 -
Tellalık, bir akittir ki onunla tellal, ücret mukabilinde her akdin
yapılması imkânını hazırlamağa veya akdin icrasına tavassut etmeğe
memur edilir.
Tellallık
hakkında, umumi surette vekâlet hükümleri caridir.
(Ek Fıkra:
6763 - 29.06.1956) Gayrimenkul tellallığı akdi yazılı şekilde
yapılmadıkça muteber olmaz.
B) TELLAL
ÜCRETİ
I -
İSTİHKAK ZAMANI
MADDE 405 -
Yaptığı hazırlık veya icra eylediği tavassut akdin icrasına müncer
olunca, tellal ücrete müstahak olur.
Akit,
taliki bir şart ile yapılmış ise ücret şartın tahakkukunda lâzım
olur.
Yapacağı
masrafın tellala verileceği mukavele edilmiş ise, iş bir neticeye
müncer olmasa bile tellal masrafını alır.
II -
ÜCRETİN TESBİTİ
MADDE 406 -
Ücret tâyin edilmediği takdirde tarife varsa ona göre ücret verilmek
lâzım gelir. Tarife yoksa müteamil olan ücret mukavele edilmiş
sayılır.
III -
TELLALIN HAKLARINI ZAYİ ETMESİ
MADDE 407 -
Tellal, borçlarına
muhalefetle diğer tarafın menfaatine hareket eder veya hüsnü niyet
kaideleri hilâfına diğer âkitten ücret vâdi alırsa ücrete ve yaptığı
masrafa ait olan haklarını zayi eyler.
IV -
EVLENME TELLALIĞI
MADDE 408 -
Evlenme tellalığı, ücrete hak bahşetmez.
V -
ÜCRETTEN TENZİL
MADDE 409 -
Hizmet mukavelesi ve gayrimenkul satışı imkânını hazırlamak veya
bunlardan birinin icrasına tavassut etmek için fahiş bir ücret şart
edilmiş ise borçlunun talebi üzerine bu ücret hâkim tarafından
adilâne bir surette tenkis edilebilir.
ON
DÖRDÜNCÜ BAP
VEKALETİ
OLMADAN BAŞKASI HESABINA TASARRUF
A) İŞ YAPAN
KİMSENİN HAKLARI VE BORÇLARI
I - İŞİN
İCRASI
MADDE 410 -
Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına tasarrufta bulunan kimse, o
işi sahibinin menfaatine ve tahmin olunan maksadına göre yapmağa
mecburdur.
II -
MESULİYET
MADDE 411 -
Başkası namına tasarrufta bulunan kimse her türlü ihmal ve
ihtiyatsızlıktan mesuldür.
Şu kadar ki
o kimse, iş sahibinin maruz bulunduğu zararı bertaraf etmek için
yapmış ise, mesuliyeti tahfif olunur.
İş
sahibinin sarahaten veya delâleten men'i var iken o kimse, bu işi
yapmış ve sahibinin men'ide kanuna ve adaba muhalif bulunmamış ise
kazadan dahi mesul olur. Meğerki o kimse, müdahalesi olmasa bile
kazanın vukua geleceğini ispat etsin.
III - İŞİ
YAPAN KİMSENİN EHLİYETİ OLMAMASI
MADDE 412 -
Başkası hesabına tasarrufta bulunan kimse akit ile iltizama ehil
değil ise yaptığı tasarruftan ancak iktisabettiği ve sui niyetle
elinden çıkardığı miktarda mesul olur.
Haksız
fiillerden mütevellit daha şumüllü mesulliyet, mahfuzdur.
B) İŞ
SAHİBİNİN HAKLARI VE BORÇLARI
I - İŞ
SAHİBİNİN MENFAATİNE YAPILDIĞI HALDE
MADDE 413 -
İş sahibinin menfaati için yapılmış olan bir işte, yapan kimsenin
hal icabına göre zaruri veya faideli bulunan bilumum masraflarını
faizi ile edaya ve bu kabil taahhütlerini ifaya ve hâkimin takdir
edeceği zararı tazmine, iş sahibi mecburdur.
Maksadı
hasıl olmasa bile, işi yaparken icabeden ihtimamda bulunan kimse
hakkında dahi bu hüküm tatbik olunur.
İşi yapan
kimse yaptığı masrafı istifa edemediği takdirde, haksız bir fiil ile
mal iktisabı faslındaki hükümlere göre yaptığı şeyi ref
ettirebilir.
II - İŞ,
YAPAN KİMSENİN KENDİ MENFAATİ İÇİN YAPILDIĞI HALDE
MADDE 414 -
Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş sahibi yapılan işten
hasıl olan faydaları temellük etmek hakkını haizdir. Temellük ettiği
faydalara göre, işi yapan kimsenin masrafını tazmin ve yapmış olduğu
taahhütlerden onu tahlis eder.
III -
İCAZET
MADDE 415 -
İş sahibi yapılan işe icazet verirse, vekâlet hükümleri cari
olur.
ON BEŞİNCİ
BAP
KOMİSYON
A) ALIM VE
SATIM KOMİSYONCUSU
I -
TARİFİ
MADDE 416 -
Alım ve satım işlerinde komisyoncu, ücret mukabilinde kendi namına
ve müvekkil hesabına kıymetli evrak ve menkul eşya alım ve satımını
deruhte eden kimsedir.
Atide beyan
olunacak hükümler müstesna olmak üzere komisyon mukavelelerinde
vekâlet hükümleri tatbik olunur.
II -
KOMİSYONCUNUN BORÇLARI
1 - MECBURİ
İHBAR VE SİGORTA
MADDE 417 -
Komisyoncu yaptığı muamelenin cereyanından müvekkilini haberdar
etmeğe ve hususiyle emrinin icra edildiğini kendisine derhal
bildirmeğe mecburdur.
Müvekkilin
emri olmadıkça komisyoncu mukavelenin mevzuunu teşkil eden şeyleri
sigorta ettirmeğe mecbur değildir.
2 - EŞYAYA
İHTİMAM
MADDE 418 -
Satılmak üzere komisyoncuya gönderilen eşyanın bozukluğu göze
çarpıyorsa, komisyoncu nakliyeciye rücu hakkını muhafazaya ve hasarı
tesbit ettirmeğe ve muktedir olduğu kadar eşyayı hıfza ve derhal
müvekkiline haber vermeğe mecburdur.
Aksi
takdirde ihmalin sebebiyet verdiği ziyandan mesul olur.
Satılmak
üzere komisyoncuya gönderilen eşyanın hemen bozulacağından
korkuluyorsa, komisyoncu, müvekkiline derhal malumat vermek şartiyle
o eşyayı satmağa mecburdur.
3 -
MÜVEKKİL TARAFINDAN TAYİN OLUNAN FİAT
MADDE 419 -
Müvekkil tarafından tâyin olunan asgari bedelden noksanına mal satan
komisyoncu malı satmasaydı müvekkilinin daha ziyade mutazarrır
olacağını ve bu hal icabının yeniden emir almağa müsait
bulunmadığını ispat etmedikçe bedelin noksanını tazmine mecbur
olur.
Bu
takdirde, komisyoncunun kusuru varsa şarta muhalefetinden dolayı
başkaca tazminat vermeğe mecburdur.
Müvekkilin
tâyin ettiği bedelden noksanına mal alan veya fazlasına satan
komisyoncu, bu muameleden istifade edemeyip aradaki farkı,
müvekkiline vermeğe mecburdur.
4 -
VERESİYE MAL SATMA, MAL TESELLÜM ETMEDEN TEDİYE
MADDE 420 -
Komisyoncu, müvekkilinin izni olmaksızın veresiye mal satar veya
malı tesüllüm etmeden para verirse zararı kendine ait
olur.
Şu kadar ki
müvekkil hilâfını emretmedikçe, satış mahallindeki örfe göre,
veresiye satabilir.
5 -
KOMİSYONCUNUN KEFALETİ
MADDE 421 -
Salâhiyeti hilâfına veresiye mal satması müstesna olmak üzere
komisyoncu, muamelede bulunduğu kimselerin tediyelerinden ve diğer
borçlarını ifadan mesul olmaz. Şu kadar ki komisyoncu, sarahaten
kefil veya mesuliyeti mütearif olunca mesul olur.
Kefil olan
komisyoncunun, bunun için ayrıca ücret almağa hakkı
vardır.
III -
KOMÜSYONCUNUN HAKLARI
1 - VERDİĞİ
PARALAR VE MASRAFLAR
MADDE 422 -
Komisyoncu, müvekkilin menfaati için yaptığı bilcümle masrafları ve
verdiği paraları
faiziyle beraber isteyebilir.
Komisyoncu,
ardiye ve nakliye ücretlerini müvekkilinin hesabına geçirirse de
kendi memurlarının ücretlerini hesaba dâhil edemez.
2 -
KOMÜSYON ÜCRETİ
a) İSTEMEK
HAKKI
MADDE 423 -
Komisyoncu; kendisine tevdi olunan işi yaptıkta ücretini alacağı
gibi; komisyoncunun o işi yapamamasına müvekkil sebebiyet vermiş
ise, yine ücrete müstahak olur.
Diğer bir
sebeple yapılamayan işlerden dolayı komisyoncu, ancak emeği
mukabilinde mahalli âdete göre lâzım gelen tazminatı
isteyebilir.
b)
ÜCRET HAKKININ SÜKUTU
VE MÜVEKKİLİN ARADAN ÇIKMASI
MADDE 424 -
Komisyoncu, müvekkiline karşı sui niyet ile hareket eder ve
hususiyle müvekkilin hesabına iştira ettiğinden fazla ve sattığından
noksan bir fiat geçirirse ücreti almak hakkı tamamiyle sâkıt
olur.
Son iki
halde müvekkil komisyoncuyu doğrudan doğruya müşteri veya bayi
addederek aradan çıkabilir.
3 - HAPİS
HAKKI
MADDE 425 -
Komisyoncu sattığı malın bedeli ve aldığı malın kendisi üzerinde
hapis hakkına maliktir.
4 -
EMTİANIN MÜZAYEDE İLE SATILMASI
MADDE 426 -
Emtia satılamayıp veya müvekkilin verdiği satış emrinden rücu edipte
müvekkil emtiayı geri almakta veya onda diğer suretle tasarruf
etmekte hadden fazla teahhür ederse komisyoncu emtiayı bulunduğu
mahal mahkemesi vasıtasiyle bilmüzayede sattırabilir.
Eşyanın
bulunduğu mahalde ne müvekkil ne de mümessili hazır bulunmazsa,
diğer taraf istima edilmeksizin dahi satış kararı
verilebilir.
Şu kadar ki
emtia, süratle kıymeti tenezzül edecek emtiadan değil ise, evvel
emirde kendisine resmen ihbar edilmek lâzımdır.
5 -
KOMİSYONCUNUN BİZZAT ALICI VEYA SATICI OLMASI
a) ÜCRETİ
VE MASRAFLARI
MADDE 427 -
Borsada mukayyet veya piyasada cari fiatı bulunan kambiyo senedatı
veya diğer kıymetli evrakı veya emtiayı satmağa veya satın almağa
memur edilen komisyoncu, müvekkil tarafından hilâfına talimat
verilmemiş ise, satın alacağı şey yerine kendi şeylerini beyi yahut
satacağı şeyi kendisi için iştira edebilir.
Bu hallerde
komisyoncu vekâletin icrası zamanında borsa veya piyasa fiyatını
nazara almağa mecburdur. Komisyoncu, komisyon işlerinde mutat olan
ücret ve masraflarını alabilir.
Sair
hükümleri beyi gibidir.
b)
KOMÜSYONCUNUN ZIMNİ KABULÜ
MADDE 428 -
Komisyoncu bizzat alıcı veya satıcı olabildiği hallerde bir âkit
göstermiyerek vekâletin icra edildiğini müvekkiline bildirirse,
âkide ait olabilecek borçları bizzat deruhte etmiş
sayılır.
c) HAKKININ
SUKUTU
MADDE 429 -
Komisyoncu, müvekkil tarafından verilen emir istirdat edilmiş ve
istirdat haberi de vekâleti icra ettiği haberini müvekkile
göndermeden vasıl olmuş ise, artık bizzat bayi ve müşteri
olamaz.
B) DİĞER
KOMİSYON İŞLERİ
MADDE 430 -
(Değişik: 6763 - 29.06.1956) Malzemesi iş sahibi tarafından verilmek
suretiyle imal edilecek menkul eşya hakkındaki komisyon işleri, eşya
misli şeylerden olmasa da, alım ve satım komisyonu hükmündedir.
Alım ve
satım komisyonu sayılmıyan işleri, ücret mukabilinde kendi namına ve
müvekkili hesabına deruhde eden alım ve satım komisyoncusu ile
komisyon işlerini kendisine sanat edinmeyi de ârızi olarak üzerine
alan tacir hakkında dahi bu babın hükümleri tatbik olunur.
Taşıma
işleri komisyonculuğu hakkındaki hususi hükümler
mahfuzdur.
ON ALTINCI
BAP
NAKLİYE
MUKAVELELERİ
(431-448
inci maddeler 29 Haziran 1966 tarih ve 6763 sayılı kanunun 41 inci
maddesiyle kaldırılmıştır.)
ON YEDİNCİ
BAP
TİCARİ
MÜMESSİLLER VE DİĞER TİCARİ VEKİLLER
A) TİCARİ
MÜMESSİL
I - TARİFİ,
SALAHİYET İTASI
MADDE 449 -
Ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde
işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve
müessesenin imzasını kullanarak bilvekâle imza vazetmek üzere sarih
veya zımnî kendisine mezuniyet verilen kimsedir.
Müessese
sahibi, vekâletnameyi ticaret siciline kaydetdirmeğe mecburdur.
Ancak kayıttan evvel dahi mümessilinin muameleleri ile
mülzemdir.
Diğer nevi
müesselerde ve işlerde ticaret siciline kayıttan başka suretle
ticari mümessil tâyin olunamaz.
II -
VEKALETİN ŞÜMULÜ
MADDE 450 -
Ticari mümessil, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı, müessese
sahibi hesabına kambiyo taahhütlerinde bulunmak ve onun namına
müesesenin gayesine dahil olan bilumum tasarrufları yapmak
selâhiyetini haiz sayılır.
Ticari
mümessil, sarih salâhiyet almadkça gayrimenkulleri temlik veya bir
hak ile takyit edemez.
III -
TAHDİDİ
MADDE 451 -
Temsil salâhiyeti bir şubenin işlerine hasrolunabilir.
Tayin olunan
şartlar dahilinde diğerleri iştirak etmedikçe yalnız birinin imzası
müesseseyi ilzam etmemek üzre birden ziyade kimselerede verilebilir
ve buna birlikte temsil denir.
Temsil
salâhiyetinde bundan başka tahditler hüsnüniyet sahibi üçüncü
şahıslara karşı muteber değildir.
IV -
İSTİRDADI
MADDE 452 -
Mümessil tayin edilirken tescil edilmemiş olsa bile, temsil
salâhiyetinin istirdat edildiği zaman keyfiyetin ticaret siciline
kaydedilmesi mecburidir.
Temsil
salâhiyetinin istirdadı, ticaret siciline kayıt ve ilân edilmedikçe
bu salâhiyet hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslar hakkında
bakidir.
B) DİĞER
TİCARET VEKİLLERİ
MADDE 453 -
Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir
ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir
müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen
bazı muameleri için temsile memur edilen kimsedir.
Bu
salâhiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir.
Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe
istikraz edemez ve
kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada
bulunamaz.
(Ek Fıkra:
6763 - 29.06.1956) Mağaza içinde müşterilerin kolaylıkla
görebilecekleri bir yerde ve kolayca okuyabilecekleri bir şekilde
aksi ilân edilmiş olmadıkça, toptan, yarı toptan veya perakende
satış
mağazalarının memur veya müstahdemleri, o mağazanın mûtat
satış muamelelerinin hepsini yapmağa, salâhiyetli oldukları
muameleler hakkındaki faturaları imzalamaya, bu mûtât muamelelerden
doğan borçların yerine getirilmesine veya bunların hiç veyahut
gereği gibi yerine getirilmemiş olmasına ilişkin ihtar
veya diğer
beyanları işletme sahibi adına yapmaya, bu mahiyetteki ihtar ve
diğer beyanları ve hususiyle mûtat muamele dolayısiyle teslim
edilmiş olan mallara ilişkin ayıp ihbarlarını mağaza sahibi adına
kabule salâhiyetli sayılırlar; şu kadar ki, kendilerine yazi ile
salâhiyet verilmiş olmadıkça mağaza dışında ve kasa memurları tâyin
edilmiş ise, mağaza içinde mal parasını isteyip alamazlar. Bu
kimseler, mal parasını almaya salâhiyetli bulundukları hallerde faturaları kapatmaya veya makbuz
vermeye de salâhiyetlidirler.
C) SEYYAR
TÜCCAR MEMURLARI
MADDE 454 -
Bir müessese için merkezin haricindeki mahallerde muamele icra eden
seyyar memurlar, müessese namına sattıkları malın bedelini almak ve
makbuz vermek ve borçluya mehil ita etmek salâhiyetini dahi haiz
sayılırlar.
Bu
salâhiyetin tahdidi, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı
muteber değildir.
D) REKABET
YAPMAK MEMNUİYETİ
MADDE 455 -
Bir müessesenin bütün işlerini idare eden yahut müessese sahibinin
hizmetinde bulunan ticari mümessiller veya ticari vekiller müessese
sahibinin izni olmaksızın gerek kendi namlarına gerek üçüncü şahıs
namına müessesenin yaptığı nevide dahil bir iş
yapamazlar.
Buna
muhalif harekette bulunursa müessese sahibi zarar ve ziyan istemek ve bu suretle
yapılan işleri kendi hesabına almak hakkını haizdir.
H) MÜMESSİL
VE DİĞER TÜCCAR VEKİLLERİNİN VEKALETLERİNİN HİTAMI
MADDE 456 -
Hizmet, şirket, vekâlet mukavelelerinden ve iki taraf arasında
mevcut diğer hukuki münasebetlerden mütevellit haklara halel gelmemek üzere ticari
mümesiller ve ticari vekiller her zaman azlolunabilir.
Müessese
sahibinin medeni haklarını kullanmak salâhiyetini gaip etmesi veya
vefatı ile ticari mümessilin ve ticari vekilin salâhiyeti hitam
bulmaz.
ON
SEKİZİNCİ BAP
HAVALE
A)
TARİFİ
MADDE 457 -
Havale, bir akittir ki onunla muhalünaleyh, bilvekâle kendi namına
kabza salâhiyettar olan muhalünlehe muhîl hesabına nakit veya
kıymetli evrak veya sair misli şeyler itasına mezun
kılınır.
B) AKDİN
HÜKÜMLERİ
I - MUHİL
İLE MUHALÜNLEH ARASINDAKİ MÜNASEBET
MADDE 458 -
Havalenin mevzuu, muhalünlehe olan borcunun tediyesi ise bu borç
ancak muhalünaleyh tarafından vuku bulacak tediye ile sâkıt
olur.
Şu kadar
ki, havaleyi kabul etmiş olan alacaklı ancak muhalünaleyhe müracaat
ile havalede tâyin olunan müddet zarfında matlubunu istifa edemediği
takdirde muhîlden alacağını mutalebe salâhiyetini haiz
olur.
Muhalünleh
olan alacaklı, havaleyi kabul etmek istemezse borçluyu derhal
haberdar etmek lâzımdır; aksi halde zarar ve ziyan ile mesul olur.
II -
MUHALÜNALEYHİN BORCU
MADDE 459 -
Muhalünaleyh ihtirazi kayıt beyan etmeksizin haveleyi kabul ettiğini
muhalünlehe bildirirse, tediye ile mükellef olur ve ona karşı yalnız
aralarındaki şahsi münasebetlerden veya havelenin münderecatından
mütehassil defalarda bulunabilir. Muhil ile olan mühasebetinden
mütevellit defilerde bulunamaz.
Muhalünaleyh, muhile borçlu ise kendisi için bu tediye muhile
yapacağı tediyeye nazaran daha külfetli olmadığı surette, borcun
miktarını muhalünlehe
tediyeye mecburdur.
Bu halde
bile, muhil ile aralarında hilâfına mukavele olmadıkça tediyeden
evvel haveleyi kabul ettiğini beyan etmeğe mecbur
değildir.
III -
TEDİYE OLUNMAMAK HALİNDE İHBAR
MADDE 460 -
Muhalünlehin talebine karşı veya talebinden evvel muhalünaleyh
muhalünbihi tediye etmiyeceğini beyan ederse; muhalünleh derhal
muhili haberdar etmeğe mecburdur; aksi halde zarar ve ziyan ile
mesul olur.
C)
RÜCU
MADDE 461 -
Mûhîl her zaman muhalünlehe karşı havaleden rücu edebilir. Meğerki
havale muhalünlehin menfaati ve bilhassa alacağını tediye için
yapılmış olsun.
Muhalünaleyh havaleyi kabul ettiğini beyan edinceye kadar
muhil ona karşıda havaleden rücu edebilir.
Muhilin
iflâsı, henüz kabul edilmemiş havalenin hükümsüzlüğünü istilzam
eder.
D) KIYMETLİ
EVRAK İŞLERİNDE HAVALE
MADDE 462 -
Hâmile muharrer havaleler bu babın hükümlerine tabidir. Her hâmil
muhalünaleyhe karşı muhalünleh sıfatını haizdir. Ve muhil ile
muhalünleh arasındaki haklar havaleyi temlik eden ile temellük eden
arasında sabit olur.
Çekler ile
kambiyo senetlerine mümasil havaleler hakkındaki hususi hükümler
bakidir.
ON
DOKUZUNCU BAP
VEDİA
A)
VEDİA
I -
TARİFİ
MADDE 463 -
İda, bir akittir ki onunla müstevdi, mûdi tarafından verilen şeyi
kabul ve onu emin bir mahalde hıfzetmeği deruhte eder.
Ücret
şartedilmedikçe veya hal, müstevdiin ücrete intizarını icabetmedikçe
müstevdi ücret istiyemez.
II - MUDİİN
BORÇLARI
MADDE 464 -
Mûdi müstevdie akdin icrasiyle zaruri irtibatı olan bütün masrafları
tediye etmekle mükelleftir.
Mûdi, ida
sebebiyle husule
gelen zararın kendi kusuru olmaksızın vukua geldiğini ispat
etmedikçe, tazmin ile mükelleftir.
III -
MÜSTEVDİİN BORÇLARI
1 -
VEDİANIN KULLANILMASI MESULİYETİ
MADDE 465 -
Müstevdi, mûdiden mezuniyet almadıkça vediayı kullanamaz.
Buna
muhalif hareket ederse mûdi'a muhik bir tazminat vermeğe mecbur olur ve kazara
husule gelen zararlardan dahi mesuldür. Meğerki kullanmamış olsa
dahi bu zararların vukua geleceğini ispat ede.
2 -
İSTİRDAT
a) MUDİ'İN
HAKLARI
MADDE 466 -
İdada müddet tâyin edilmiş olsa bile mûdi her vakit ida edilen
eşyayı zevaidiyle beraber geri alabilir.
Şu kadar ki
müstevdiin kararlaştırılmış olan müddeti nazara alarak yaptığı
masrafları tesviye ile mükelleftir.
b)
MÜSTEVDİİN HAKLARI
MADDE 467 -
Müstevdi, tâyin edilen müddetin inkızasından evvel vediayı iade
edemez. Şu kadar ki, evvelce tâyin edilemiyen haller dolayısiyle
akdin devamı vedia için tehlikeyi veya kendisi için zararı mucip
olursa, muayyen müddetin inkızasından evvel dahi iade
edebilir.
Müddet
tâyin edilmemiş ise her zaman iade edebilir.
c) İADE
MAHALLİ
MADDE 468 -
Vedia hıfzedilmesi lâzım gelen yerde iade olunur ve iade masrafiyle
iade zamanındaki hasar, mûdia aittir.
3 -
MÜŞTEREKEN VEDİA ALINMASI HALİNDE MESULİYET
MADDE 469 -
Birlikte vediayı kabul edenler, ondan müteselsilen mesul
olurlar.
4 - ÜÇÜNCÜ
ŞAHIS TARAFINDAN İSTİHKAK DAVALARI
MADDE 470 -
Üçüncü şahıs tarafından vedia hakkında istihkak iddiasında bulunulsa
bile, vedia adli tarik ile haciz yahut müstevdie karşı istihkak
dâvası ikame edilmedikçe; müstevdi onu mûdia ret ve iade ile
mükelleftir. Haciz veya istihkak dâvası halinde, müstevdi derhal
mûdii haberdar etmeğe mecburdur.
IV -
YEDİEMİNE TEVDİ
MADDE 471 -
İki veya daha ziyade kimseler haklarını muhafaza için hukuki
vaziyeti munazaalı veya şüpheli olan bir şeyi müstevdie veya
yediadile tevdi ederlerse müstevdi veya yediadil bunları bütün
alâkadarların muvafakati veya hakimin kararı olmadıkça hiç birine
iade edemez.
B) USULSÜZ
TEVDİ
MADDE 472 -
Müstevdiin tevdi olunan meblâğı aynen iadeye mecbur olmaksızın
meselâ iade etmesi sarahaten veya zımnen mukarrer ise, o meblâğın
nefi ve hasarı kendisine ait olur.
Meblâğ,
mühürsüz ve açık olarak bırakılmış ise, bu manada zımnî bir mukavele
mevcut sayılır. İda edilen diğer misli eşya veya kıymetli evrakı
müstevdi, sarahaten mezun kılınmadıkça kullanamaz.
C) ARDİYE
MUKAVELESİ
I -
KIYMETLİ EVRAK İHRACI SALAHİYETİ
MADDE 473 -
Hıfzedilmek üzere emtia kabul ettiğini alenen bildiren ardiye
sahibi, ida olunan eşya makamına kaim olmak üzere senet ihracına
salâhiyet verilmesini ait olduğu merciden talep edebilir.
Bu
senetler, ibrazında ida olunan eşyanın teslimini talep hakkını veren
kıymetli evraktır; nama veya emre veya hâmiline muharrer
olabilir(*).
II - ARDİYE
SAHİBİNİN MUHAFAZA BORCU
MADDE 474 -
Ardiye sahibi, eşyayı bir komüsyoncu gibi ihtimam ile muhafaza
etmeğe mecburdur. Eşyaya tahavvül ârız olupta başka tedbir
ittihazını istilzam ederse, müstevdi mümkün olduğu takdirde bundan
mûdii haberdar eder. Ardiye sahibi mûtat iş zamanlarında emtianın
halini tetkik veya muayene ve ıcabeden tahaffuzî tedbirleri her zaman ittihaz edebilmesi için
mûdia müsaade etmeğe mecburdur.
III - TEVDİ
OLUNAN EŞYANIN DİĞERLERİYLE KARIŞTIRILMASI
MADDE 475 -
Ardiye sahibi sarahaten mezun olmadıkça aynı nevi ve vasıftan
bulunan misli şeyleri birbirine karıştıramaz. Mezuniyete binaen
karıştırılan eşya üzerinde her mûdi, hakkiyle mütenasip bir hisse
talep edebilir. Bu takdirde ardiye sahibi diğerlerinin huzuruna
hacet kalmaksızın her mûdiin hissesini tefrik edebilir.
IV - ARDİYE
SAHİBİNİN HAKLARI
MADDE 476 -
Ardiye sahibi
mukarrer veya mutat olan ardiye ücretini ve muhafazanın sebebiyet
vermediği bütün masraflarını (nakliye, gümrük, kayıt) talep
edebilir, bu masraflar derhal tediye olunmak lâzımdır.
Ardiye
ücreti ise her üç ayda bir kere ve her halde eşyanın tamamen veya
kısmen istirdadında tediye olunur.
Eşya,
yedinde bulunduğu veya eşyayı temsil eden her hangi bir senet
vasıtasiyle onda tasarruf etmek kudretini haiz olduğu müddetçe
ardiye sahibinin, alacakları mukabilinde ve eşya üzerinde hapis
hakkı vardır.
(*) 2 nci
fıkra 29 Haziran 1956 tarih ve 6763 sayılı Kanunun 41 inci
maddesiyle kaldırılmıştır.
V -
EMTİANIN İADESİ
MADDE 477 -
Ardiye sahibi, emtiayı adi tevdide olduğu gibi ret ve iade ile
mükelleftir. Şu kadar ki adi tevdide müstevdiin evvelce tahmin
edemediği sebeplerin tahakkukuna mebni vaktinden evvel iadeye mezun
olduğu halde dahi, ardiye sahibi muayyen olan müddetin hitamına
kadar eşyayı muhafaza mecburiyetindedir.
Eşya
makamına kaim olmak üzere senet ihraç edilmiş ise, ardiye sahibi o
eşyayı ancak bu
senedin sahibine verebilir(*).
D) OTELCİYE
TEVDİ
I -
OTELCİLERİN MESULİYETİ
1 -
ŞARTLARI VE ŞÜMULÜ
MADDE 478 -
Otelciler, hancılar, nâzil olan yolcuların getirdikleri eşyanın
duçar olduğu telef ve hasar ve sirkatten ve zararın bizzat yolcuya
veya onu ziyarete gelen veya refakatinde bulunan kimseye isnadı
kabil olduğunu veya mücbir sebeplerden neş'et ettiğini veya tevdi
olunan şeyin mahiyetinden mütevellit bulunduğunu ispat etmedikçe
mesuldür. Şu kadar ki, otelci veya hancı veya müstahdemlerine isnadı
kabil bir kusur ispat olunmadıkça bu
mesuliyet her bir yolcu için yüz lirayı tecavüz edemez.
2 -
KIYMETLİ EŞYA
MADDE 479 -
Kıymetli eşya veya oldukça ehemmiyetli miktarda para veya kıymetli
evrak, otelci veya hancıya emanet edilmemiş ise otelci veya hancı
ancak kendisinin veya müstahdemlerin kusuru halinde mesul olur.
Emaneten kabul etmiş veya kabulden imtina etmiş ise mesuliyeti
mahdut değildir. Yolcunun kendi nezdinde saklayabilmesi lâzımgelen
eşya veya nakit ve emsalinde, yolcunun sair eşyası hakkındaki
mesuliyet kaidesi
tatbik olunur.
3 -
MESULİYETİN HİTAMI
MADDE 480 -
Yolcu, zararına vâkıf olur olmaz otelci veya hancıya bildirmezse
hakkı sâkıt olur. Otelci veya hancı böyle bir mesuliyeti deruhte
etmediğini veya mesuliyeti bu kanunda nevi tâyin olunmıyan bir şarta
talik ettiğini yapıştırdığı ilânlarda bildirse bile, mesulitten
kurtulamaz.
II - UMUMİ
AHIR İDARE EDENLERİN MESULİYETİ
MADDE 481 -
Umumi ahırları ve garajları idare edenler içerilerine konulan veya
getirilen veya kendilerine veya müstahdemleri tarafından kabul
olunan otomobil, hayvanat ve araba ve koşum ve sair teferruatının
ziya ve hasarından ve çalışmasından zararın mûdi veya onu ziyaret
veya ona refakat eden veya onun hizmetinde bulunan kimseye isnadı
kabil olduğunu veya mücbir sebeplerden veya tevdi olunan eşyanın mahiyetinden neşet ettiğini
ispat etmedikçe, mes'ul olur.
(*) 2 nci
fıkra 29 Haziran 1956 tarih ve 6763 sayılı Kanunun 41 inci
maddesiyle kaldırılmıştır.
Şu kadar ki
kabul edilen otomobil ve hayvanlar ve arabalar ve onların teferruatı
hakkındaki mes'uliyet, garaj ve ahır sahibine veya müstahdemlerine
bir kusur isnat olunamazsa, beher mûdi için yüz lirayı tecavüz
edemez.
III - HAPİS
HAKKI
MADDE 482 -
Otelci, hancı ve umumi ahırlar ve garajlar idaresi sahipleri
nezdlerine getirilen veya ahırlarına veya garajlarına konulan eşya
üzerinde otel veya hıfz masraflarından mütevellit alacaklarını temin
için, hapis hakkına maliktirler.
Mucirlerin
hapis haklarına müteallik hükümler, kıyasen tatbik
olunur.
YİRMİNCİ
BAP
KEFALET
A)
TARİFİ
MADDE 483 -
Kefalet, bir akittir
ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği
alacaklıya karşı taahhüt eder.
B)
ŞARTLARI
I -
ŞEKLİ
MADDE 484 -
Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes'ul
olacağı muayyen bir mikdar iraesine mütevakkıftır.
II - ASIL
BORÇ
MADDE 485 -
Kefalet ancak muteber bir borç hakkında cereyan eder. Müstakbel
zamana muzaf yahut şarta muallâk bir borç, hüküm ifade edeceği
zamanın hulûlü ve şartın tahakkuku halinde muteber olmak üzere
kefalete raptolunabilir. Hata yahut ehliyetsizlik sebebiyle
borçlunun mesuliyetini icap etmiyen bir akitten mütevellit borca
kefalet, eğer kefil akdin borçlu yüzünden olan bu fesadına taahhüt
esnasında vâkıf ise muteber olur.
C)
NEVİLERİ
I - ADİ
KEFALET
MADDE 486 -
Adi kefaletten
kefilin borç ile mutalep olması ancak kefalet akdinden sonra
borçlunun iflâs etmesi veya hakkında takibat icra olunupta
alacaklının hatası olmaksızın semeresiz kalması yahut borçlu
aleyhinde Türkiye'de takibat icrasının imkânsız hale gelmesi ile
meşruttur.
Alacaklının
alacağı kefaletten evvel yahut aynı zamanda rehin ile temin olunmuş
olduğu takdirde, adi kefalette kefil borcun evvelemirde merhundan
istifa olunmasını talep edebilir. Fakat borçlu müflis iseyahut
borçlunun iflâsı ilân olunmadıkça rehnin nakde tahvili kabil olmazsa bu hüküm
cereyan etmez.
II -
MÜTESELSİL KEFALET
MADDE 487 -
Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil
borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını
deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden
evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir.
Bu babın
hükümleri, bu nevi kefalete de tatbik olunur.
III -
BİRLİKTE KEFALET
MADDE 488 -
Birden ziyade eşhas birlikte mütecezzi bir borca kefil oldukları
takdirde bunlardan her biri kendi hisseleri mikdarınca âdi kefil
gibi ve diğerlerinin hisseleri hakkında kefile kefil sıfatı ile
mesul olur. Kefiller, gerek asıl borçlu ile beraber gerek kendi
beyinlerinde müteselsil olmaklığı iltizam etmişler ise her biri
borcun tamamından
mes'ul olup ancak diğerlerinin hissesi için onlara rücu hakkını
haizdirler. Kefaletin, aynı borca diğer kimselerinde kefalet etmesi
şartiyle vâkı olduğuna alacaklının vukufu bulunduğunu kabule mahal
olan hallerde bu şart tahakkuk etmezse, kefil mes'uliyetten beri olur.
IV - KEFİLE
KEFİL VE RÜCUA KEFİL
MADDE 489 -
Kefile kefil, alacaklıya karşı kefilin taahhüdünü temin eden
kimsedir ve kefil ile birlikte mes'uliyeti borçlunun taahhüdünü
temin eden âdi kefilin borçlu ile beraber olan mes'uliyeti
derecesindedir.
Rücua kefil
olan kimse, borçludan alacağını alamayan kefile kefildir.
D) KEFİLİN
MESULİYETİ
I -
ŞÜMULÜ
MADDE 490 -
Kefil borcun aslı ile beraber borçlunun kusur veya temerrüdünün
kanuni neticelerinden mes'uldür.
Kefil,
alacaklının metalibini ifa ederek dava ikamesini bertaraf etmek için
kendisine vakit ve zamaniyle ihtar vuku bulmuş olmadıkça asıl borçlu
aleyhinde ikame olunan dava masrafını edaya mecbur
değildir.
Faiz
verilmesi şart edilmiş ise kefil ancak işlemekte olan faiz ile
beraber işlemiş faizden bir seneliğini vermekle
mükelleftir.
II -
MUACCELİYET
MADDE 491 -
Borçlunun iflâsı sebebi ile asıl borç vadenin hulûlünden evvel
muacceliyet kesbetse bile, kefil, asıl borcun ifası için tayin
olunan vadeden evvel borcu ödemeğe icbar olunamaz. Asıl borcun
muacceliyet kesbetmesi evvelce borçluya ihbar vukuuna mütevakkıf ise
bu ihbar kefile de icra olunmak lâzım gelir. Kefil hakkında borcun
muacceliyet kesbetmesi ihbar gününden başlar.
H)
KEFALETİN HİTAMI
I - ASIL
BORCUN SÜKUTU
MADDE
492 - Asıl borç, her
hangi bir sebeple sâkıt olunca kefil beri olur.
II - MAHDUT
ZAMAN İÇİN KEFALET
MADDE 493 -
Bir kimse mahdut bir zaman için kefil olupta bu zamanın inkızasını
takip eden bir ay zarfında alacaklı bu bapta icraya veya mahkemeye
müracaatla hakkını takip etmezse yahut takibatına uzun müddet fasıla
verirse kefil kefaletten beri olur.
III -
MAHDUT OLMAYAN ZAMAN İÇİN KEFALET
MADDE 494 -
Kefalet gayri mahdut bir zaman için akdolunmuş ise asıl borç
muacceliyet kesbettikten sonra kefil alacaklıdan bir ay zarfında
icra veya mahkemeye müracaatla hakkını takip etmesini ve uzun müddet
fasıla vermeksizin takibata devam etmesini talep
edebilir.
Bir borcun
muacceliyet kesbetmesi alacaklı tarafından borçluya ihbar vukuuna
mütevakkıf olmadığı takdirde, kefil, kefaleti tarihinden bir sene
sonra alacaklıdan bu ihbarın yapılmasını ve borç muacceliyet
kesbedince yukarıda zikrolunduğu veçhile icraya veya mahkemeye
müracaatle hakkını takip etmesini talep edebilir. Alacaklı, kefilin
bu talebini nazara almazsa kefil kefaletten beri olur.
IV - MEMUR
VE MÜSTAHDEM HAKKINDA KEFALET
MADDE 495 -
Resmî bir memura gayri mahdut müddet için kefil olan kimse, her üç
senede bir kere ertesi sene nihayetinde muteber olmak üzre kefaleti
feshettiğini ihbar edebilir. Bir müstahdem için vukubulan kefalet üç
sene devam ettiği takdirde, hüküm yine böyledir.
V) KEFİLİN
HAKLARI
I - ASIL
BORÇLUYA KARŞI
1 -
ALACAKLININ HAKLARINA HALEFİYET
MADDE 496 -
Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında ona halef
olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir.
Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden
mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur.
2 - KEFİLİN
DEFİLERİ
MADDE 497 -
Kefil, asıl borçluya ait bütün defileri alacaklıya karşı dermeyan
etmek hakkını haiz ve bununla mükelleftir fakat kefilin taahüdünün
mahiyetine nazaran hariç kalması lâzım gelen defiler,
müstesnadır.
Kefil,
kendi kusuru olmaksızın bu defilere vâkıf olduğunu ispat etmediği
surette kendisini borcunu edadan vareste edecek bu defileri dermeyan
etmemesinden naşi, alacaklıya rücu etmek hakkından mahrum
olur.
3 - KEFİLİN
TEDİYEYİ İHBAR BORCU
MADDE 498 -
Kefil tediyeyi asıl borçluya ihbar etmemesinden dolayı asıl borçlu
ikinci defa olarak borcunu eda ederse kezalik kefil rücu hakkını
gaip eder. Alacaklı, aleyhine haksız mal edinmesinden dolayı dava
hakkı mahfuzdur.
II -
ALACAKLILARA KARŞI
1 - ESBABI
SUBUTİYENİN TESLİMİ
MADDE 499 -
Alacaklı mekfulünbihi tediye eden kefilin borçluya rücu hakkını
kullanmağa ve elinde bulunan rehinleri nakde tahvile medar olabilecek senetleri
ona teslime mecburdur.
Borç bir
gayrimenkul rehin ile temin olunmuş ise alacaklı rehin hakkının
kefile devri için ifası lâzım gelen merasimi icra ile
mükelleftir.
2 -
BORÇLARINI İFA ETMİYEN ALACAKLININ MESULİYETİ
MADDE 500
- Alacaklı kefaletten
dolayı tahakkuk eden borcun temini için kefaletin akdi esnasında
tesis yahut sonradan istihsal olunan teminatı kefilin zararına
olarak tenkıs eder veya elinde bulunan delâili elden çıkarırsa
kefile karşı mes'ul olur.
Resmî memurlar
ile müstahdemlere kefalet vukuunda alacaklı, bu borçlular hakkında
ifasiyle mükellef olduğu nezareti icrada ihmal eylediği ve borç bu
ihmalden tevellüt ettiği yahut ihmal vukubulmamış olsaydı bu
nisbette tezayüt etmiyeceği muhtemel bulunduğu takdirde dahi mesuldür.
3 -
TEDİYEYİ KABULE VEYA KEFALETTEN TAHSİLE MÜTEDAİR HAKLAR
MADDE 501 -
Borç muacceliyet iktisap edince, kefil her zaman alacaklıyı borcun
ifasını kabule veya kendisini kefaletten tahlise icbar edebilir.
Alacaklı edayı kabul etmez yahut haiz olduğu teminatı ita ve
nakilden imtina eylerse kefil kendiliğinden kurtulur.
4 -
BORÇLUNUN İFLAS MASASINA ALACAKLININ MÜRACAATI
MADDE 502 -
Borçlu, iflâs eder ise alacaklı alacağını iflâs masasına kayıt
ettirmeğe mecburdur.
Alacaklı,
borçlunun iflâsına muttali olur olmaz ondan kefili haberdar etmekle
mükelleftir. Böyle yapmadığı takdirde bu tekâsülünden dolayı kefile
terettüp eden nazar nisbetinde kefile karşı haiz olduğu haklarını
gaip eder.
III -
TEMİNAT İTASINA DAİR KEFİLİN HAKKI
MADDE 503 -
Aşağıdaki hallerde kefil, borçludan teminat itasını ve eğer borç
muaccel ise kendisinin kefaletten kurtulmasını talep
edebilir.
1 - Borçlu
kefile karşı vukubulan taahhütlerine ve bilhassa muayyen bir müddet
zarfında kendisini kurtaracağına dair olan vadına muhalif hareket
ettiği takdirde.
2 - Borçlu
mütemerrit bulunduğu takdirde.
3 - Kefil,
gerek düçar olduğu zayiat gerek kendi tarafından irtikâp olunan bir
kusur sebebi ile kefaleti kabul ettiği zamanda kimden ziyade
tehlikelere maruz olduğu takdirde.
YİRMİ
BİRİNCİ BAP
KUMAR VE
BAHİS
A) ALACAĞIN
DAVA EDİLEMEMESİ
MADDE 504 -
Kumar ve bahis, bir alacak hakkı tevlit etmez. Kumar yahut bahis
için bilerek yapılan avanslar ve ödünç verilen akçeler hakkında ve
kumar ve bahis vasfını haiz olduğu takdirde borsaya dahil olan emtia
ve kıymetli evrakın fiyat farkı esası üzerine yapılan vadeli alış
verişlerde dahi, hüküm böyledir.
B) BORÇ
SENEDİ İTASI VE BİLİHTİYAR TEDİYE
MADDE 505 -
Kumar oynıyan veya bahseden kimse tarafından imza edilmiş âdi borç
veya kambiyo senedi üçüncü bir şahsa devir edilmiş olsa bile bunlara
müsteniden hiç bir kimse bir hak talep edemez. Kıymetli evrakın
hüsnü niyet sahibi üçüncü şahıslara bahşettiği haklar
mahfuzdur.
Kumar veya
bahsin usulü dairesinde cereyanına kazaen veya diğer tarafın fiili
neticesi olarak bir mani haylulet etmiş veya bu diğer taraf hile ve
desise ika etmiş olmadıkça bilihtiyar verilen kumar akçesi geri
alınmaz.
C)
PİYANGO
MADDE 506 -
Hükümet tarafından müsaade edilmiş olmadıkça, piyango hiç bir alacak
hakkı tevlit etmez. Müsaade edilmemiş olduğu takdire piyango
hakkındada kumara mütaallik hükümler tatbik olunur.
Ecnebi
memleketlerde müsaade ile tesis edilen piyangolar Türkiye'de kanunun
himayesinden istifade etmezler. Meğer ki salâhiyettar olan makam
bunlara ait biletlerin satılmasına müsaade etmiş olsun.
YİRMİ
İKİNCİ BAP
KAYDI
HAYAT İLE İRAT VE ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA AKDİ
A) KAYDI
HAYAT İLE İRAT
I -
MEVZUU
MADDE 507 -
Kaydıhayat ile tesis olunan irat, ya alacaklının veya borçlunun
yahut üçüncü bir şahsın hayatı müddetince takyit olunabilir.
Bu bapta
sarih bir şart olmadıkça kaydı hayat ile irat, alacaklının hayatı
müddetiyle mukayyet olarak tesis olunmuş sayılır.
Hilâfına
mukavele olmadıkça borçlunun yahut üçüncü bir şahsın hayatiyle
takyit olunarak tesis olunan irat, alacaklının mirasçılarına intikal
eder.
II -
TESİSİN ŞEKLİ
MADDE 508 -
Kaydıhayat ile irat tesisine dair olan akit, tahriri şekilde
olmadıkça muteber değildir.
III -
ALACAKLININ HAKLARI
1 - HAKKIN
KULLANILMASI
MADDE 509 -
Hilâfına mukavele olmadıkça kaydıhayat ile irat, her altı ayda bir
işlemeden tediye olunur.
Hayatiyle
mukayyet olarak irat tesis olunan şahıs, iradın peşin verilmesi
lâzımgelen devrenin nihayetinden evvel vefat eder ise borçlu, o
devreye ait meblâğı tamamen edaya mecburdur.
Borçlu
iflâs eder ise
alacaklı iflâsın küşadı esnasında muteber bir irat sandığında
müflisin mükellef bulunduğu irat borcuna muadil bir irat tesisi için
iktiza eden resülmale müsavi bir resülmal talep ederek hakkını
istihsal edebilir.
2 - TEMLİK
VE HACİZ EDİLEBİLMESİ
MADE 510 -
Hilâfına mukavele olmadıkça, alacaklı, hakkını başkasına temlik
edebilir. Üçüncü şahıs lehine meccanen irat tesis eden kimse tesis
zamanında o şahsın iflâsı yahut borcundan dolayı takibat icrası
halinde alacaklılarının menfaatına olarak irattan mahrum
edilemiyeceğini şart koşabilir.
B) ÖLÜNCEYE
KADAR BAKMA AKDİ
I -
TARİFİ
MADDE 511 -
Kaydıhayat ile bakma mukavelesi, âkitlerden birinin diğerine
ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartiyle bir mamelek
yahut bazı mallar temlikini iltizam etmesinden ibaret olan, bir
akittir. Borçlu, alacaklı tarafından mirasçı nasbolunmuş ise bu akit
hakkında miras mukavelesi hükümleri cereyan eder.
II -
ŞARTLARI
1 -
ŞEKLİ
MADDE 512 -
Kaydıhayat ile bakma mukavelesi mirasçı nasbını tazammun etmese bile
miras mukavelesi şeklinde tanzim olunmak lâzımdır. Şu kadar ki, bu
mukavele salâhiyettar makam canibinden tâyin olunmuş olan şartlara
tevfikan devletçe tanınmış bir müessese ile aktedilmiş ise gayri
resmî bir senet kifayet eder.
2 -
TEMİNAT
MADDE 513 -
Diğer tarafa bir gayrimenkul temlik eden alacaklı, kendi haklarını
temin için o gayrimenkul üzerinde tıpkı bir bayi gibi kanuni ipotek
hakkını haiz olur.
III -
MEVZUU
MADDE 514 -
Alacaklı, borçlunun ailesi içinde yaşar. Borçlu aldığı malların
kıymetine ve alacaklının evvelce haiz olduğu içtimai mevkie göre
hakkaniyetin iktiza ettiği şeyleri alacaklıya vermeğe
mecburdur.
Borçlu
bilhassa alacaklıya münasip gıda, mesken vermeğe ve hastalığında
muktazi ihtimam ile bakmağa ve hekim getirmeğe mecburdur.
Kabul
ettikleri kimselere
ölünceye kadar bakmak maksadiyle tesis olunan müesesseler umum için
mecburi olarak verecekleri şeyleri salâhiyattar makam tarafından
tasdik olunmuş nizamnameler ile tâyin edebilirler.
IV - İTİRAZ
VE TENKİS
MADDE 515 -
Kaydıhayat ile bakma mukavelesi alacaklımın kanunen infaka mecbur
olduğu kimselere karşı bu mükellefiyetin ifasını temin eden
vasıtaların elinden çıkmasını mucip olursa bu kimseler tarafından
mezkûr mukaveleye itiraz olunabilir. Hâkim, bu mukaveleyi
feshedeceği yerde borçluyu hak sahiplerine nafaka vermeğe icbar edebilir ve bunlara verilen
nafakalar alacaklıya verilmesi lâzım gelen şeylerle mahsup edilir.
Bundan maada mirasçıların tenkis talepleri ve alacaklıların fesih
davaları hakkı mahfuzdur.
V -
FESİH
1 -
İHBAR
MADDE 516 -
İki tarafın mukavele mucibince verecekleri şeylerin arasında
kıymetçe hissolunacak derecede nisbetsizlik bulunduğu ve fazla alan
taraf diğer tarafın kendisine teberruda bulunmak kastı olduğunu
ispat edemediği takdirde, kaydı hayat ile bakma mukavelesini iki
taraftan her biri altı ay evvel haber
vermek şartiyle her zaman feshedebilir. Bu hususta muteber bir irat
sandığının kabul ettiği re'sülmal ile irat beynindeki nisbeti nazara
almak lâzımdır.
Mukavelenin
feshi esnasında evvelce verilmiş olan şeyler istirdat olunur. Şu
kadar ki, bunların re'sülmal ve faiz kıymetleri beyninde takas icra
olunur.
2 - BİR
TARAFLI FESİH
MADDE 517 -
Tahmil olunan mükellefiyete muhalif hareket olunmasından naşi
mukavelenin icrasına devam etmek çekilmez bir hale geldiği yahut
diğer bazı muhik sebepler mukavelenin devamını imkânsız bir hale
getirdiği yahut ifrat derecede külfetli kıldığı takdirde, iki
taraftan her biri yalnız başına onu feshedebilir.
Eğer
mukavele, bu sebepler dolayısiyle fesholunur ise kusurlu olan taraf
aldığı şeyi geri verdikten maada kusuru olmayan tarafa hakkaniyete
muvafık bir tazminat vermeğe mecburdur.
Hâkim,
mukaveleyi feshedecek yerde iki taraftan birinin talebi ile yahut
re'sen artık birlikte yaşamalarına nihayet verip buna mukabil
alacaklıya
kaydı
hayat ile bir irat
tahsis edebilir.
3 -
BORÇLUNUN VEFATI HALİNDE FESİH
MADDE 518 -
Borçlu vefat edince alacaklı bir sene zarfında mukavelenin feshini
talep edebilir. Bu takdirde alacaklı borçlunun iflâsı halinde
masasından talep edebileceği mikdara müsavi bir meblâğın itasını
borçlunun mirasçılarından isteyebilir.
VI - TEMLİK
EDİLEMEMEK VE İFLAS VE HACİZ HALİNDE TALEP
MADDE 519 -
Alacaklı hakkını başkasına temlik edemez. Alacaklı borçlunun iflâsı
takdirinde muteber bir irat sandığında kendisine verilmesi lâzım
gelen şeylerin kıymetine muadil kaydı hayat ile irat tesisi için
muktazi re'sülmale müsavi bir alacak ile masaya müracaat
edebilir.
Alacaklı,
bir alacağın temini için borçlu aleyhine konulan hacze iştirâk
edebilir.
YİRMİ
ÜÇÜNCÜ BAP
ADİ
ŞİRKET
A)
TARİFİ
MADDE 520 -
Şirket bir akittir ki onunla iki veya ziyade kimseler, sâylerini ve
mallarını müşterek bir gayeye erişmek için birleştirmeği iltizam
ederler.
Bir şirket,
ticaret kanununda tarif edilen şirketlerin mümeyyiz vasıflarını haiz
değil ise bu bap ahkâmına tabi adi şirket sayılır.
B)
ŞÜREKANIN YEKDİĞERİYLE MÜNASEBETİ
I -
SERMAYE
MADDE 521 -
Her şerik nakit, alacak veya diğer mal veya sây olarak bir sermaye
koymakla mükelleftir. Hilâfına mukavele olmadıkça sermeyaler
şirketin gayesinin ehemmiyet ve mahiyette ve yekdiğerine müsavi
olmak lâzımdır.
Sermaye,
bir şeyin menfaatından ibaret ise âdi icar akdinde ve bir şeyin
mülkiyetinden ibaret ise beyi akdinde hasar ve tekeffüle dair
muayyen olan hükümlere tabi olur.
II - KAR VE
ZARAR
1 - KARIN
TAKSİMİ
MADDE 522 -
Şerikler, mahiyeti
icabınca şirkete ait olan bütün kazançları aralarında taksim ile
mükelleftirler.
2 - KAR VE
ZARARA İŞTİRAK
MADDE 523 -
Hilâfına mukavele olmadıkça her şerikin, kâr ve zarardan hissesi,
sermayesinin kıymeti ve mahiyeti ne olursa olsun müsavidir.
Mukavelede
şeriklerin yalnız kârdan veya yalnız zarardan hisseleri tâyin
edilmiş ise bu tâyin kâr ve zararın ikisini de şamil sayılır.
Şeriklerden biri sermaye olarak yalnız sâyını ortaya koymuş ise,
zarara ortak olmıyarak yalnız kâra iştirak ettirilmesi şart
edilebilir.
III -
ŞİRKET KARARLARI
MADDE 524 -
Şirketin kararları bütün şeriklerin ittifakiyle ittihaz olunur.
Akitte ekseriyetle karar verilmesi tasrih edilmiş ise ekseriyet
şeriklerin adedi ittibariyle taayyün eder.
IV - ŞİRKET
MUAMELESİNİN İDARESİ
MADDE 525 -
Akit ile veya karar ile münhasıran şerike veya müteaddit şeriklere
yahut üçüncü bir şahsa kati surette tevdi edilmiş olmadıkça şirket
muamelelerinin idaresi bütün şeriklere aittir. Şirket muamelerinin
idaresi şeriklerin cümlesine veyahut bir kaçına tevdi edilmiş ise
bunlardan her biri diğerlerinin iştiraki olmaksızın muamele
yapabilir. Şu kadar ki; şirket muamelelerini idareye salâhayettar
her bir şerik bu muameleye ikmalinden evvel itiraz edebilir.
Tehirinde tehlike melhuz değilse şirkete umumi bir vekil nasbı ve alelâde şirket muameleri
fevkindeki hukuki tasarrufların yapılması için bütün şeriklerin
ittifakı lâzımdır.
V -
ŞERİKLERİN BİRBİRLERİNE KARŞI MESULİYETLERİ
1 - REKABET
MEMNUİYETİ
MADDE 526 -
Şeriklerden her biri kendi hesabına şirketin gayesine muhalif veya
muzur işleri yapamaz.
2 -
MASRAFLAR VE ŞERİKLERİN YAPTIĞI İŞLER
MADDE 527 -
Şeriklerden birinin şirket işleri için yaptığı masraflar veya
iltizam ettiği borçlardan dolayı diğer şerikler, ona karşı mesul
olurlar. Bu şerikin idaresi yüzünden doğrudan doğruya uğradığı
zararları yahut bu idarenin zaruriyatından olan hasarları diğer
şerikler zâmindirler.
Şirkete
avans olarak para veren şerik verdiği günden itibaren faiz
isteyebilir. Şahsi emeği için ayrıca tazminat isteyemez.
3 -
İHTİMAMIN DERECESİ
MADDE 528 -
Şeriklerden her biri şirket işlerinde mutat vechile gösterdiği ikdam
ve ihtimamı sarf etmeğe mecburdur. Diğer şeriklere karşı kendi
kusuriyle sebebiyet verdiği zararları, şirkete diğer işlerde temin
ettiği menfaatler ile mahsup ettirmeğe hakkı olmaksızın tazmin ile
mükelleftir.
Şirket
işlerini ücretle idare eden şerik tıpkı bir vekil gibi mesul
olur.
VI - İDARE
SALAHİYETİNİN NEZİ VE TAHDİDİ
MADDE 529 -
Şirket mukavelesiyle şeriklerden birine verilen idare salâhiyeti,
muhik bir sebep olmaksızın diğer şerikler tarafından ne nezi ne de
tahdit olunabilir. Şirket mukavelesinde diğer bir hüküm mevcut olsa
bile haklı bir sebep bulunduğu takdirde, diğer şeriklerden herbiri,
idare salâhiyetini nezi ettirebilir. Hususiyle şirketi idare
eden şerikin vazifelerini fahiş bir
surette ihmal etmesi yahut iyi idare için lâzım olan ehliyeti zayi
eylemesi keyfiyetleri haklı sebep olmak üzere nazara
alınabilir.
VII -
ŞİRKETİ İDARE EDEN VE ETMİYEN ŞERİKLER ARASINDAKİ
MÜHASEBET
1 -
UMUMİYET İTABİRİYLE
MADDE 530 -
Kanunun bu babında veya şirket mukavelesinde diğer bir hüküm mevcut
olmadıkça şirketi idare eden şerik ile diğer şerikler arasındaki
münasebetler, vekâlet hükümlerine tabidir. Şeriklerden biri idare
hakkını haiz olmadığı halde şirket hesabına hareket eder, yahut şirketi idare eden
şerik
salâhiyetini tecavüz eylerse vekâleti olmadan başkası namına
tasarruf edenler hakkındaki hükümler tatbik olunur.
(Ek Fıkra:
6763 - 29.06.1956) Şirketi idare edenler, en az her yıl bir defa
hesap vermeye ve kâr paylarını ortaklara ödemeye mecburdurlar. Hesap
devresinin uzatılmasına ait şart bâtıldır. İdare edenin ortaklardan
olmaması halinde de hüküm aynıdır.
2 - ŞİRKET
İŞLERİNİ TETKİK
MADDE 531 -
İdare salâhiyetini haiz olmasa bile her şerikin şirket işlerinin
nasıl gittiği hakkında şahsen malûmat almağa ve şirketin
defterlerini ve evrakını tetkike ve kendine mahsus olmak üzere
şirketin malî vaziyeti hakkında hülâsa çıkarmağa hakkı vardır;
hilâfına mukavele batıldır.
VIII - YENİ
ŞERİK KABULÜ VE ŞİRKETE İŞTİRAK
MADDE 532 -
Şeriklerden hiç biri diğerlerinin rızası olmadıkça şirkete üçüncü
şahsı alamaz. Şeriklerden biri kendi kendine üçüncü bir şahsı
şirketteki hissesine iştirâk ettirir veya hissesini ona devrederse
bu üçüncü şahıs şerik sıfatını ihraz etmez ve hususiyle şirket işleri hakkında üçüncü şahsın malûmat
istemeğe hakkı olamaz.
C)
ŞERİKLERİN ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARA KARŞI MÜNASEBETİ
I -
TEMSİL
MADDE 533 -
Şirket hesabına ve kendi namına bir üçüncü şahıs ile muameleye
girişen şerik, bu üçüncü şahsa karşı yalnız kendisi alacaklı ve
borçlu olur. Şirket veya bütün şerikler namına üçüncü bir şahıs ile
şeriklerden biri muameleye giriştiği halde diğer şerikler ancak
temsil hakkındaki hükümlere tevfikan üçüncü şahsın alacaklı veya
borçlusu olurlar. Kendisine idare vazifesi tahmil edilen şerik şirketi ve bütün şerikleri
üçüncü şahıslara karşı temsil etmek hakkını haiz sayılır.
II -
TEMSİLİN HÜKÜMLERİ
MADDE 534 -
Şirketin iktisap ettiği veya şirkete devredilen şeyler, alacaklar ve
aynî haklar şirket mukavelesi dairesinde müştereken şeriklere ait
olur. Şirket mukavelesinde diğer bir hüküm bulunmadıkça bir şerikin
alacaklıları haklarını ancak o şerikin tasfiyedeki hissesi üzerinde
kullanabilirler. Hilâfı mukavele edilmiş olmadıkça, şerikler,
birlikte yahut bir mümessil vasıtasiyle üçüncü şahsa karşı deruhte etmiş oldukları borçlardan
müteselsilen mes'ul olurlar.
D) ŞİRKETİN
HİTAMI
I - HİTAM
SEBEPLERİ
1 -
UMUMİYET İTİBARİYLE
MADDE 535 -
Aşağıdaki hallerde şirket nihayet bulur:
1 -
Şirketin akdinde maksut olan gayenin elde edilmesi yahut elde
edilmesinin imkânsız hale gelmesiyle.
2 -
Mirasçılar ile şirketin devamına dair evvelce yapılmış bir mukavele
olmadığı halde şeriklerden birinin ölmesiyle.
3 -
Şeriklerden birinin tasfiyedeki hissesi hakkında cebri icra vukuu
ile yahut bir şerikin müflis olması veya hacredilmesi
ile.
4 - Bütün
şeriklerin ittifak etmesiyle.
5 - Şirket
için tâyin edilen müddetin hitam bulmasiyle.
6 - Şirket
mukavelenamesinde bu hak muhafaza edildiği yahut şirket gayri
muayyen bir müddet için veya şeriklerden birinin hayatları,
müddetince tesis olunduğu hallerde bir şerikin feshi ihbar
eylemesiyle.
7 - Haklı
sebeplerden dolayı fesih için verilen mahkeme ilâmiyle.
Haklı
sebeplerden dolayı mukavelede muayyen müddetin hitamından evvel ve
eğer şirket muayyen olmıyan bir müddet için aktedilmiş ise evvelce
ihbara hacet olmaksızın şirketin feshi talep edilebilir.
2 - MUAYYEN
OLMIYAN MÜDDET ÜZERİNE ŞİRKET
MADE 536 -
Şirket muayyen olmıyan bir müddet için veya şeriklerden birinin
hayatı müddetince devam etmek üzere teşkil edilmiş ise şeriklerden
her biri altı ay evvel ihbar eylemek şartiyle feshi
talebedebilir.
İhbar,
hüsnü niyet kaidelerine tevfikan yapılmalı ve münasip olmıyan
zamanda icra edilmemelidir. Şirket hesabatı seneden seneye
yapılmakta ise fesih ancak bir hesap senesi nihayeti için
istenebilir. Mukavelede muayyen müddetin hitamından sonra zımnen
devam etmekte olan şirket muayyen olmıyan bir müddet için tecdit
edilmiş sayılır.
II -
HİTAMIN ŞİRKET İŞLERİNE TESİRİ
MADDE 537 -
Şirket ihbardan başka bir suretle fesih edilirse, bir şerikin şirket
işlerini idare hususundaki salâhiyeti, feshe muttali olduğu yahut
halin icabettiği itinayı sarfettiği halde muttali olması lâzımgelen
zamana kadar, kendi hakkında devam eder. Şirket şeriklerinden
birinin ölümiyle münfesih olursa ölen şerikin mirasçısı, diğer
şerikleri derhal bundan haberdar etmekle mükelleftirler. Mirasçı
lüzumlu olan tedbirlerin ittihazına kadar ölen şerikin evvelce de
idare etmekte olduğu işlere hüsnüniyet kaideleri dairesinde devam
eder.
Diğer
şerikler dahi mukavakkaten şirket işlerini aynı suretle idarede
devam ederler.
III -
TASFİYE
1 -
SERMAYELER HAKKINDA YAPILACAK MUAMELE
MADDE 538 -
Bir şeyin mülkiyetini sermaye olarak koyan şerik, şirketin feshi
üzerine yapılacak tasfiye neticesinde o şeyi aynen istirdat edemeyip
o kimsenin sermayesi ne miktar kıymet için kabul edilmiş ise o
kıymeti istiyebilir.
Eğer bu
kıymet tâyin edilmemiş ise istirdat o şeyin sermaye olarak konduğu
zamandaki kıymeti üzerinden yapılır.
2 -
FAZLANIN TAKSİMİ VE NOKSANLAR
MADDE 539 -
Şirketin borçları ödendikten ve şeriklerden her birinin şirkete
yaptığı avanslarla şirket için vuku bulan masrafları ve sermayeleri
iade olunduktan sonra bir şey kalırsa bu kâr, şerikler arasında
taksim olunur.
Şirketin
mevcudu borçları ve avans ve masrafları tediye olunduktan sonra
sermayelerin iadesine kâfi gelmezse, zarar şerikler arasında taksim
olunur.
3 -
TASFİYENİN NASIL YAPILACAĞI
MADDE 540 -
Şirketin hitamında tasfiye, idareden hariç olanlar dahi dahil olduğu
halde bütün şeriklerce birlikte yapılmak lâzımdır.
Şu kadar ki
eğer şirket mukavelesi şeriklerden birinin kendi namına ve şirket
hesabına muayyen bazı muameleler yapmasına dair ise bu şerik
şirketin hitamından sonra dahi o muameleleri yalnız yapmağa ve diğer
şeriklere hesap vermeğe mecburdur.
IV - ÜÇÜNCÜ
ŞAHISLARA KARŞI MESULİYET
MADDE 541 -
Şirketin nihayet bulması üçüncü şahıslara karşı taahhütleri tadil
etmez.
KANUNUN
MERİYETİ ZAMANI
MADDE 542 -
İşbu kanun; Kanunu Medeninin mevkii meriyete vazı tarihinden
muteberdir.
KANUNUN
İCRASINA MEMUR MAKAM
MADDE
543 - İşbu kanunun
hükmünü icraya Adliye Vekili memurdur.
TASHİHAT
MADDE 544 -
Kanunu Medeninin mütemmimi olan işbu kanun merbut tashihler ile
beraber kabul edilmiştir.
|